Bugün 17 Ağustos. İnsanların kader diye tanımladığının, kader değil de seçim olduğunun anımsatıldığı gün. 17 Ağustos Marmara Depremi’nin 24’üncü yıl dönümü.
İnsanlara vahiy yolu ile kutsal kitaplar, ilahi bilgiler gelir. Onun dışında insanın bilim diye tanımladığı vahiy yolu ile gelmez.
Bilim ve bilimsel her şeyi insanoğlu doğada deneyimleyerek, deneyerek, deney yaparak, gözlem yaparak, kayıt altına alarak, akıl yürüterek, deneyerek/yanılarak önce öğrenir. Bu öğretilerden bazı insanlar yasalar çıkarır. Bazı insanlar bu yasaları kullanarak bazı şeyleri keşfeder, bazı şeyleri de icat eder.

Bunların hepsi akıl ile yapılır. İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özellik akıldır. Herkeste olan bu akıl ile insanoğlu önüne çıkan seçeneklerden seçimler yapar. Bu seçimler onun bir bağlamda kader diye algıladığını oluşturur.
Dolayısıyla insanoğlunun jeoloji, coğrafya ve tarih bilgisine sahip olduktan sonra; diğer mühendislik alanlarının katkıları ile dere yatağına yapacağı sıradan evin bir ara sular altında kalacağını, fay hattının göbeğine gidip evini kondurduktan sonra kaderimizde varsa önüne geçemeyiz, demesi akıl dışı olduğu kadar abesle iştigaldir.
***
Her şeyi bir kenara bırakın “Sen tedbirini al, gerisini Allah’a bırak!” sözünü bile anlayamamışsan yapacak bir şey yoktur.
Bakın Kuran-ı Kerim’den üç ayetten alıntı yapıyorum:
“Ey iman edenler, tedbirinizi alın.” (Nisa 71)
“İmanınız varsa Allah’a tevekkül edin.” (Maide 23)
“Hiç şüphesiz, Allah tevekkül edenleri sever.” (Al-i İmran 159)
Tevekkül etmek, bir amaca ulaşmak için gerekli olan her türlü tedbiri alarak, elinden gelen tüm gayreti gösterdikten sonra kalben Allah‘a bağlanıp ona güvenmek, sığınmak sonucu Allah‘tan beklemek anlamına gelir.
***
Burada kutsal metinlere de baksan, bilimsel verilere de baksan söylenen mealinde aynıdır. Aklını kullanman, bir şekilde tedbirini alman gerektiği ortaya çıkıyor.
AÇIKLAMALAR
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Bursa Şubesi Yönetim Kurulu, 17 Ağustos Marmara Depremi’nin 24’üncü yıl dönümünde açıklama yaptı. Açıklamada, toplumda oluşan 2001 sonrası yapılan yapıların daha güvenli olduğuna dair bir kanaatin, 20 yıllık zaman diliminde hiçbir konuda yeterli hazırlığın yapılmadığının 6 Şubat 2023 Depremleriyle ortaya çıktığını belirtilerek, şöyle dedi:
“Türkiye’de 10 milyon civarında olan yapı stokunun 6-7 milyon civarında olan kısmı riskli yapı statüsündedir. Bu risk ortadan kaldırılmadığı veya azaltılmadığı sürece ülkemiz büyük yıkımlarla defalarca yüzleşeceği gibi, depremler sonrası müdahalelerde de yetersiz kalmaya mahkum olacaktır.”
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası da şöyle dedi:
“Ülkemizde doğa kaynaklı afetlerle mücadele için milat olduğu varsayılan 17 Ağustos 1999 depreminin üzerinden 24 yıl geçti. Bu süreç içerisinde doğa kaynaklı afetler karşısındaki toplumsal, sosyal, ekonomik, kurumsal ve teknik altyapımızda iyileşme bir yana kırılganlıkların katlanarak arttığını 6 Şubat 2023’de Kahramanmaraş depremleri açıkça gösterdi. Resmi açıklamalara göre 51.000’ni aşkın vatandaşımızın yaşamını yitirmesi, 100.000’ni aşkın vatandaşımızın yaralanması, 310.000 bina ile çok sayıda baraj, köprü, yol, demiryolu, liman, enerji tesisleri ile altyapının uğradığı ağır hasar, getirildiği savunulan çözümlerin afet risklerini azaltmadığını, sadece ‘yara sarma’ amacına hizmet ettiğini bir kez daha bizlere göstermiştir.”
Türk Mühendis ve Mimar Odalar Birliği (TMMOB) Bursa İl Koordinasyon Kurulu (İKK), 17 Ağustos Depremi’nin 24. yılı nedeniyle bugün bir basın açıklaması yapacak.
SON SÖZ
Depremler anılır. Akademik Odalar açıklamalar yapar. Ölen öldüğü, yaralanan yaralandığı, öksüz ve yetim kalan kaldığı ile kalır. Hiçbir zaman gerçek suçlular bulunmaz.
Yapılması gereken basittir. Ama yapmak için yürek ister. Genel ve yerel yönetimler bu yüreği siyasi gerekçelerle göstermez.
Önce akıl gerekir. Bu akıl ülkemizde fazlasıyla vardır. Bu alanın(deprem bilimin) dünya çapında isim yapmış bir çok uzmanına ve akademisyenine sahibiz.
Sonra bizden olup, olmadığına bakmadan liyakat sahibi insanların gerekli pozisyonlara getirilmesi gerekir.
Sorumluluk verilen insanlara, o alanda gerekli olan yetki ve yaptırım gücü de verilmelidir. Ve bu güce siyasi müdahale yapılmamalıdır.
Yine liyakat sahibi insanlarla, düzenli ve yeterli denetimler yapılmalıdır.
Bu yazılanlar kadar önemli olan bir başka şey de bunun hukuksal alt yapısının sürekli değişmeyecek biçimde oluşturulması ve bu alanlarda uzmanlaşmış/uzmanlaştırılacak liyakatli hukuk insanlarının yer almasıdır.
Başka acılar yaşamayalım. Hiçbir şey için bugün başlamak geç değildir. Dünü geri alamazsınız. Dünün hesabını soracak iseniz onun yeri siyaset ve hukuktur. Bu başka bir şeydir.
Unutmadık demekle, olmaz.


