Toplumumuz gibi toplumlarda (adına ister az gelişmiş, ister gelişmekte olan deyin) doğru yolu bulma kültürü münakaşa ve münazara üzerine kuruludur. Siyaset yapma biçiminden, aile düzenine; bilim dünyasından, gerçeğe ulaşma noktasındaki arayışlara kadar çoğunluğu “empoze etmek -kendi gerçeğini- , ne bahasına olursa olsun kazanmak, karşısındakini -kişi, grup veya karşıt düşünceyi- yenmek üzerine” kuruludur. 

Bunun enstrümanları ise münakaşa ve münazaradır. Gittikçe yükselen seslerle -daha çok bağırırsam daha çok haklıyımdır mantığına sahip egosantrik kişilikler- karşısındakini -kişi veya düşünceyi-  aşağılayan bir yaklaşımla gazete sütunlarında, televizyon ekranlarında boy gösteren her dönemlerin kendi popülerleri -kuşkusuz burada gerçek uzman ve gerçek akademisyenleri tenzih ediyorum- önlerine eklenmiş sıfatlarla değişik karakterleri dinleriz, izleriz, okuruz.

Bilindiği gibi münakaşa duygu ağırlıklı bir tartışma biçimidir. Dile akıl değil, öfkeler hakimdir. Zaman zaman bu ortam içine fiziksel güç de dahil olur. Amaç ortak bir noktaya ulaşmak değil, diğerini gerekirse güçle susturmak ve yenmektir.

Burada münazara, içtenlikle inanılmasa, bilinmese bile bir tartışmada yer alınan tarafın– onu oraya koyan düşünce, kişi, toplumun-, karşı tarafın tezlerini çürütmek, açığa düşürmek, laf cambazlığı yapmak üzerine kuruludur. Bu arada amaç karşı tarafı anlamak, ortak bir noktaya ulaşmak değil, diğer tarafı yenmektir.

Halbuki bir spor müsabakasında bile kazanmak ve kaybetmenin dışında berabere kalmak da vardır.

Olması gereken ise ne münakaşa ne de münazaradır. Olması gereken müzakeredir. Siyasetinden tutun da ortaya çıkmış ve çıkacak her türlü sorun ve felakette atılması gereken ilk adımı müzakeredir. Burada karşı tarafın ihtiyaçlarını, zihni ve duygusal pozisyonlarını, yüklerini, çıkmazlarını anlama çabası -empati- ortaya çıkar. İşte bu noktadan hareketle, çatışan iki fikrin dışında yeni bir üçüncü fikir ortaya çıkar. İkna ve uzlaşma böyle üretilebilir.

Müzakere bir bağlamda ortak aklı ortaya çıkarır. Peki ortak akıl neye yarar? Ortak akıl; uzlaştırıcı, birleştirici ve bütünleştiricidir. Farklı düşüncelerin birleştiği bir noktadır.  Toplumun tüm katmanlarınca benimsenir. Dolayısıyla başarı şansı yüksektir.

 Bu ülkede karşımıza çıkan her konudaki sorunda kullanmamız gereken enstrüman müzakeredir. Bu müzakerenin yapılacağı ortamı sağlama görevi ağırlıklı olarak yönetenlere düşer. Ayrıca müzakeredeki tarafların liyakat sahibi olması çok önemlidir. Sadakat sahibi insanların ağırlıklı olduğu ortamlardaki müzakerelerin sonucu münazaraya dönüşmüş, münakaşalardan ibarettir.


İKİ GÜZEL GİRİŞİM


Bunları neden yazıyorum?

Sıkıntılı aylarımız ve yıllarımızın ardından yaşadığımız deprem felaketinde ortaya çıkan tablo sorunlarımızın çarpan etkisi ile katlanmasına neden oldu.

Böyle bir ortamda son yıllarda hedef tahtası haline gelen iki değerli mesleğin örgütleri, bizi biraz da olsa mutlu edecek iki şey yaptı.

Önce Türkiye Barolar Birliği (TBB)“Enkaz Radarı” adı altında bir projeyi hayata geçirdi. Böylece 1999 deprem sonrası yaşadığımız deneyimlerdeki delil yetersizliği ayağını bir nebze rahatlatacak, adeta o alandaki “büyük veri”yi toplayacak bir uygulama herkesin akıllı telefonlarında kullanılabilecek bir hale getirildi.

1999 deneyiminde enkazların yeterli teknik inceleme yapılamadan kaldırılması delillerin toplanmasını imkansız hale getirdi. Oysa tüm şüphelilerin tespiti, kusur durumlarının belirlenebilmesi ve yaşanan facianın sorumlularının cezasız kalmaması delillerin sağlıklı şekilde tespit edilmesine bağlıydı. İşte bu nedenle Türkiye Barolar Birliği ihmalleri ortaya çıkarmak için Enkaz Radarı uygulamasını hayata geçirdi.

Bilindiği gibi tüm şüphelilerin tespiti, kusur durumlarının belirlenebilmesi ve yaşanan facianın sorumlularının cezasız kalmaması delillerin sağlıklı şekilde tespit edilmesine bağlı. Türkiye Barolar Birliği ihmalleri ortaya çıkarmak için cep telefonlarında kullanılabilecek Enkaz Radarı uygulamasını yaptı.

Bunu şöyle duyurdular:

“TBB olarak Enkaz Radarı uygulamasıyla göçük yaşanan her binayı kayıt altına alıyor, ihmalleri ortaya çıkarıyoruz.

Deprem bölgesindeki gönüllüleri, alanda görev yapacak meslektaşlarımızla birlikte yargı süreci için görüntü arşivi oluşturarak delillerin toplanmasına yardımcı olmaya ve ücretsiz olan Enkaz Radarı mobil uygulamasını kullanmaya davet ediyoruz.

Deprem bölgesindeki bütün enkazları kayıt altına alarak, adaletin yerini bulmasına hep birlikte yardımcı olabiliriz. Hiçbir yurttaşımız savunmasız kalmayacak.”

Bu arada Bursa Tabip Odası(BTO) öncülüğünde, deprem bölgesinden Bursa’ya gelen depremzedeler için gönüllü olarak muayenehanelerinde ücretsiz sağlık hizmeti veren hekimlerin bilgileri paylaşıldı. Uzmanlık alanları, isimleri ve iletişim bilgilerini bulmak mümkün.

(Mutlaka diğer illerde de tabip odaları benzeri girişimlerde bulunmuşlardır. Ben burada Bursa için paylaşıyorum)

Bu bilgilere aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

“https://www.bto.org.tr/bursada-depremzedeler-icin-saglik-hizmeti/?fbclid=IwAR3_2yOd7pNhG82AUWeVxfCZ_zbWfOIrClTMvWhQ5_E4cqcLbcPhrO19NC8


SON SÖZ


Önce bu iki güzel girişim için bu iki değerli kurumumuzu kutluyorum. Bilim ve akıl ile çıkılan yolculukta ortaya konulan müzakere kültürü ve ortak akıl için güzel iki örnek.            Bir diğer temel sorunumuz ise ortaya bir çözüm konulduğunda veya bir fikir ortaya atıldığında onun kimin tarafından söylendiğine bakılması. Halbuki bakılması gereken kimin söylediği değil ne söylendiğidir.

Bu bakışın en temel göstergesi ise bir atasözümüzde yatar:

“Kimse kendi köyünde peygamber olmaz!”

 Yazımı Fuzuli’nin(ö-1556)bir sözü ile bitiriyorum:

“Ey insan kadere az bahane bul. Buğday ektin de, arpa mı çıktı?”