“Usul esastan önce gelir.” Bilindiği gibi hukukta böyle bir kural vardır. Eğer usul hatası varsa mahkeme davayı/hükmü reddeder.
Bu prensip özünde bilim için de geçerlidir. Bilimsel veriler değerlendirilirken -özellikle gerçek hakemli dergilerde- ilk bakılan yöntemdir.
Eğer yöntem/usul hatası varsa orijinallik veya sonucun çok ilgi çekici olması veya önemli görünmesi bir şey ifade etmez. Hatalı yöntem ile edinilen bilgi bazen şans eseri doğru olabilir, ancak bu istisna bilimdeki temel kuralı değiştirmez.
Burada Harvardlı Hukuk Felsefecisi Lon Fulleer’in(1902-1978) sözünü anımsatmak gerekir:
“İşleri doğru yoldan yaparsak, muhtemelen doğru şeyi yaparız.”
A Theory of Justice başlıklı ünlü eserinde Amerikalı filozof John Rawls, (1921-2002) şekli adalet, yani kamusal kuralların düzenli ve tarafsız yönetiminin, hukuk sistemine uygulanınca hukuk devletine dönüştüğünü belirtir.
(Adalet kavramı iki olguyu içinde barındırır. Maddi adalet, hukuk kurallarının içeriğinin adaletin gereklerine uygun olup olmadığıyla ilgilidir. Şekli adalet ise hukuk kurallarının kendileriyle değil, bu kuralların uygulanmasıyla ilgili adalettir.)
Hukuk normatif, kurallarla sınırları belirlenen, bir bilim dalıdır. Oysa adalet ahlak ve dinle de ilgili bir kavramdır. Hukuk her zaman adaleti sağlamaya yeterli olmayabilir. Hukuk sisteminin adaletten uzak kaldığı anlar olabilir.
Hukuk ve adalet kavramları uzmanların bile felsefi açıdan hala tartıştığı bir konudur. O nedenle hakim olmadığımız bir konuda fazla uzatmadan adalet ile ilgili bir şeyler yazmak istiyorum.
ADALET İÇİN NE DEMİŞLER?
Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’nün aylık yayın organı Değer dergisinde Eylül 2019 tarihli sayısının kapağında şu yazıyordu:
“Bir saat adaletle hükmetmek, bir sene ibadet etmekten daha hayırlıdır.” Hadis-i Şerif.
Bu ne demekti ? Yani “Pegamber sözü”…
22. Dönem 2. Yasama Yılı 56. Birleşim 24/Şubat /2004 Salı TBMM’de bir milletvekilinin konuşmasından notlar:
“Mevlânâ, Konya’dan seslenmiş insanlara: ‘Ey Tanrıyı arayan, aradığın sensin.’ Hacı Bektaş Veli, Anadolu’nun başka bir yerinden haykırmış: ‘Benim Kâbem insandır. Hiçbir milleti ve hiçbir insanı ayıplamayınız.’ Aynı felsefe sisteminin bir filozofu Şeyh Edebali ise, Batı dünyasında devlet anlayışının oluşmasından iki yüz elli yıl, üç yüz yıl önce, Osman Gazi’ye ‘Ey oğul, insanı yaşat ki, devlet yaşasın’ diye öğüt vermiş. Anadolu hümanizmasının ünlü ozanı Yunus Emre, Anadolu’yu karış karış dolaşarak, insan, sevgi ve bilgi odaklı felsefe sistemini sözüyle, sazıyla anlatmaya çalışmış.’ Bir kez gönül yıktın ise/ Bu kıldığın namaz değil/ Yetmiş iki millet dahi/ Elin, yüzün yumaz değil’ demiştir.”
Kutadgu Bilig(Kutlu kılan bilgi) siyasetnamesinin yazarı Yusuf Has Hacip (1017-1077) 6645 beyitlik eserindeşunları yazar:
“Beylik iyi bir şeydir, fakat daha iyi olan töredir; /
Ve onu doğru uygulamak gerekir…
Halkın içinde yükselip ikbale eren insan, /
Halka hep iyi kanunlar koymalıdır…
Hangi bey memlekette adil kanun koyduysa, /
O memleketini düzenlemiş ve gününü aydınlatmıştır…”
İlk Osmanlı kadısı olan, mutasavvıfve Osmangazi’nin kayınpederi Şeyh Edebali’nin(ö. 726/1326) Osman Gazi’ye nasihatını anımsayalım:
“Ey oğul! Beysin…
Bundan sonra öfke bize; uysallık sana.
Güceniklik bize; gönül almak sana.
Suçlamak bize; katlanmak sana.
Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.
Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.
Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana…”

THEMİS HEYKELİ
Adalet ve hukuktan söz edildiğinde karşımıza gözü bağlı bir elinde kılıç, bir elinde terazi olan bir kadın çıkar. Bu Yunan tanrısı Themis’tir. “Kılıç” adaletin verdiği cezaların caydırıcılığını ve gücünü, “Terazi” adaleti ve bunun dengeli bir şekilde dağıtılmasını simgeler. “Kadın” ve “Bakire” olması bağımsızlığı ifade eder. Ayrıca kadının gözü bağlıdır. Bu da tarafsızlığını simgeler. Hukukun evrensel ilkelerini simgesel olarak taşıdığı için Themis heykeli adaleti ifade eder.

SON SÖZ
Burada Yunan filozofu Aristo (M.Ö. 384-322) konuyu şöyle özetler:
“Adalet, devletin orta direğidir; çünkü siyasal topluluğun temeli haktır(hukuka uygunluk, adalet)ve hak neyin adaletli olduğuna karar vermenin ayracıdır.”
İlkİslam Halifesi Hz. Ebubekir (ö. 13/634) bakın ne diyor?
“Ben hukuka (töreye) uyan biriyim, hukuk dışına çıkan biri değil. Öyleyse görevimi yollu yolunda (iyi) yaparsam, bana yardım ediniz. Yanlış hareket edersem, bana doğru yolu gösteriniz.”
Ve asla unutmayalım mahkemelerin yapıldığı yerin adı “Adalet Sarayı”dır.
Adalet ve hukuk arasındaki sarkacı kuranlara saygıyla.


