“Görevimiz Tehlike/Mission Impossible”, Bruce Geller’in yarattığı ve 1966-1973 yılları arasında Amerikan CBS kanalında gösterilen ve efsaneleşmiş bir aksiyon dizi filmiydi. Çocukluk yıllarımızda tek kanallı siyah beyaz TRT ekranının başına kurulurduk.
Önce bir kibritin yanmasıyla jenerik başlardı. Ona eşlik eden, akıllara kazınan jenerik müziği, dizinin unutulmazıydı. Ve arkasından “Senin görevin Jim, tabii kabul edersen” tiradı ile başlayan “Bu kaset 5 saniye içerisinde yok olacaktır” söylemi ve kaset imhası ile sona eren jenerik.

Dizinin karakterlerini anımsayalım:
“Lider: Görevi alan, plan hakkında son sözü söyleyen, yılların tecrübesi külyutmaz karakter.
Bukalemun: Maskeler ve ses değiştirme teknolojisiyle başkalarının yerine geçebilen karakter.
Fedai: Gerektiğinde kullanılabilecek kaba kuvvet. İyi dövüşür, iyi silah kullanır.
Teknisyen: Bilgisayar denen sihirli kutuya senaryo ne gerektiriyorsa onu yaptıran kişi.
Hatun: Aktris. Yeri geldiğinde cici kız, yeri geldiğinde vamp kadın.”

BİR ANIMSATMA
Türkiye’de olup bitene baktığımda özellikle muhalefet ayağında aklıma bu dizi geliyor.
Bakın size bir örnek vereyim Melih Gökçek, 27 Mart 1994 yerel seçimlerinde yüzde 27.34 oy ile başkan seçildi. İkinci olan SHP’nin adayı Koral Göymen’in ise oy oranı yüzde 26.89. Bu seçimde CHP’nin adayı Ali Dinçer ise yüzde 2.09 oy aldı. Yani Göymen, yüzde 0.45 oy ile kaybetti. Bu arada CHP’nin yüzde 2.09 oyu ise çöpe gitti.
Melih Gökçek Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olarak 27 Mart 1994 – 28 Ekim 2017 tarihleri arasında görev yaptı.
Peki SHP’nin adayını desteklemeyip, aday çıkaran CHP’nin veya CHP’ye ortak aday çıkaralım demeyen SHP’nin dünya görüşleri arasında fark var mıydı? Çok vardı(!). Farkın adı “ego”ydu.
14 MAYIS, KİBRİT VE KASET
Bakın ne oldu?
14 Mayıs 2023 seçim sonuçları ardından bir kibrit yandı. Bu kibriti Erdoğan, bakın ne haldesiniz durumunuzu görün diye mi yaktı, yoksa yine ortalık karardı biz neredeyiz diyen muhalefet mi yaktı, onu bilemem.
Sonra bir kaset çalmaya başladı. O kasette söylenenleri muhalefettekiler tam anlayamadı ve birbirini suçlamaya başladı. Bu suçlama, kendi kongreleri ve koltukları gündeme geldiğinden suçu kendinde aramak yerine karşıyı suçlayarak suçtan arınmaya çalışmaya dönüştü.
Görev tam anlaşılamadığı için, muhalefettekiler görevi “31 Mart 2024’e kadar kendinizi ihma edin” olarak algıladı. Kaset de kendini imha ettiği için bir daha dinleyemediler. Özellikle altılı masanın en büyük iki ayağı argo deyimiyle “verdiler satırı”…
Bu arada muhalefetin “saray saray” diye bağırdığı sarayda oturanlar ise kongre falan yok yerel seçimlerden sonra dedi. Bunu bile muhalefet anlayamadı. Olmayan gelişmiş demokrasimizin vazgeçilmesi olarak kendi delegeleri ile seçimlere gitti ve gidiyor.
Değişimden anladıkları “benim dışımdaki koltuklarda oturanlar değişsin” olduğu için çok önemli bir iş yaptıkları ve partilerini demokrasi ile taçlandırdıklarını düşünüyorlardır.
Dün kendi partilerine veya görüşlerine küfür edenleri bile kendi içlerine alıp, işte değişim demekteler.
31 Mart 2024’e çok bir şey kalmadı. Siz birbirinizi yemeye devam edin. Toplumda ve sizleri destekleyenlerde yarattığınız hayal kırıklığı, hayal kırıklıkları “elbet bir gün size yol, su ve elektrik(bir de doğal gaz vardı) olarak geri” dönecektir.
Muhafazarlık veya konservatif yapı sadece dini temelli bakışını ifade etmez. Burada bir bağlamda çağdaşlığın( burada bu kavramı sadece teknolojik gelişmelerin getirdiği enstrümanları kullanma bağlamında bakıyorum) gereklerini yerine getirememek veya onları getirmek istememek, dünyada olup bitenleri ve konjoktürü okuyamamak veya okumak istememek, geçmişi iyi analiz edememek veya etmek istememek, finalde de seçmen beklentileri ve toplumsal hassasiyetleri algılayamamak veya görmezden gelerek kendi bildiği geleneksel enstrümanlar ve söylemlerle hayata devam etmek muhafazakarlığın dik alasıdır.
SON SÖZ
Son sözü ise siz söyleyeceksiniz.


