Bugün sokaktan geçen kime “Bu ülke için ne yaparsınız?” diye sorsanız duyacağınız yanıt genelde “canımı veririm” olur.Ülkemizde vatanını sevmenin kriteri adeta can vermekle sınırlanmıştır. Can vermek kolay mıdır? Elbette değil ama ülke sevmek daha da zor bir şeydir.
Konun anlaşılması basit bir matematiksel formüle dayanır. Bu ülkenin size verdikleri ile sizin bu ülkeye verdiklerinizin mukayesesidir. En zengininden, en fakirine herkesin bu ülkeye ve de özellikle doğduğu yer olan memleketine borcu vardır.
Felsefeci Prof. Dr. Teoman Durali’yi yıllar önce Amerika’da eğitim gören büyüğüm Dr. Ümit Kesim’den dinlemiştim. Süreçte onun TRT’deki Felsefe Söyleşi’lerini büyük bir keyifle dinledim ve kitaplarını okudum. O söyleşilerden birinde vatan ve yurt kavramından söz ediyordu.
Sık karşılaştığımız bir soru “Memleket neresidir?” sorusudur ve burada kastedilen doğduğun yerdir. Yani doğup, büyüdüğün yurttur. Yurt tanımının siyasal bir çerçevesi yoktur. (Vatanın vardır) Buradan hareketle yola çıktığımızda bazı insanların memleketleri/yurtları onlara bir değer katar. Orada yaşadığı iklim onun kişiliğinin, kültürünün gelişimine o farkında olmadan farklı katkılar koyar. Bazı insanlar ise doğdukları yeri unutmak isterler. Söz etmekten kaçınırlar. Onlar için önemli olan tanındıkları, önemsendikleri ve halen yaşadıkları yerdir. Burada bazı özel insanlar vardır. Onlar doğdukları yeri “Asıl Öğretmenim Ait Olduğum Coğrafyadır(Hüsamettin Koçan hocanın söylemi)” diyerek anımsarlar. Ve yıllar önce ayrıldıkları ama ilişkilerinikoparmadıkları o memleketlerine/yurtlarına katma değer yaratacak işler yapmayı misyon edinirler. İşte gerçek bağlamda memleketseverlik, yurtseverlik budur.

***
Bunları neden yazdım? Sizlere önemli bir yurtseveri tanıtmak için yazdım. Size aynı zamanda önemli sanatçılarımızdan biri olan ve doğduğu köye Avrupa Konseyi Müze Ödüllü bir müze olan Baksı(Baksı, Şaman demektir/Yeni adıyla Bayraktar köyü)Müzesi’ni kazandıran Prof. Hüsamettin Koçan’ın yarattığı bir değeri anlatmak istiyorum.
BAKSI MÜZESİ HAKKINDA
Baksı Müzesi, Bayburt doğumlu sanatçı ve akademisyen Prof. Hüsamettin Koçan’ın 2000 yılında Bayraktar Köyü’nde gerçekleşen hayali olarak filizlenir. Müze, Hüsamettin Koçan’ın doğduğu topraklara yaşam birikimini taşıma çabasının bir sonucudur.2010’da devletten hiçbir yardım almadan tamamlanan Baksı Müzesi, Türk sanat tarihinde müze bilimi açısından bölge halkını müzenin temel dinamiklerinden biri haline getirerek kamusal müzecilik örneği teşkil eden tek kurumdur. Bu değerli yapı sanatçılar ve medya başta olmak üzere birçok gönüllünün katkısıyla hayata geçer.2014 Yılı Avrupa Konseyi Müze Ödülü’nün sahibi olur.

Türkiye‘nin kültür, sanat ve eğitim hayatında önemli bir rol üstlenen Baksı Kültür Sanat Vakfı, kuruluşundan bu yana çocuklar ve yetişkinler için sergiler ve şenlikler düzenleyen, burslar veren, konserler ve Anadolu Ödülleri’ni organize eden, Ütopya Atölyeleri’nde üniversite öğrencileri ile çağdaş sanatçıları buluşturan, kadınların geleneksel zanaata, istihdama, sosyal ve kültürel yaşama etkili biçimde katılımını sağlayan birçok projeyi hayata geçirir.
MÜZE MİMARİSİ ÜZERİNE
Baksı, mimari tasarımı, yapısı ve sosyal boyutuyla, içinde konumlandığı doğa ve coğrafyanın bir parçasıdır. Baksı’yı özgün bir müze kılan en önemli özelliklerinden biri de coğrafyasıyla kurduğu diyalog ve etkileşimlere açık yapılanmasıdır. Buna bağlı olarak, koleksiyonunda yer alan yapıtlar da kuşkusuz sadece Ana Bina ya da Depo-Müze’de seyirlik bir nesne olmanın ötesinde, o coğrafyada insanlar ve doğayla başka başka diyaloglara kapı açar, her yapıt konumlandığı ya da izlendiği açıyla beraber müze içinde başka, doğa içinde başka anlamlara bürünür. Kemal Tufan’ın(1962-Silivri/Heykeltraş, küratör, eğitimci)Denizaltı,Tuğrul Selçuk’un(1954/Tokat)Hayat Ağacı, Aloş’un(Ali Teoman Germaner/ 1934-2018/Heykeltraş)Yılan’ı ya da Koray Ariş’in(1944-Adana/Heykeltraş)İki Başlı’sı gibi.
Doğasıyla ilişkisi ve bu doğayı deneyimleyen yapıtlar, Baksı’nın ‘açık yapı’(toplumun yararlanmasına açık olan yapılar) anlayışına dayalı, sanatı hayatla özdeş tutan özgün ve çağdaş müze algısının parçasıdır.
Müzenin koleksiyonu Türkiye çağdaş sanatının önde gelen sanatçılarının Prof. Hüsamettin Koçan’ın vizyon ve değerlerine inanarak bağışladığı video, fotoğraf, resim, heykel ve yerleştirme(enstalasyon) gibi farklı medyumlardan (güncel sanatta malzeme) yapıtlardan oluşur.
2024’DE BAKSI MÜZESİ’NDE NELER VAR?
Baksı Kültür ve Sanat Vakfı bir süredir gelenekselleştirdiği Anadolu Ödülleri’ni veriyor.
“Anadolu Ödülleri”nin dördüncüsü 2024 yılında “Yeniyi Aramak”( Edebiyat, Görsel Sanatlar, Mimarlık, Müzik, Mutfak -Gastronomi-, Sinema alanlarında ve Doğan Değer Ödülü olmak üzere toplam 7 kategoride) üst başlığı ile gerçekleştirilecek.
İlki 2023 yılında gerçekleştirilen, sanatı geniş kitlelere yayarak, bir çalışma alanı yaratmayı hedefleyen, profesyonel ve amatör katılımcılarla yapılacak Sanat Atölye çalışmaları yapılacak.
Ayrıca bu yılki hedeflerden biri de Hüsame Köylü Kadın Eğitim Merkezi’nin temelini atmak. Müze Anfitiyatroda“Açıkhava Sineması” ve “Konser” organizasyonları yapılacak.

Ana Müze BinasındaBaksı Müzesi koleksiyonlarından hazırlanacak kapsamlı bir sergi ve
Depo MüzedeBaksı KSV/Kültür Sanat Vakfı koleksiyonu “Hapishane İşleri: Boncuk Objeler” sergisi açılacak.
SON SÖZ
Bana göre yurtseverlik/memleketseverlik bağlamında söylemleri ve yaptıkları ile bir model olan Prof. Hüsamettin Koçan’ı herkes kendi yetkinlikleri, birikimleri, olanakları bağlamında örnek almalı.
Saygısızlık olarak kabul etmezsiniz, ülkemizde burjuva sınıfı (bazılarını tenzih ediyorum) küçük burjuva(küçümsemek için yazmıyorum/terminoloji böyle)olarak kalmıştır. Bu noktada burjuva sınıfımız ağırlıklı olarak sosyal sorumluluk bağlamında (bana göre sosyal zorunluluk olarak tanımlanmalı) eğitim ve sağlık ağırlıklı katkıları ile sınırlı kalmaktadır. (Bunu aşan aileleri tenzih ediyorum). Bu da bir yanımızı eksik bırakmaktadır. Uçmak için iki kanat gerekir bu kanatlardan biri bilim/eğitim ise diğeri de kültür ve sanattır.
Kendisiyle hiç karşılaşmadım ama Prof. Hüsamettin Koçan hocama (İki ortak noktamız var. Onu tanıyan ikikişiyi tanıyorum. Bir de onunla aynı üniversitede; o 1993’de profesör olurken, ben de doktoramı tamamlamıştım.)saygılarımı ve sağlık dileklerimi iletirken; iyiki varsınız değerli hocam, diyorum.
Dileğim sizi model alanlar çok olsun.


