Günlerdir televizyon ekranlarında 24 saat boyunca uzmanlar, akademisyenler konuşuyor.
Hepsi bir ağızdan aynı şeyi söylüyor. “Zemin ve bina”.
Böylece biz sorunu çözmüş oluyoruz. Zemin sağlam, bina sağlam olacak.
Bu konular birkaç ay konuşulacak. Havalar ısınınca orman yangınlarımız başlayacak ve gündemde o zaman “Yangın uçakları, helikopterleri kiralık mı, bizim mi?” onu konuşacağız. Uçaklar bizim olunca veya kendi uçaklarımızı devreye sokunca iş bitecek.
Bu yüzeyel sorun, yani sonucun bir öncesi durum. Basit bir örnekle. Elektrikler kesilmiş bir bakılmış, sigorta atmış. Sigorta kaldırıldığında elektrikler geliyor. Sorunun bittiğini sanıyoruz. Halbuki sorun belki bir kaçakta, belki kablonun yetersizliğinde, belki şiddetin sürekli değişkenliğinde v.b.
Zemin/bina sonucu deprem; helikopter ve uçakların yetersizliği sonucu orman yangını; sigortanın atması sonucu elektrik kesintisi.
Emin olun bu kadar basit değil. Sonuca ve büyüklüğe endekslenmiş toplumumuzda sorun diye ortaya konulan ama yüzeyel olan sorunların nedenlerine bulacağımız pragmatik çözümlerle bir yol alamayız. Her eve bir AFAD kursanız da, her ormanın yanına bir uçak pisti yapsanız da, her sigortanın yanına sağlamını koysanız da bir şey değişmeyecek.
Deprem canımızı, malımızı alacak; ormanlar yanacak, sigorta atacak.
Çünkü odaklandığınız soruna sorduğunuz “Neden?” sorusu size sadece yüzeyel nedenin cevabını verir. Onun kat kat altında yatan kök nedeni bulmadıkça sorunu kökünden çözemezsiniz.
Yüzeyel nedeni ortadan kaldırıp sorunu çözdüğünüzü sanarken onun altında yatan kök neden hep duracak ve o kronik sorun hep devam edecek.
KÜLTÜR VE EĞİTİM EKSİKLİĞİ
Halbuki bizim yaşadığımız tüm afetlerde, şikayetçi olduğumuz her alanda, beğenmediğimiz her şeydeki temel sorun yani kök sorun kültür ve eğitim eksikliğinde yatar. Ne mi demek istiyorum? Şunu demek istiyorum.
Uygar insan ile uygarlaşmamış insan arasındaki temel farklılık başkalarının yanında sergilediği davranış şekillerini yalnızken de sergilemesidir.
Başkasının yanında sigarayı kül tablasına söndürmek, boş su şişesini çöpe atmak, birikmiş çöp poşetinizi çöpe atmak davranışlarınızı yalnızken de sergiliyorsanız; uygar bir insansınızdır.
Biraz daha genişleteyim konuyu…
Bir tren durduğunda içindekiler boşalmadan içeriye girmeye çalışıyorsanız;
bir sıra beklerken sıranın sonuna geçmek yerine araya kaynak yapıyorsanız;
ilerideki otopark yerine park edilememesi gereken engelli yerine park ediyorsanız; arabanızı park ederken içinde sürücüsü olmayan arabaya sürttüğünüzde, adresinizi o aracın cam sileceğine bırakmıyorsanız;
tanık olduğunuz bir haksızlığı görmemezlikten gelip yalan söylüyorsanız;
tüm etik kuralları yok sayarak her ne bahasına olursa olsun kazanmak istiyorsanız; Allah’ın size verdiği aklı yok sayarak yanlış seçimleriniz sonucu başınıza gelen sorunun nedenini kaderde arıyorsanız;
kural ve kanunlara uymak yerine onların açıklarından “nasıl yararlanırım?”ın peşinde koşuyorsanız;
hukukun kuvvetinin yanında yer almaktansa kendi kuvvetinizle bir hukuk oluşturmaya çalışıyorsanız;
sizin, ailenizin, yakınızın hayatını kurtarmaya çalışan doktoru dövme ve öldürme hakkının sizde olduğuna inanıyorsanız;
vahşice kadınları öldürmeyi, çocuklarla evlenmeyi doğal buluyorsanız;
Size söyleyecek bir şeyim yok. Size söyleyecek bir şeyimiz yok.
SON SÖZ
Burada ardı arkasına sıralanan ve daha bir çok örnekle çoğaltılacak bu küçük şeylerin bir araya gelerek yarattığı sumasyonun(birikimin) ortaya çıkardığı kültür/eğitim düzeyi bu yaşadığımız ve yaşayacağımız tüm sorunlarımızın kök nedenidir.
Enkazdan çıkartılmış 5 yaşındaki Hazal kızımız su istediğinde kendisine söylenen “doktor muayene ettikten sonra su vereceğiz” yanıtının hemen birkaç dakika sonrası ambulans önünde iyi niyetli bir vatandaşın veya gönüllünün “su ister misin?” sorusuna verdiği “daha muayene olmadım” cevabı bana göre tüm bu deprem felaketinin en çarpıcı sözleriydi.

Bu sözler çok önemliydi. Neden mi? Bir küçük çocuk. Saf temiz ve paradigması yok. Kendine verilen o küçük bilgiyi “enkazdan çıkınca doktor muayene etmeden su içmeyeceksin” bilgisini kafasına birkaç saniye içinde kodluyor, o küçücük beyninde akılcı bir yorumlayışla “daha muayene olmadım” diyor.
Nerede ise tüm sağlıklı çocuklar dünyaya böyle bir bakışla geliyor. Ama içlerinde yaşadıkları toplum, mahalle baskısı, aile; geçirdikleri eğitim süreci onları (elbette ki hepsini değil) yukarıda sıraladığım olumsuzluklarla/olumsuz paradigmalarla donatıyor.
Bu yukarıdaki olumsuzluklar içinde büyümüş ve eğitilmiş insanlardan (bir de buna eklenen son 10 yıl içinde üniversite sayısının ikiye katlanması ve giderek düşen eğitim/yüksek öğrenim seviyesi) mimar, mühendis, müteahhit olduklarında zemin etüdü yapılmış, inşaatı tam anlamı ile mimari ve mühendislik açısından sağlam olmuş estetik ve çevreye duyarlı bir bina yapmasını nasıl bekleyebiliriz?
Bu arada bu söylediklerimden sakın ola ki onların yaptıklarının haklı olduğu sonucunu çıkartmayın. Allah insana akıl vermiştir, bu seçimlerle insanlar kaderlerini belirler. Ve seçimleri ile ortaya çıkan her sonucun sorumluluğunu üstlenirler.
Biz ne zaman ki çocuğumuzun sorduğu her soruya doğru ve akılcı cevaplar vereceğiz, “sen sus anlamazsın demeyeceğiz”; öğrendiği her şeyi sorgulayan, kural ve yasalara karşı duyarlı, sonucun değil sürecin değerli olduğunun farkındalığını yaşayan nesiller yetiştireceğiz, o zaman bu sorunlarımız azalmaya başlayacak.
Akıl, bilim, adalet ve doğaya saygı ile donatılmış çağdaş nesiller dileğiyle…


