İstiklal Harbimizin dönüm noktası Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Muharebesidir. Orada yazılan destanın özü “Yok edilmek ve vatanından kovulmak istenen bir halkın millet olmasında, ülkesini işgalcilerden elbirliği ile kurtarması ve özgür yaşama isteğinin belirmesi”dir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 20 Temmuz 1922’deki oturumunda Mustafa Kemal Paşa’ya dördüncü kez Başkomutanlık yetkisi verilir. Ancak bu sefer önceki Başkomutanlık yetkilerinden farklı olarak Mustafa Kemal Paşa mecliste yaptığı konuşmada, “… Bugün ordumuzun manevi kuvveti en yüksek derecededir. Ordumuzun maddi kuvveti de fevkalade bir önleme gerek hissettirmeksizin milli emelleri tam bir güvenle elde edecek düzeye ulaşmıştır. Bu nedenle böyle bir yetkiyi devam ettirmeye gerek kalmadığı görüşündeyim..” der ve kendisine geniş yetkiler verilmesine karşı çıkar.
Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taarruz için lojistik hazırlıkları bütün hızıyla devam ettirirken bir taraftan da harekât planları üzerinde çalışmalarını sürdürür. Her ne kadar Başkomutanlık yetkisi ile ilgili görüşme mecliste 20 Temmuz’da yapıldıysa da Mustafa Kemal Paşa taarruz kararını haziran ayında alır ve hazırlıkları gizli olarak yürütür.

Bu karardan sadece Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ile Milli Savunma Bakanı Kazım Paşa haberdardır. Mustafa Kemal Paşa gezi adı altında bir seyahat gerçekleştirerek gittiği Sarıköy İstasyonu’nda İsmet Paşa, Fevzi Paşa ve Kazım Paşa ile bir durum değerlendirmesi yapar. Tarih kararlaştırılır.
Büyük Taarruz için 26 Ağustos’ta saat 03:00’te karargâhtan ayrılan Mustafa Kemal Paşa beraberinde Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa olduğu halde Birinci Ordu’nun gözetleme yeri olan Kocatepe’ye gelir ve sabah saat 05:00’te gün ağarırken Türk topçu ateşiyle taarruz başlar.
Tarafların ordu mevcutları şu şekilde idi:
“Yunan kuvvetleri, 6.564 subay, 218.000 er, 83 tüfek, 1.300 kılıç, 3.113 makineli tüfek, 1.280 ağır makineli tüfek, 418 top ve 50 uçak. Türk kuvvetleri, 8.659 subay, 199.283 er, 100.352 tüfek, 2.025 hafif makineli tüfek, 839 ağır makineli tüfek, 5.000 kılıç, 340 top ve 8 uçak.”
Zafer kazanılması ülkemizde ve dünyada büyük yankı bulur. Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Muharebesi sonucunda Türk ordusunun 2 bin 543’ü şehit, 9 bin 977’si yaralı ve 101’i esir olmak üzere 12 bin 621 kişi zayiatı mevcuttu.
İLK KUTLAMA
Büyük Zafer’den iki yıl sonra 30 Ağustos 1924 cumartesi günü Dumlupınar’da Çal Köyü yakınlarında Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın da katılımıyla Büyük Zafer için ilk kutlama töreni yapılır. Zaferi kutlamak için iki yıl beklemenin en önemli nedeni 1923 yılının yeni Türkiye açısından hem ulusal hem de uluslararası alanda yoğunluğun had safhada olmasıdır.
Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi 12 Ağustos 1924 tarihli nüshasının birinci sayfasından “Dumlupınar Meydan Muharebesi Tes’idi-kutlaması-” başlıklı haberiyle bu sene ilk kez kutlama töreni yapılacağını duyurur.
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 30 Ağustos 1924 yılında Dumlupınar’da yaptığı konuşmada, Büyük Zaferin önemini şu şekilde anlatır:
“30 Ağustos zaferi, Türk tarihinin en önemli dönüm noktasıdır. Ulusal tarihimiz çok büyük, parlak zaferlerle doludur. Ama Türk ulusunun burada kazandığı zafer kadar kesin sonuçlu, yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yeni bir akım vermekte kesin etkili bir meydan savaşı hatırlamıyorum. Besbelli ki genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırıldı, ölümsüz yaşayışı burada taçlandırıldı.”
Bu arada çeşitli kurumları temsilen de konuşmalar yapılır. O gün Baroları temsilen yapılan konuşmayı Bursa milletvekili hukukçu aynı zamanda Milli Marş yazımında şiiri finale kalan, Akif’in şiirini görünce yarışmadan çekilen Muhiddin Baha (Pars)– Bu aile Havuzlupark’ı belediyeye bağışlayan ailedir. Kardeşi Mehmet Baha (Pars) ise hem ilk müzik dergisi olan Alem-i Musiki’yi yayınlar, hem de ilk Türk operası olarak kabul edien eserlerden Abdüllhak Hamit’in Nesteren adlı eserini besteler- yapar.
Tarih 1 Nisan1926’ya gelindiğinde ise bu kutlama için bir kanun çıkarılır. 6 Nisan 1926’da Resmi Gazetede yayınlanır. Kanunun metni şu şekildedir:
“Kanun Numarası: 795
Birinci Madde: İstiklal Muhaberatında zafer-i katiyi temin eden 30 Ağustos Başkumandan Muharebesi günü cumhuriyet ordu ve donanmasının zafer bayramıdır.
İkinci Madde: Her yıl dönümünde bu bayram günü kuvva-yı berriye, bahriye ve havayiye tarafından tes’id olunur ve müdafaa-i milliye vekâletinin tanzim edeceği programa göre Dumlupınar’da ayrıca merasim-i askeriye icra edilir. Bugünde bilumum devair ile mektepler tatil olunur.
Üçüncü Madde: Bu kanun neşr tarihinden muteberdir.
Dördüncü Madde: Bu kanun ahkâmını icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur. 1 Nisan 1926”
Ardından da dönemin Milli Savunma Bakanı Recep(Peker) Bey imzasıyla yayımlanan genelge ile bu bayramın nasıl kutlanacağı ve ne tür düzen alınacağına dair ayrıntılı bir genelge yayımlanır.
SON SÖZ
Bugün 30 Ağustos.
Eğer bu ülkede biz Türkçe konuşabiliyorsak,
Eğer bu ülkede Türkçe eğitim görebiliyorsak,
Eğer bu ülkede minarelerden ezan okunabiliyorsa,
Eğer bu ülkede insanımız bilim yapabiliyorsa,
Eğer bu ülkede bugün bize bu olanağı yaratan Atamıza ve silah arkadaşlarına bazıları hakaret etmek saygısızlığını gösterebiliyorsa,
Bunların hepsini Atamıza ve onun silah arkadaşları ile şehitler ve gazilerimize borçlu olduğumuzu kimse unutmasın.
Atam iyi ki vardın, iyi ki Cumhuriyet’i kurdun. Onu korumak biz ve bizden sonraki kuşakların görevidir.
Rahat uyu, Atam.


