Lancet, 1823 yılında Thomas Wakley tarafından kurulan bağımsız, uluslararası haftalık bir genel tıp dergisi olarak yayınlanmaya başlar. Dergi, ilk sayısından (5 Ekim 1823) bu yana, tıbbın topluma hizmet edip onu dönüştürebilmesi ve insanların yaşamlarını olumlu yönde etkileyebilmesi için bilimi yaygınlaştırmaya çalışır.
The Lancet, iki asırdan fazla bir süredir toplumumuzdaki acil konuları ele almaya, tartışma başlatmaya, bilimi bağlamına oturtmaya ve dünya çapındaki karar vericileri etkilemeye çalışır. The Lancet Group, bir dergi ailesi olarak gelişmiş olsa da özünde tıbbın topluma hizmet etmesi, bilginin toplumu dönüştürmesi ve en iyi bilimin daha iyi yaşamlara yol açması gerektiği inancını korur.
Kurumun sağlığa bakışı şöyle:
“Kimse cinsiyeti, etnik kökeni, yaşı veya ruh sağlığı nedeniyle kardiyovasküler bakım alanındaki ilerlemelerin faydalarından mahrum bırakılmamalıdır. Açık kanıtlara ve etkili çözümlere rağmen eşitsizliklerin devam etmesine izin vermek, hayatlara mal oluyor.”
Bu eşitsizliklerle mücadele etmek için Lancet Group içindeki Lancet Bölgesel Sağlık – Avrupa, komisyon çalışmalarına devam eden bir çalışma kapsamında, Kardiyovasküler Sağlıkta Eşitsizlikler ve Farklılıklar Serisi başlatır.
Bu çalışmaların içinde TBnet (Tüberküloz Ağı) ağı kapsamında yapılan 11 Avrupa ülkesinden 21 merkezin katılımıyla yürütülen bir kapsamlı çalışma içinde BUÜ Tıp Fakültesi de yer alır. Almanya‘daki Saarland Üniversitesi ve Borstel Araştırma Merkezi liderliğinde yürütülen çalışmaya BUÜ Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aslı Görek Dilektaşlı ve BUÜ İmmünoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Barbaros Oral katkı sağlar.
Pandemi ile başlayan süreçte çalışma sonuçlanır ve The Lancet Regional Health – Europe’da (Lancet Bölgesel Sağlık-Avrupa) yayımlanır. Dergide 15 sayfalık bir akademik makale olarak yer alır.
Özetle çalışmada Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) akademisyenlerinin aralarında bulunduğu uluslararası bir araştırma ekibi, tüberküloz (verem) enfeksiyonunun tanısında yaygın olarak kullanılan bir testin bağışıklığı zayıflamış hastalarda tek başına yeterli olmadığını ortaya koyar. Yani çalışma mevcut uygulanan testin özellikle bağışık sistemi zayıflamış kişilerde sağlıklı sonuç vermediğini ortaya çıkar. Dolayısıyla bu kişilerde uygulanan bu testin yanında başka testler ve verilere ihtiyaç olduğu saptanır.
PROF. DR. BARBAROS ORAL NE DEDİ?
Konu hakkında bilgi veren BUÜ İmmünoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Barbaros Oral, uluslararası bir araştırmada yer almaktan büyük gurur duyduklarını belirterek şöyle devam etti:
“Tüberküloz, bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde çok daha kolay ilerleyebilen, tehlikeli bir hastalıktır. Bu nedenle organ nakli, kök hücre nakli, romatoid artrit, kronik böbrek yetmezliği veya HIV enfeksiyonu gibi durumlarda bağışıklığı baskılanmış bireylerin tüberküloz enfeksiyonu taşıyıp taşımadığını belirlemek hayati önem taşıyor. Günümüzde, tüberküloz enfeksiyonunun teşhisi için hala standart bir yöntem bulunmuyor. Yaygın kullanılan Tüberkülin Cilt Testi’nin (PPD) duyarlılık ve özgüllük açısından ciddi sınırlılıkları var. Bu nedenle geliştirilen alternatif yöntemlerden biri olan QuantiFERON-TB Gold Plus® (QFT+) testi, vücudun verem mikrobuna karşı bağışıklık tepkisini ölçüyor. Ancak, bağışıklık sistemi zayıfsa bu test yanlış negatif sonuçlar verebiliyor.”
DOÇ. DR. ASLI GÖREK DİLEKTAŞLI NE DEDİ?
BUÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aslı Görek Dilektaşlı ise çalışmanın, alanında bugüne kadar yapılmış en büyük çok merkezli araştırma olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:
“Avrupa çapında tüberküloz araştırmaları yürüten TBnet ağı kapsamında; bağışıklık sistemleri zayıflayan 2.600’den fazla hastanın verisini incelediğimiz kapsamlı bir çalışma yürüttük. Yürütülen bu araştırmada, QFT+ testinin özellikle bağışıklığı baskılanmış bireylerde tek başına güvenilir bir test olmadığını ve gelecekte tüberküloz hastalığı gelişimini öngörmede zayıf bir yöntem olduğunu ortaya koyduk. Bu sonuçlar ışığında, özellikle bağışıklığı baskılanmış hasta gruplarında, tüberküloz enfeksiyonu tanısı için QFT+ testinin tek başına kullanılmaması gerektiği sonucuna vardık.”
SON SÖZ
Bu beni mutlu etti. Bursa olarak ülkemizi temsilen Avrupa’daki bir bilimsel çalışmanın içinde yer almak gurur verici.
Beni bir başka mutlu eden konu da akademi dünyasının son dönemlerde gündeme geldiği olumsuzluklar ve sahtelik iddialarının yanında ülkemizde gerçek bilim insanlarının olduğunu, bunların uluslararası çalışmaların içinde yer aldığını bir kez daha görmek.
Hele hele bu çalışmanın içinde bazı resmi kurum temsilcilerinin kadınların miras hukukunda nasıl yer alması gerektiği konusundaki saçma sapan açıklamaları, kadın cinayetlerinin, tacizlerin ve iş dünyasındaki cinsiyet ayırımcılığının gündemi içinde araştırmada ülkemizi temsil eden iki bilim insanından birinin kadın olması verilen en güzel yanıt.
YÖK, kadınların yükseköğretime erişimine yönelik bilgileri içinde kadınlar akademide yüzde 46,4 oranında, kadın öğrenciler ise üniversitede 51,7 oranında yer alıyor.
Ben buradan Bursa Uludağ Üniversitesi’ni ve onun değerli bilim insanları Prof. Dr. Barbaros Oral ile Doç. Dr. Aslı Görek Dilektaşlı’yı kutluyorum.


