Yaşamda kader dediğimiz şey insanın yaşam yolculuğunda önüne çıkan yol ayırımlarında yaptığı seçimlerden oluşur. Dini açıdan baktığımızda İsra suresi 13.ayet mealen diyor ki; “Ve biz, her bir insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık.
Yunus Emre (1238/1240 Eskişehir-1321) diyor ki “Zorlayınca olmaz nasipse olur, zorlamadan da nasip olmaz çünkü kader gayrete aşıktır”.
Evet seçimler önemlidir ve insanın yaşamını, geleceğini bir bağlamda kaderini şekillendirir. Bir adam 1919’da bir İngiliz Gemisi’ne binip gitmek yerine, Samsun’a birkaç arkadaşı ile çıktı. Aradan dört yıl geçti. Büyük Taarruz ile zaferler pekişti Lozan imzalandı.
102 yıl önce bugün, 28 Ekim 1923’de Çankaya Köşkü‘nde bir akşam yemeği verdi. İsmet Paşa, Fethi (Okyar) Bey, Kazım (Özalp) Paşa, Kemalettin Sami (Gökçen) Paşa, Halit (Karsıalan) Paşa, Rize mebusu Fuat (Bulca) Bey ve Afyon mebusu Ruşen Eşref Bey‘i (Ünaydın) misafir olarak ağırladı. Konuklarına, “yemekten sonra Anayasa’nın bazı maddelerinin üzerinde çalışacaklarını” bildirdi. Yeni başbakan adayı olduğunu söylediği İsmet Paşa’yı da bu çalışmaya davet etti.
Yemekteki özel menüde hünkar tarhana çorbası, marmarina (ıspanak ve yufka ile hazırlanan açık tepsi böreği), saray kebabı ve helva-i hakani vardı.
Sonra bu adam yemek bıçağını eline aldı, doğruldu, derin bir nefes aldıktan sonra hafifçe tabağına vurarak şöyle dedi:
“Efendiler yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz”
Gazi Mustafa Kemal Paşa uygun bir süre bekledikten sonra açıklamasını sürdürür:
“Türkiye Devleti’nin hükümet şekli cumhuriyettir. Bunu anayasamıza, yarınki Meclis toplantımızda koyduracağız. Hazırlıklarımızı bir kez daha gözden geçirmeliyiz.”
Gazi Mustafa Kemal Paşa, Nutuk’ta o geceyi şöyle anlatır:
“Çankaya’ya gitmek üzere Meclis binasını terk ederken, Kemalettin Sami ve Halit Paşaların beni beklemekte olduklarını anlayınca, akşam yemeğine gelmelerini Savunma bakanı Kâzım Paşa aracılığıyla bildirdim. İsmet Paşa ile Kâzım Paşa’ya ve Fethi Bey’e de Çankaya’ya benimle beraber gelmelerini söyledim. Çankaya’ya gittiğim zaman orada, beni görmek üzere gelmiş Rize milletvekili Fuat, Afyon milletvekili Ruşen Eşref Beylere rastladım. Onları da yemeğe alıkoydum.
Yemek esnasında, ‘Yarın Cumhuriyet ilan edeceğiz!’ dedim. Hazır bulunan arkadaşlar derhal düşünceme katıldılar. Yemeği terk ettik. O dakikadan itibaren, nasıl hareket edileceği hakkında, kısa bir program belirleyip arkadaşları görevlendirdim.
Tespit ettiğim program ve verdiğim talimatın uygulamasını göreceksiniz!
Mustafa Kemal Paşa o gece İsmet Paşa ile 1921 Anayasası’nın bazı maddelerini değiştiren kanun tasarısını hazırladı.
***
Efendiler, görüyorsunuz ki, Cumhuriyetin ilanına karar verebilmek için Ankara’da bulunan bütün arkadaşlarımı davet ederek onlarla görüşüp tartışmaya asla lüzum görmedim. Çünkü onların da aslında ve tabii olarak benim gibi düşündüklerinden şüphe etmiyordum. Hâlbuki o sırada Ankara’da bulunmayan bazı kişiler, yetkileri olmadığı halde, kendilerine haber verilmeden, düşünce ve rızaları alınmadan Cumhuriyetin ilan edilmiş olmasını bize gücenme ve bizden ayrılma sebebi saydılar.”

29 EKİM 1923’DE NE OLDU?
Meclis, 29 Ekim 1923 Pazartesi saat 18.00’de İsmet İnönü başkanlığında toplandı. Anayasa Komisyonu tarafından sunulan ve anayasa değişikliğini içeren teklif acilen görüşülmesi için gündeme kaydedildi.

Tasarı saat 20.30’da oturuma katılan 158 üyenin tamamının oyuyla kabul edildi. Cumhuriyetin ilanı “Yaşasın Cumhuriyet” sesleri ve alkışlarla karşılandı.
Cumhuriyetin ilanının ardından cumhurbaşkanlığı seçimine geçildi. Yapılan gizli oylamada 158 milletvekilinin tamamının oyunu alan Gazi Mustafa Kemal, TBMM tarafından yeni Türk devletinin ilk cumhurbaşkanı seçildi.
Cumhurbaşkanı unvanıyla kürsüye çıkan Mustafa Kemal Paşa‘nın Meclise hitabı TBMM kayıtlarında şöyle yer aldı:
“Efendiler; asırlardan beri Doğu’da haksızlığa ve zulme uğramış olan milletimiz, Türk milleti, gerçekte soydan sahip bulunduğu yüksek kabiliyetlerden yoksun zannediliyordu.
Son yıllarda milletimizin fiili olarak gösterdiği kabiliyet, istidat ve kavrayış kendi hakkında kötü düşünenlerin ne kadar gafil ve ne kadar gerçeği görmekten uzak, görünüşe aldanan insanlar olduğunu pek güzel ispat etti.
Milletimiz kendisinde var olan vasıfları ve değeri, hükümetin yeni adıyla medeniyet dünyasına çok daha kolaylıkla gösterebilecektir. Türkiye Cumhuriyeti, dünya devletleri arasında tuttuğu yere layık olduğunu eserleriyle ispat edecektir.
Arkadaşlar; bu yüksek rejimi yaratan Türk milletinin son dört yıl içinde kazandığı zafer, bundan sonra da birkaç misli olmak üzere kendini gösterecektir. Bendeniz, kazandığım bu güven ve itimada layık olmak için pek önemli gördüğüm bir noktadaki ihtiyacı arz etmek mecburiyetindeyim. O ihtiyaç, yüce heyetinizin şahsıma karşı gösterdiği sevgi, güven ve desteğin devamıdır. Ancak bu sayede ve Tanrı’nın yardımıyla, bana verdiğiniz ve vereceğiniz görevleri en iyi şekilde yapabileceğimi ümit ediyorum.
Daima sayın arkadaşlarımın ellerine çok samimi ve sıkı bir şekilde yapışarak, kendimi onların şahıslarından bir an bile uzak görmeyerek çalışacağım. Daima milletin sevgi ve güvenine dayanarak hep birlikte ileri gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır.”

ATATÜRK NEYİ GERİ ÇEVİRDİ?
Evet, Mustafa Kemal 102 yıl önce, bir lider kendi sultanlığını oluşturabilecek tüm koşullar müsait iken en zorunu seçip, bağımsızlığı şiar edinmiş halkın hak ettiği koşullarda özgürce yaşayabilmesi için, hayatını kendisine değil millete adamayı görev edindi.
Bu lider 102 yıl önce bugün Ortadoğu’nun sınırları cetvelle çizilen amaçsız ve bedel ödememiş ülkelerine benzememek için bir devrimler dizisi başlattı.
10 Kasım 1981’de Atamız’ın vefatının yıldönümünde meslek büyüğümüz Türk aydınlanmasının büyük isimlerinden Uğur Mumcu, Cumhuriyet Gazetesi’nde şöyle diyordu:
“Kemalist model, kendine özgü devrimci bir çizgiyi oluşturmaktadır. Sanayileşmemiş, modern sınıfları oluşmamış, feodal yapı içinde kapalı kalmış toplumsal yapıların bu az gelişmişlik çemberini kırmaları için öngörülen siyasal yönetim biçimine, evrensel boyutlarda ‘Kemalist model’ diyoruz.”

SON SÖZ

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yolun başlangıcında milletimizin “kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk Devleti” kurmak üzere “ya istiklâl ya ölüm” ilkesi ile başlattığı Milli Mücadele ve Kurtuluş Savaşımız yer alır. Bu süreç içinde Erzurum ve Sivas Kongrelerini takiben 23 Nisan 1920’de, millî iradeye dayanan Türkiye Büyük Millet Meclisi açılır.  Ve bütün dünyaya karşı, yayınladığı beyanname ile “egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olduğunu” ve “Büyük Millet Meclisi’nin üzerinde hiçbir makam bulunmadığını” ilân eder.

Gerçi bu meclis ve bu meclisin içinden çıkan “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti”, yapısı ve işleyişi yönünden, aslında ismi konmamış bir cumhuriyet yönetiminden farksızdı. Ama Millî Mücadele’nin ve Kurtuluş Savaşı’nın zaferle bitişini ve Lozan Antlaşması’yla bağımsızlığımızın bütün devletlerce onayını takiben, artık devlet yönetiminin daha açık biçimde isim alması gerekiyordu.

Burada 29 Ekim 1923 günü yapılan Anayasa değişikliği ile bu husus da yerine getirildi.

Gençlerimiz ve her gelecek kuşak bilmelidir ki, bu vatanda kurduğumuz Cumhuriyet yönetimi, Atatürk’ün önderliğinde çok büyük fedakârlıklarla kazanılan bir ölüm kalım savaşından sonra gerçekleştirildi. Bu büyük başarının arkasında binlerce şehidin, binlerce gazinin kanı ve harcı vardır.

Bu açıdan, kurulan bu büyük eserin her yönü ile gelişmesi, geliştirilmesi, doğabilecek her türlü tehlikeden titizlikle korunması önemlidir. Bu Cumhuriyet kuşaklarının Atatürk’e ve onun inkılâp arkadaşlarına borçlu olduğu kaçınılmaz bir görevdir. Cumhuriyet kuşakları, bu görevin bilinci içinde, kendilerine bırakılan emaneti daima koruyacaklar, Türkiye Cumhuriyeti’ni Büyük Önderin çizdiği yolda ebediyen yaşatacaklardır.

***

O dönem Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde arkadaşlarının yol ayırımlarında yaptıkları tercihler bizlere düşman işgalinden kurtulmuş, özgürlüğünü kazanmış, Cumhuriyetini ilan etmiş bir ülke getirdi.

Eğer onların tercihleri özgürlük mücadelesinden yana olmasaydı, Kurtuluş Savaşı olmayacaktı. Sevr Antlaşması hayata geçmiş olacaktı. Türkiye işgal altında olacaktı.

Atam iyi ki vardın! İyi ki Atamızsın!

Sana ve sana inanan yol arkadaşlarına bu güzel vatanı borçluyuz.

Saygı, rahmet ve minnetle.

Işıklar içinde uyuyun.