1970’li yılların başı Bursa Erkek Lisesi’ne başlamışız. Necatibey Kız Enstitüsü’nün arkasında Atatürk İlkokulu üstünde Kent Apartmanı’nda oturuyoruz. Apartman 4 blok. Biz A bloktayız. Bizim apartman ve sokağımız sonrasında fark ettiğim birçok tanınmış isimle dolu.
Uluca Kumaş’ın sahibi Alaattin Uluca, Bursa senatörlüğü yapmış olan Hikmet Akalın, Bursa MÜSİAD’ın kurucu başkanı Necat Beyeç, Sümerbank’ın karşısında halıcılık yapan Hacı amca dediğim Kaşif İyibilen, TEK Müdürü Nadir Baş, BEL öğretmenlerinden Mehmet Günay hocam, Kent İnşaat sahipleri Namık, Mahmut ve Niyazi amcalar.
Biraz ilerimizde Selçuk Acar öğretmen, onun karşı çaprazında Abdurrahman Eren öğretmen, tekstilci Halil Solaklar, Enver Alkoçlar. Biraz aşağımızda Sait Filiz öğretmen, bankacı Orhan Oral amca, Talat Diniz gibi isimler. Şu anda aklıma gelmeyen birçok bilinen isim.
Bu arada bizim apartmanın D bloğunda da her sabahın köründe erkenden kalkıp, işe giden bir ağabeyimiz var. Adı Hüseyin Özdilek, havlucu dükkanı açmış. Eski deyimle kapı gibi bir ağabey. Karşılaştığınızda o tok sesiyle “günaydın” diyen bir isim.
Evet, ben Hüseyin Özdilek’i 1970’li yılların ilk yarısında tanıdım. Bir komşu ağabeyimizdi. Bu ağabey süreç içinde işsiz kaldığı yıllar da oldu. Ama hiç vazgeçmedi, onun girişimci kişiliği bugünün devi Özdilek Holding’i doğurdu. Deyim yerindeyse tırnaklarıyla kazıdı. Ve başardı.

HÜSEYİN ÖZDİLEK İLE SOHBETLERİMDEN NOTLAR
Hüseyin Özdilek 1971 yılında iki adet dokuma tezgahı, 5 personel ve yıllık 10 ton havlu üretim kapasitesiyle havluculuğa başlar. Günümüzde tam entegre üretim tesisleriyle; Avrupa, Kuzey Amerika ve Orta Doğu’da sektörün en yüksek kapasiteli üreticisi ve ihracatçılarından biri olur.
Aşağıda Hüseyin ağabey ile yapmış olduğumuz sohbetlerden çıkardığım bazı notları onun anlatımı ile bulacasınız:
“Tokat’ın Erbaa kazasında doğdum. Yaşım 10 iken babam vefat etti. 3 kardeş ve babaannem ile beraber geçim sıkıntısına düştük. Tütün yapıyorduk. O zaman sanayi yok. Erbaa’da Marsilya denen iki tane Avrupa tipi kiremit fabrikası vardı. Diğerleri de yerli denilen kiremit üretiyorlardı, gayet iptidai şekilde. O Marsilya kiremiti üreten fabrikaya, katip Hidayet
Bey amcamızın torpiliyle girdim. İki buçuk lira yevmiye ile, yaşım on. Tabii kış aylarında okula giderken, cumartesi pazar tatillerinde de pazar yerlerinde çakmak taşı satardım. Çakmak taşının yüz tanesini 2,5 liraya alıp 5 liraya satardım ve 12,5 lira da cumartesi pazar günü kazanırdım. Ben gaz lambası ışığında ders çalıştım. Elektrik yoktu. Tütün ve şeker pancarı üreterek çocukluğumuz geçti. Tokat’tan Bursa’ya geldiğimizde dayımın havlu mağazasında satış elemanı olarak 50 lira haftalıkla işe başladım.
Akşam da Ticaret Lisesi’ne devam ettim. Yarım gün çalışsam 25 lira alacaktım. 50 lira alarak aileme daha çok katkıda bulunmak için bunu yaptım. Eskişehir İktisadi Ticari İlimler Akademisi’ne girmeden önce baba evini 18 bin liraya sattık. 14 bin lirası ile bir dükkan açtık.
Ulucami ile Orhan camii arasında 30 metrekarelik bir dükkandı. Üç yıl sonra dükkanları belediye yıktı. Ondan sonra da havlu üretimine başladık. Bir yıl boş gezdim. İşsizliği çok iyi bilirim.
Aynı zamanda da akademiye gitmeye karar verdim. Önce Eskişehir’e İTİA’ya gittim sonra naklimi Bursa’ya aldırdım. Tabii o dönemler Türkiye’nin biraz karışık olduğu ve sağ-sol kavgalarının çok arttığı yıllardı.
O boşta kaldığım yıllarda İngiltere’de master yapan bir arkadaşım beni davet edince dükkanı satıp onunla bir ev aldım. Ailemin geçimini garanti ettikten sonra İngiltere yollarına düştüm. Ancak vize alamayınca birkaç ülke dolaşıp kendimi İsveç’te buldum. Oradan İngiltere için şansını bir daha denedim ama yine olmadı. Bu sefer de bir arkadaşımın ‘Berlin’de çok iş var’ önerisi ile kendimi Berlin’de buldum. Berlin’de inşaatlarda çalışıp Bursa’ya dönünce gelen bir ortaklık teklifini değerlendirip bildiğim iş olan havlu işine geri döndüm. Önce iki kiralık tezgahla başladım, ortak ayrılınca evi satıp 6 tezgahlı küçük bir üreticiye dönüştük.
1969 yılında, Eskişehir Ticari İlimler Akademisi’nde başladığım yüksek öğrenimine 1971 yılında geçiş yaptığım Bursa Ticari İlimler Akademisi’nde devam ettim. 1980 yılında Uludağ Üniversitesi’nden mezun oldum. Aynı yıl, Manisa – Kırkağaç’ta askerlik görevimi tamamladım.
Mesela bizim binlerle ifade edilen tedarikçimiz var. Bunların paralarını hiç aksatmadan gününde ödedik. Çünkü itibar para kazancından daha önemli. Hırs mantığın önüne geçmeyecek. Hayat mücadele değildir, mücadele hayattır. Yorgunluğu kendinize problem kabul etmeyeceksiniz, yorulmamayı problem edeceksiniz.
Dünyada 3 tip insan var. Zeka engelliler, normal zekalılar ve üstün zekalılar. Bu yapılan işlerin hiçbirisi üstün zekalılara göre dizayn edilmemiş. Einstein olursan hiçbir mahsuru yok, olursan ol, Allah vergisi. Bu işler normal zekalı olanlara göre dizayn edilmiş ve normal zekalı insanlar bu işleri planlıyor. Bütün mesele bunu planlayıp yoluna devam edeceksin.
Önce işletmenizi siz seveceksiniz, içini dolduracaksınız ve ekibe önder olacaksınız. Ekibe önder olursanız, ekip de sizin yolunuzdan gelir. Gençlere tavsiyem, sevmediğiniz işi yapmayın, yaptığınız işi sevin. Yorulmaktan rahatsız olmayın, yorulmamaktan rahatsız olun.”

HÜSEYİN ÖZDİLEK VE HAYIRSEVERLİK
Hüseyin Özdilek nereden geldiğini bilen ve bunu hiç unutmayan bir insan olarak kentimizde ve ülkemizde çeşitli hayırlara vesile oldu. Bunlardan aklımda kalanlar şunlardı:
“Hüseyin Özdilek; 1996’da Tokat – Erbaa Hüseyin Özdilek İlköğretim Okulu’nu, 1997’de Bursa Naz Özdilek İlköğretim Okulu’nu, 1997’de Afyon Emir Murat Özdilek Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi’ni, 1998’de Kocaeli Dürdane Özdilek İlköğretim Okulu’nu, 2006’da Bursa Hüseyin Özdilek Anadolu Tekstil Meslek Lisesi’ni ve 2010 yılında Antalya Hüsniye Özdilek Anadolu Ticaret Meslek Lisesi’ni yaptırarak eğitime destek vermiştir.
Ayrıca, Özdilek Eğitim Sağlık Kültür ve Sanat Vakfı ile başarılı olan öğrencilere her yıl burs verilmektedir. Bunlara ek olarak; 1999 yılında hayata geçen İzmir – Balçova’da bir Polis Merkezi, Tokat Devlet Hastanesi’nde bir yoğun bakım ünitesi ve 2007 yılında, İnegöl’de hizmete giren bir sağlık ocağı Özdilek tarafından yaptırılmış ve devlete teslim edilmiştir.”
Kuşkusuz bunlardan başka yapılanlardan da vardır. Benim aklımda kalanlar bunlardı.

SON SÖZ
Evet, benim gözümden kısaca Hüseyin Özdilek böyle. O asla vazgeçmeyen, yapmaya çalıştığı işi en iyi şekilde yapmaya çalışan, kibirden uzak, bulunduğu her ortamda düşüncesini uygarca ifade eden bir örnek girişimci, model alınacak bir sanayici. Binlerce insana ekmek kapısı yarattı. Binlerce tedarikçiyle çalıştı.
Hüseyin Özdilek bundan 3 yıl önce işlerini oğlu Emir Murat Özdilek’e bıraktı. Özdilek Holding geçtiğimiz günlerde İstanbul’da 55. yaşını kutladı. Özdilek Holding 7 bin 600 çalışanı ile 3 sektörde ve 17 farklı iş kolunda faaliyetini sürdürüyor.
Ben Özdilek Holding’e nice 55’li yaşlar dilerken, Hüseyin Özdilek’e de “Hüseyin ağabey iyi ki varsın” diyorum.