Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nca, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi (AKM)’de tanıtımı yapılan “Anadolu’daki Bereket, Birikim ve Beceri” mottosuyla hayata geçirilen Anadoludakiler Projesi, Kalkınma Ajansları ve Bölge Kalkınma İdareleri aracılığıyla yürütülecek.

Atatürk Kültür Merkezi dediğimizde aklıma 27 Kasım 1970’de yanmazdan önce babamlarla izlediğim Arthur Miller’in Cadı Kazanı gelir. Sonrasında dostum, okul arkadaşım Sevgili Tarık Tarcan’ın 1980 yılında katıldığı ve onun sanat yaşantısının başlangıcı olan Vakko’nun manken seçmelerinin yapıldığı gün gelir. Birkaç arkadaşı onun yanında olmak için seçmelere gitmiştik. Rahmetli Cüneyt Gökçer’in Kral Lear’ı canlandırdığı oyunu bir süre önce kaybettiğimiz değerli eşi Ayten Gökçer ile aynı sırada izlemiştim. En son da Anadolu Ateşi’ni izleme fırsatım olmuştu. AKM’nin yeni halini görmek Anadoludakiler Projesi lansmanına nasipmiş.

Toplantının başlamasından önce orada olduğumuzdan birkaç saatimiz vardı. Bende İlker Özarslan, Ahmet Erdönmez, Prof. Dr. Mustafa Şahin ve Aziz Elbas’ı bir İstiklal Caddesi nostaljisi yapmaya ikna ettim. Turumuzu attık ve dönüşte profiterolün mucidi İnci Pastanesi’ne uğradık. Sonrasında da toplantıya geçtik.
Çini Devlet Sanatçıları Adil Can Güven ve Nural Güven ile ayrıca Bursa Bıçakçılar Derneği Başkanı Fatih Adliğ ile tanışmak o programda nasip oldu.

EMİNE ERDOĞAN’IN KONUŞMASINDAN

Anadoludakiler Projesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan himayelerinde yürütülüyor.
Edip Cansever’in “İnsan yaşadığı yere benzer. O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer” mısralarını aktardığı konuşmasında Emine Erdoğan, özetle şunlara değindi:
“Biz, bu toprağın insanları, hepimiz Anadolu’ya benzeriz. Büyüklerimizin anlattığı hikâyelerin irfanıyla ruhlarımız mayalanır. Buğdayın rengi tenimize işler, dumanlı dağların, reyhan ve kekiğin, Fırat ve Dicle’nin kokusu üzerimize siner. Bizi biz yapan Anadolu, toprakla buluşarak berekete, soframıza erişerek birikime, kalbimizden dökülerek beceriye dönüşür.

Medeniyetler beşiği bu topraklar insanlığın ilk ana yurdu, keşiflerin coğrafyası, tarihte ilklerin ve teklerin yaşandığı yerdir.

Bu toprağın insanları olarak tarihî sorumluluk üstlenip, parçası oldukları kadim hikâyeye kulak verdiler. Hep birlikte bu hikâyeyi, yaşadığımız dünyada yeniden anlamlandırma yolculuğuna çıkıyoruz. Bu projeyle Anadolu’muzun yerel ve geleneksel ürünlerini tanıtmayı, yeniliklerle günümüze taşımayı, vatandaşlarımız ve tüm insanlığın istifadesine sunmayı amaçlıyoruz. Aynı zamanda, yerel ürünlerimizi markalaştırarak ve küresel pazarlara taşıyarak ulusal kalkınmayı desteklemeyi hedefliyoruz.

Anadolu’nun yıldızları tükenmez, yeter ki bizler özgün hikâyelerimizi koruyarak zenginliğimizi sürdürülebilir kılmayı bilelim. Zira Zerzevan’dan Truva’ya, Göbeklitepe’den Çatalhöyük’e, Dara’dan Boğazköy’e teknoloji ve sanatın diline tercüme edebileceğimiz pek çok özel yere sahibiz. Tarihin seyrini, yalnızca göğsünü düşmana siper eden kahramanlar belirlemez. Hatta tarih öyle anlarla doludur ki kalemin keskinliği kılıcı geçer.

Medeniyetleri kuranlar ve yaşatanlar, hayatın seyrini değiştiren kâşiflerle toplumları dönüştüren ilim ve kültür insanlarıdır. Cezeri’nin makinelerinin, Evliya Çelebi’nin seyahatlerinin, Piri Reis’in haritalarının tanıtımına yapılacak her yatırım ülkenin marka değerine sunduğu katkıyla bütün yerel değerlerin hikâyesini güçlendirecek, böylelikle Midyat’ın telkârisini, Antep’in kutnusunu(ipekle karışık pamuktan ya da yalnızca pamuktan dokunmuş, kalın ve ensiz kumaş), Kütahya’nın çinisini, Bursa’nın ipeğini de dünyanın en işlek caddelerindeki vitrinlere çıkartmalıyız.

(Burada bir notum var. Kütahya çinisi elbette değerlidir. Ama Bursa ipeğinin yanında, İznik çinisi ondan çok eski kökleri, Bizans’a dayanan bir birikimin üzerine Selçuklular ve sonrasında Osmanlılar tarafından geliştirilerek bizlere bırakılmış değerli bir mirasımızdır. Belki de dünyada yazılmış ilk çini kitabı Anadolu topraklarında Farsça olarak Selçuk dönemine denk gelir. Dönemin Sultanına armağan edilmiştir. Bursalı çini sanatçısı ve İznik’teki Çinicilik MYO kurucusu Turgut Tuna hocanın yüksek lisans çalışması bu konu üzerinedir. Ve çalışmada Frasçadan dilimize çeviri de değerli kültür insanı Dr. Mehdi Kamruz yapmıştır.)

12 bin yıl önce Göbeklitepe’de ilk tohumu toprakla buluşturan, ilk buğdayı öğüten, ilk ekmeği pişirenlerin hikâyelerini dünyaya anlatmalıyız. İlk kumaşın 9 bin yıl önce Çatalhöyük’te dokunduğu bilgisinin arkeoloji ve tarih kitaplarında kalmayarak kıtalar dolaşmasını sağlayalım. Bergama ile İskenderiye Kütüphaneleri arasındaki yarış nedeniyle icat edilen parşömen kâğıdının dünyayı değiştiren yolculuğunu duyuralım. Yurdumuzun doğal bir film platosu niteliğindeki güzelliklerini, bu güzellikleri görünür ve yaşar kılan kültürümüzü yeni nesil çocuk kitaplarına, romanlara, filmlere aktaralım. İnanıyorum ki bu anlamlı projenin her bir destekçisi, insanlığın asırlardır ilmek ilmek dokuduğu Anadolu medeniyeti kumaşına, kendi ipliğinden bir düğüm atacak, yaşatmak istediğimiz mirası daha güçlü bir şekilde geleceğe taşıyacaktır.”
Emine Erdoğan’ın konuşması içeriği dolu ve güzel bir konuşmaydı.
Emine Erdoğan, Anadolu’yla ilgili kısa film gösterilen programdaki konuşmasının ardından katılımcılarla aile fotoğrafı çektirdi. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Kacır, Emine Erdoğan’a Kütahya çinisinden yapılan tabloyu takdim etti.
Ayrıca moderatörlüğünü Danilo Zanna’nın yaptığı, şef, seyyah ve araştırmacı Ömür Akkor, Talip Murat Kolbaşı ve tasarımcı Dilek Hanif’in konuşmacı olduğu panelin de yer aldığı programda sanatçı Fırat Neziroğlu atölye çalışması yaptı.
Davetleri ve güzel ev sahiplikleri için BEBKA’ya teşekkür ediyorum.