İnsan doğar ve ölür. Doğumu ile ölümü arasında ortalama değişimler olur. Fakat bu değişimlerin hiçbiri doğum veya ölüm gibi kalıcı, önemli değildir. Başlangıç noktası var olmayandan varlığa dönüşürken, bitiş noktası da varlıktan var olmayana geçiştir.

Kısacası varlık ve var olmayan aynı zamanda her şeyin içindedir.

Bu noktadan hareketle Herakleitos (D. Efes. MÖ 535 – 475), her şeyin kendi içinde zıtları barındırdığını söyler. Var olan her şey zıt kutupların uyumudur. Uyum iki zıt kutup içerirken aynı zamanda bir birliği de gösterir. Her şey kendi içinde zıddını taşır ve ancak zıt kutbu sayesinde var olur. Özetle bütün şeylerin odağında çatışma yatar.

Edebiyat, sanat, bilim genelde bunun üzerine kuruludur. İyi ile kötünün savaşı sinema, resim,  ve edebiyatın vazgeçilmezidir. Acı olmasa tatlıyı algılamak olası değildir. İyilik olmasa kötülüğü anlayamayız. Elektrik artı ve eksiden oluşur. Evrene girip kafa karıştırmak istemiyorum ama evren madde ve anti maddeden oluşmaktadır. Siyah ve beyazın, zayıf ve toplunun, büyük ve küçüğün tezatlığı; güzel ve çirkin algılarımız hep relativ/göreceli olsa da zıtların birliğine örneklerdir.

13.8 milyar yıl önce bir büyük patlama/big bang ile oluşmaya ve büyümeye başlayan ve büyümesi devam eden evrenimizde dünyamız, 4.5 milyar yıl önce Theia, gezegeni ile çarpıştı. Çarpışma sonucu Theia gezegeni paramparça oldu. Bir kısmı Dünya‘nın üzerine saçıldı, geri kalan kısmı ise Ay’ı oluşturdu. Bu düşünce Ay‘ın çekirdeğinin büyüklüğünü, yoğunluğunu ve jeolojik açıdan birçok farklılığını açıklar.

Dünyamız 4.5 milyar yıldır, 5.5 milyar yaşındaki güneşimizin çevresinde dönüyor.

Özetle 13.8 milyar yaşındaki evrende, 4.5 milyar yıl önce güneş çevresinde dönmeye başlayan dünyamızda ilk modern insan olan Homo sapiensler, yaklaşık 200.000- 300.000 yıl önce evrilmeye başladılar. Konuşma yani dil yeteneği ise yaklaşık 50.000 yıl önce kazanıldı.

Yaklaşık 70.000-100.000 önce Afrika‘yı terk etmeye başladılar.

İnsanlar başarılı bir şekilde yerleşik hayata geçen, uyum sağlayan ve dünyadaki karasal bölgeleri büyük oranda değiştirdiği bilinen tek türdür.

Bilim dediğiniz şey gökten gelmedi. Sadece meraklı insanların sordukları sorulara ve neden sorusuna doğayı inceleyerek aldıkları yanıtlardan oluştu.

GELELİM SON SÖZE

Tarih dediğimiz şey yazı ile yaklaşık 5200 yıl önce başladı. Dünyanın halen devam eden en eski uygarlıklarından biri olan Çin 4000 yıllık bir uygarlık. Bir insan ömrü ise bazı istisnaların dışında 100 yılı kolay kolay aşmıyor.

Hal böyle iken bu büyüklükteki ve bu yaştaki evrende, güneş sistemimizde ve dünyamızda sanki sonsuza kadar yaşayacakmışcasına anlamsız bir ihtiras içinde birbirimizi yiyoruz. Birbirimizi öldürüyoruz. Birbirimizi kutuplaştırıyoruz. Birbirimizi yaftalıyoruz. Birbirimize çeşitli sıfatlar yüklüyoruz.

Uygarlığımız geliştikçe insani değerlerimiz artacağına azalıyor. Vahşileşiyoruz, saldırganlaşıyoruz, hoşgörüşüzleşiyoruz. Her şeyimiz para oluyor, güç devşirmek oluyor, hukuktan uzaklaşıp, gücün hukukuna yaslanıyoruz, adalet duygumuz ortadan kalkıyor, bilimden uzaklaşıp, dogmadan umut bekliyoruz, dinimizde olmadığını söylediğimiz ruhban sınıfı akla zarar fetvalar veriyor.

Hep bir büyüklük peşinde koşuyoruz. Niceliklerle uğraşıyoruz. Halbuki ondan daha değerli olan niteliği yok sayıyoruz. 

Sürekli daha fazlasının peşinde koşuyoruz. Bizden çok daha gelişkin ülkelerde yönetenlerin yaşam biçimlerine baktığımızda mütevaziliği ve abartısızlığı görürken biz itibardan tasarruf olmaz gibi anlamsız bir yaklaşımla, para ile satın alarak itibarımızın artacağını düşünüyoruz.

İYİ BAYRAMLAR

Bakın bir para babası Warren Buffett ne diyor:

“Harcadıktan sonra kalanı biriktirmeyin, birikimi kenara ayırdıktan sonra kalanı harcayın.  Eğer ihtiyacınız olmayan şeyler satın alırsanız, çok geçmeden ihtiyacınız olan şeyleri satmak zorunda kalırsınız.

Bakın psikanalist, sosyolog ve filozof Erich Fromm ne diyor:

“On dokuzuncu yüzyılda kapitalizmin tasarruf etmeyi seven insanlara gereksinim vardı. Yirminci yüzyılın ortalarında ise tutkuyla harcayan ve tüketen insana gereksinim söz konusuydu.”

Bugün arife yarın bayram, bakın dinimiz ne diyor:

“…Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz; çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (A’râf, 7/31) 

Bir gün 10 Sahabeden biri olan Sa’d (b. Ebû Vakkâs) abdest alırken Resûlullah onun yanına uğrar. “Bu ne israf?” buyurur. Sa’d, “Abdestte de mi israf olur?” diye sorunca Resûlullah, “Evet, akan bir nehirde(n) bile (abdest alıyor) olsan (israf olur).” diye cevap verir. (İbn Mâce, Tahâret, 48)

Evet, ister bilimsel bakın, ister dini açıdan bakın. Sahip olmadığımız ve hak etmediğimiz bir biçimde para harcıyor ve yaşıyoruz. Özellikle millete sabır ve tasarruf telkin edenler her bazda örnek olmalı.

Geldiğimiz nokta ortada. Gene de ölüme her geçen gün bir gün daha yaklaştığımızı unutmayalım. Hepinize iyi bayramlar dilerken, tüm sevdiklerinizle beraber sağlıklı yıllarınız olsun diyorum.