Önce biraz sürdürülebilirlik kavramının tarihsel gelişimine göz atalım. Kavram doğrudan olmasa da Yunan mitolojisinde Gaia’ya (Tanrıdoğum mitlerinin ilk tanrıçası) kadar uzanır.

1950’li yıllarda H. S. Gordon, A. D. Scott ve M. D. Schaefer, ‘’azami sürdürülebilir ürün’’ kavramı ile balıkçılık sektörünün azami faaliyet düzeyini daima koruyacak biçimde planlı ve düzenli bir biçimde faaliyette bulunması gerektiğini dile getirir.

Global boyutta ilk toplantıda 5-16 Haziran 1972 tarihleri arasında, Stockholm‘de gerçekleştirilen BM İnsan Çevresi Konferansında (Stockholm Konferansı), sosyo-ekonomik yapıları ve gelişme düzeyleri farklı olan birçok ülke, “çevre” konusunda ilk defa bir araya gelir. Konferans sonunda, BM İnsan Çevresi Bildirisi kabul edilir.

Bunun ardından Brundtland Raporu olarak da bilinen Ortak Geleceğimiz/Our Common Future, Ekim 1987‘de Birleşmiş Milletler tarafından Oxford University Press aracılığıyla yayınlanır. Bu yayın, eski Norveç Başbakanı Gro Harlem Brundtland‘ın Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu (WCED) Başkanı rolünün tanınması adına düzenlenir.

Brundtland Komisyonu‘nun misyonu şudur:

“Kritik çevre ve kalkınma sorunlarını yeniden gözden geçirmek ve bunlarla başa çıkmak için yenilikçi, somut ve gerçekçi eylem önerileri formüle etmek;

Çevre ve kalkınma konusunda uluslararası işbirliğini güçlendirmek ve mevcut kalıplardan kopabilecek politika ve olayları gerekli değişim yönünde etkileyebilecek yeni işbirliği biçimlerini değerlendirmek ve önermek;

Bireyler, gönüllü kuruluşlar, işletmeler, enstitüler ve hükümetler tarafında eylemle ilgili anlayış ve bağlılık düzeyini artırmak.”

***

Süreç adım adım gelişir. Uluslararası İklim Zirveleri ile global ısınma, ozon deliği, kutupların erimesi, hava kirliliği, temiz su sorunu gibi çeşitli sorunlar arka arkaya gündeme geldiğinde, sürdürülebilirlik kavramı günümüzde bir Sine qua non/Olmazsa olmaza dönüşür.

Bu noktanın bilincinde olan kurum sayısı, olmayan veya yokmuş gibi davranan kurum sayısının yanında bir elin parmakları kadardır. İşin bilincinde olan ve bunun sorumluluğunu hisseden ulusal ve uluslararası markalardan bazıları sürdürülebilirlik raporu yayınlarlar. Bu kurumlardan biri de Karacabey’den doğup, son çeyrek asrın süt ve süt ürünlerinde sektör lideri olan kentimizin ulusal markalarının başında gelen SÜTAŞ’tır.

SÜTAŞ, “Avrupa Birliği Yeşil Mutabakat – Çiftlikten Çatala” stratejisinin Türkiye’deki en güçlü örneğini oluşturur. 2015 yılından bu yana hazırladığı sürdürülebilirlik raporlarını düzenli olarak kamuoyu ile paylaşan bu değerli markamız, “2023 Yılı Sürdürülebilirlik İlerleme Raporu”nu yayınladı.

RAPORDAN NOTLAR

Yenilenebilir enerji üretimini artıran, onarıcı tarım ve sürdürülebilir süt hayvancılığı ilkelerine uygun faaliyet gösteren, sıfır atık hedefi ile çalışan SÜTAŞ’ın 2023 yılı sürdürülebilirlik karnesinde yer alan verilerden bazıları şöyle:

“2023 yılında toplam 786.474 ton organik atık işlenerek 98.394 MWh elektrik enerjisi, 56.759 ton buhar ve 58.142 MWh sıcak su üretildi. 2023 yılında tarlalara kazandırılan organik madde miktarı 51 bin ton oldu. Böylece 50 bin ton/yıl olarak belirlenen 2025 hedefine şimdiden ulaştı. Ayrıca bu sayede 2023 yılında 112 bin, 2020 yılından bu yana da 239 bin dekar arazi daha verimli hale getirildi.

Ayrıca ürün verimini artırmanın yanı sıra toprakların organik yapısı zenginleştirip, su ve karbon tutma kapasitesinin artması sağlanıyor. Yenilenebilir enerji üretim kapasitesini artırmak için çiftliklerinin çatılarını güneş enerjisi yatırımıyla değerlendirme hedefi doğrultusunda, 2023 yılında Aksaray ve Tire Entegre Tesislerinde toplam 10,38 MWp’lik çatı GES ve Bingöl Entegre Tesisleri’ndeki 1 MWp’lik güneş enerjisi santrali (GES) yatırımı devreye alındı. 2025 yılı hedefi olan 25 MWp’e ulaşmak için diğer lokasyonlarındaki çalışmaları devam ediyor.

2020 yılından bu yana plastik ambalajlardaki malzeme miktarını azaltmaya yönelik çalışmalarını sürdüren Sütaş, bugüne kadar ambalajlarında, teknolojinin sunduğu imkanlar ile 1.262 ton daha az plastik kullanıyor. 2020 yılından itibaren Sütaş çalışanları 4 binin üzerinde öneri ile sürdürülebilirlik çalışmalarına katkı sağlıyor.”

Şirket Marmara Bölgesi’nde Karacabey’de, Orta Anadolu Bölgesi’nde Aksaray’da, Ege – Akdeniz Bölgesi’nde Tire’de ve Doğu-Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Bingöl’de yer alan 4 entegre tesisiyle Türkiye’nin dört bir yanına ulaşıyor.

SÜTAŞ, 7.500 kişiye doğrudan istihdam sağlıyor. Yaklaşık 20.000 üretici aileden süt tedarik ediyor. Ürünlerini 200.000 satış noktasında tüketicilerle buluşturuyor. Türkiye’de her 10 sofranın 8’inde bir Sütaş ürünü bulunuyor. 2023 konsolide net cirosu 29,6 milyar TL. 4 entegre tesisinde; günde 6,8 milyon paket süt ürünü üretip dağıtıyor. Sözleşmeli modelle 41.000 dekar alanda kaba yem üretimi gerçekleştiriyor. Yem fabrikalarında yılda 400.000 ton karma yem üretiyor. Endüstriyel tesislerinin elektrik ihtiyacının %88’i kadar elektriği, çiftliklerinin gübrelerinden ve organik atıklarından üretiyor. Yılda 690 bin ton organik gübre üretiyor.

DUYGU YILMAZ NE DEDİ?

SÜTAŞ Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanı Duygu Yılmaz, iklim değişikliği ile mücadelenin her zaman öncelikleri arasında yer aldığını belirterek şöyle dedi: “Çiftliklerimizin gübreleri ve organik atıkları işleyerek elektrik, buhar ve sıcak su elde ettiğimiz biyogaz tesislerimiz ile önemli sonuçlara ulaşıyoruz. 2023 yılında 4 entegre tesisimizde, biyogazdan elektrik üretim kapasitemizi 20,2 MWh’e, termal enerji üretim kapasitemizi de 19 MWh’e çıkardık. Biyogaz tesislerimizde ürettiğimiz elektrik enerjisi; üretim tesislerimizin tümünün elektrik ihtiyacının yüzde 88’ine eşdeğer seviyeye ulaştı. Böylece 2023 yılında, kendi operasyonlarımızdan kaynaklanan (kapsam 1 ve 2)sera gazı emisyonlarının 3 katından daha fazlasının salımını önlemiş olduk. 2023 yılında bir önceki yıla göre emisyon yoğunluğumuzda yüzde 9 oranında düşüş sağladık.”

SON SÖZ

Günther Siegmund Stern 1902 Berlin’de yılında doğdu. Gazetecilik yaparken onun adını bir editör Stern “Anders” (“diğer” veya “farklı” anlamına gelir) olarak kullandı ve o da ismini seçti ve hayatının geri kalanında bu ismi kullandı. Aynı zamanda felsefe eğitimi alan Anders, Üçüncü Sanayi Devrimi çağında insanların zihniyetini “kıyamet körlüğü” oluşturduğunu söyler ve şöyle devam eder:

“İnsanoğlunu kendi tarihinin kötü bir şekilde sona ermesi ihtimaliyle yüzleşmekten âciz bırakan bir zaman ve gelecek nosyonu belirlemektedir. Sanayi Devrimi’nden bu yana ısrarla yerleşmiş olan ilerleme inancı, insanların varlıklarının tehdit altında olduğunu ve bunun tarihlerinin sonunu getirebileceğini anlayamamalarına neden olmaktadır.”

Evet, insanoğlunun temel dürtüsü güvenlik ve türünün devamıdır. Bu noktada sürdürülebilirlik bilinçli veya bilinçsiz olarak onun vazgeçilmezidir. SÜTAŞ’ın bu alandaki çalışmalarını değerli buluyorum ve birçok kuruluşa örnek olmasını diliyorum.