Çay latince adıyla Camellia Sinensis. O. Kuntze bitkisinin taze sürgünlerinden değişik yöntemlerle işlenmesiyle elde edilen ve dünyada sudan sonra en çok tüketilen gıda.
Çay, MÖ 2737 yılında Çin İmparatoru Shen Nung tarafından tesadüfen keşfedilir. Shen Nung bir gün bahçede ağzı açık bir kapta su kaynatılırken çalılıklardan birkaç yaprak kaynayan suyun içine düşer. Suyun içinden yapraklar toplanmadan güzel koku etrafa yayılır ve imparator bu bitkili suyu içer. Ardından çok beğenir.
Çayın Avrupa‘ya gelişi 1610 yılında olur. Türkiye‘ye gelişi ise 19. Yüzyılın sonlarına doğru rastlar. 1892 tarihli “Coğrafyayı Sınai ve Ticari” adlı esere göre ise dönemin Ticaret Nazırı (Bakanı) Esbak-ı İsmail Paşa‘nın aracılığıyla Japonya ve Çin‘den çay fidanları ve tohumları ithal edilerek Bursa’ya getirilir. Çin’den gelen çay tohumları ilk defa 1888-1892 yılları arasında Bursa‘da Ziraat Mektebi ve İnegöl’de ekilir. Ancak coğrafi şartların el vermemesi sebebiyle çay verimli olmaz.
1917 yılında İstanbul Halkalı Yüksek Ziraat Okulu mezunu, Fransa’da ihtisas yapan Ali Rıza Erten (milletvekilliği de yapmıştır) Doğu Karadeniz ve Kafkasya’ya yaptığı inceleme gezisinde Batum ve çevresinde çay, narenciye ve bambu yetiştiğini dikkate alarak, bir raporla Rize ve çevresinde bunların yetişebileceğini rapor eder. 1924 yılında 407 sayılı kanun çıkarılır. Cumhuriyetin ilk yıllarında, 6 Şubat 1924 tarihinde kabul edilen 407 sayılı kanun resmi adıyla “Rize Vilayeti ile Borçka Kazasında Fındık, Portakal, Mandalina, Limon ve Çay Yetiştirilmesi” kanunudur. Rize ve çevresinde çay yetiştirilmesi konusunda Ziraat İşleri Genel Müdürü Zihni Derin bu konuyla görevlendirilir. 1937’de ilk çalışmalar başlar ve 1938’de ilk yaş çay toplanır ve kuru çay üretimi gerçekleştirilir. 1947’de de Rize’de ilk çay fabrikası kurulur.
Yuan Hanedanlığı (1271–1368) döneminde ilk çaydanlık benzeri kaplar bu dönemde metal veya bronzdan yapılmaya başlanır. Ming Hanedanlığı (1368–1644) döneminde çayın yaprak olarak demlenme usulü yaygınlaşınca, kil ve seramik demlikler üretilir. Yixing kilinden yapılan ilk çaydanlıklar dünyaca ün kazanır.
17. Yüzyılda çay, Doğu Ticaret Şirketleri aracılığıyla lüks bir tüketim maddesi olarak Avrupa‘ya taşınır. Çin porseleni çaydanlıklar saraylara girer. Rusya‘da çay kültürü gelişir ve geleneksel semaver ile farklı boyuttaki çaydanlıklar ortaya çıkar.
BU ÇAYDANLIKLAR ÇILDIRMIŞ OLMALI SERGİSİ
2016 yılıydı. Seramik sanatçısı Aysun Çöbayır Diniz kentimize Akeramos adlı bir sanat merkezi kazandırdı. Yanlış anımsamıyorsam 30 Nisan Cumartesi günü saat 14.00’te kapılarını açan merkez, ilk olarak Ali İsmail Türemen ve Berna Türemen’in eserlerini sergilemişti. Bu yıl Akeramos’un 10. yılı.
Çayın anavatanı Rize – Çayeli, sıradışı bir sergiye ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Bursa’daki Akeramos Sanat Merkezi, kuruluşunun 10. yılında, “Bu Çaydanlıklar Çıldırmış Olmalı” başlıklı sergisiyle, 26 Eylül-2 Ekim tarihleri arasında Çayeli Belediyesi iş birliğiyle Rize’de sergi açıyor.
Serginin ilk etabı geçtiğimiz aylarda, Seramik Sır iş birliğiyle Bilecik- Pazaryeri’ndeki fabrikada gerçekleşmişti. İkinci etabı ise Rize’de gerçekleştirilecek.
“Bu Çaydanlıklar Çıldırmış Olmalı!” sergisi, gündelik yaşamın en tanıdık nesnelerinden birini sanatın yaratıcı alanına taşıyan kolektif bir buluşma niteliği taşıyor. Sanatın ve yaratıcılığın sınırlarını zorlayan eserlerin yer aldığı sergide, Akeramos bünyesinde eğitim gören öğrencilerin, sanat dostlarının ve seramik sanatına gönül veren sanatçıların eserleri çayın anavatanı 26 Eylül itibariyle, Rize – Çayeli’de sanatseverlerle buluşacak.
AYSUN ÇÖLBAYIR DİNİZ NE DEDİ?
Akeramos Sanat Merkezi’nin Sanat Direktörü Seramik Sanatçısı Aysun Çölbayır Diniz, sergi ile ilgili olarak şunları söyledi:
“Bazı nesneler vardır; gündelik hayatın içinde o kadar sıradan görünür ki taşıdıkları hikayeleri çoğu zaman fark etmeyiz. Çaydanlık da onlardan biridir. Oysa kaynayan suyun ve yükselen buharın içinde, paylaşılan zamanların sessiz tanıkları saklıdır. Bir çaydanlığın kaynaması çoğu zaman yalnızca çayın demleneceği değil aynı zamanda bir sohbetin başlayacağını da haber verir. Mutfaktan yükselen o buhar; bazen dostlukların, bazen anıların, bazen de paylaşılan sessizliklerin habercisidir. Bu yüzden çay, bu coğrafyada yalnızca bir içecek değil hayatın ritmine eşlik eden güçlü bir kültürel bağdır.
Çaydanlık formu, bu sergide alışılmış işlevinin ötesine geçerek sanatın ve hayal gücünün alanına taşınmaktadır. Pek çok seramik sanatçısının çaydanlıklardan esinlenerek oluşturduğu yaratıcı ve heykelsi formlar, gündelik bir nesnenin sanat aracılığıyla nasıl yeni anlamlar kazanabileceğini ortaya koymaktadır. Bu sergi, gündelik olan ile sanatsal olan arasındaki sınırları yeniden düşünmeye davet ediyor.
Akeramos, Bursa’da seramik sanatına gönül veren sanatçıları, öğrencileri ve sanat dostlarını bir araya getiren önemli bir üretim ve paylaşım alanıdır. Bu sergi hem bu birlikteliğin hem de yaratıcı üretimin bir yansıması olarak ortaya çıkmıştır.
Kültür gözetmeksizin, ulusal ve uluslararası pek çok seramik sanatçısı, çaydanlık formunun zengin detaylarından ve anlatım gücünden ilham alarak özgün ve yaratıcı heykelsi yorumlar ortaya koymuştur. Bu yönüyle çaydanlık, yalnızca bir kullanım objesi değil; farklı kültürlerin statik yaklaşımlarını buluşturan evrensel bir sanat formuna da dönüşmektedir. Akeramos’un 10. yılını kutlayacağımız bu sergiye destekleri ve iş birlikleri için Seramik Sır’a ve Rize – Çayeli Belediyesi’ne, bu görsel şölen için emek veren tüm sanatçılara ve öğrencilerimize teşekkürlerimizi sunuyoruz.”
SERGİ SANATÇILARI VE KATILIMCILAR
Sergide eserleri yer alan sanatçılar “Güngör Güner, Aysun Çölbayır Diniz, Ayşe Ergüner, Deniz Onur Erman, Ece Kanışkan, Elhan Ergin, Nihal Sarıoğlu, Oya Uzuner, Özgür Kaptan, Sibel Yılmaz Özgüney, Tülin Öztürk, Zuhal Bilginalp”ten oluşuyor.
Ayrıca sergi katılımcıları da şu isimler:
“Arzu Şekercioğlu, Aslı Kaya, Ayfer Evren, Ayşe Elif Bektaş, Ayşe Özge, Ayşe Ünal, Ayşen Köse, Banu Durgunlu, Betül Gizdeş, Birsen Ünlütürk, Burçin T. Ertürk, Cansu Sarıbal, Demet Türkkan, Ebru T. Civan, Edanur Altay, Ela Şenol, Elif Erdursun, Elif Serttepe, Elif Türkkan, Ferahi Öztimur, Feyza Açıkgöz, Gamze Berber, Gamze Hüzmen, Gizem Demirci, Hilal Cihantimur, Hilal Maner, İdili Diniz, İncilay Coşkunsel, İpek Ekim, Mihrican Aytuğ, Mirey Akdülger, Mirna Biyediç, Nesrin Turşucular, Nihan Alpay, Nilay Şekercioğlu, Olga Alpay, Özgür Aksu, Peri Gençoğlu, Rüyam Küçüksüleymanoğlu, Saba Solaksubaşı, Semra Bırçak, Serap Yılmaz, Serpil Kaynaklı, Sevinç Özersan, Tülay T. Bingöl, Tülün Barut, Veli Ergin, Yeşim Ete, Yonca Semiz, Z. Hande Etel, Zeynep İbiş.”
SON SÖZ
Sanat ülkemizde bir bağlamda en zor zanaat. İçinde yaşadığımız kentte üretilen İznik çinileri tüm dünyada tanınan çiniler. Geçmişimizde çini ve ipek temel üretimimizdi.
Bu bağlamda ülkemizde bir sanat galerisi açmak, onu işletmeye çalışmak ve onu 10 yıl boyunca yaşatmak gerçekten çok zor bir şey.
Bu açıdan ben Aysun Çölbayır Diniz’in bu çabalarına syagı duyuyorum. Onu ve ona inanarak yanında yer alan, onu destekleyenleri de kutluyorum.
“Bu Çaydanlıklar Çıldırmış Olmalı” sergisinin ikinci etabına başarılar diliyorum.
Sanata, sanatçıya destek veren; sanatı ve sanatçıyı yaşatmaya çalışan herkese saygıyla.
Teşekkürler Aysun Çölbayır Diniz…


