“Kaçırdığımız diğer unsur dönem itibari ile tüm dünya şirketleri, Çin’de üretim yaptırmaya başladı. Çin hükümeti bunu iyi değerlendirdi. Toplu alımlar yaparak, ihracatı arttırıcı politikalar ile üreticisini destekledi. Ve istikrarlı ve programlı büyüme ile dünyada ilk sıralarda yerini aldı. Kazandığı diğer bonus ise; tüm markalar fiyat cazibesi ile kendi birikimlerini onlara aktararak bir dev yarattılar.
Türkiye’nin ihracatı için hedefler konsa da politika olarak hiç bir değişim olmadı. Umursanır gibi yapıldı ama Odalar ve Birlikler, iktidarın politikalarını yönlendiremedi. Çoğu zaman el ele hareket ettiler. Ana sermayeler kendi teşvikleri konusunda kazanımlar elde etseler de bu teşvikler tabana yayılmadı. Projeler, sayılar, büyüklükler ve bölgeler ile sınırlı kaldı. STK olarak sunulan öneriler dikkate alınmadı. Her zaman ‘Bizimle paylaşın öğüdü’ aldık.
Ama netice alamadık. İhracatta reform anlayışı dikkat çekmedi. Gündemlerinde böyle bir vizyonları yoktu.
Zamanla kendimizi bölgesel güç olarak görme moduna girdik. Başlarda ülkemizi takdir eden Avrupalı müşterilerimiz zamanla fikirlerini değiştirmeye başladı. Artık ülkeniz ve sizle çalışmayacağız demeye başladılar. Uçak düşürme sonrası bizim Rusya ile ticaretimiz %90 azaldı. Arabistan bile mallarımızı boykot etti. Sonrasında Türkiye’deki ihracat anlayışı
TL’nin zayıflaması ve ucuz işçilik ile gündeme geldi. Makul ölçülerde koyduğumuz kar marjları gelen zamlarla sürekli eridi. Zannetmeyin ki mallarımız ucuz ve değersiz. Avrupa üretimden çıktığından beri, en az onlar kadar kaliteliyiz ve öncüyüz. Buna saygıdeğer tüm meslektaşlarım dahil. Ölçülü sipariş, kalite, tasarım ve hizmette hala öndeyiz.
Pandemi ve jeopolitik sebepler sonrası işimiz çok zor olacak. Enerji fiyatları artacak, enflasyon artacak. Zamlar gelecek. Bizler sürekli, maliyetlerimizi yöneteceğiz. Diğer yandan dünya da talep eksikliği oluşacak. Yine fiyat baskısı ile zorlanacağız. Faiz konusunda alınan kararlar ile oluşan hayat pahalılığını tolere edemiyoruz.
Yıl içinde yaptığımız % 80’lik artışlar bile çalışanımızı mutlu etmiyor. %300 – 500 ile tabir edilen enerji maliyeti, tedarikçi zamları ile maliyetimiz dolar satış fiyatının üzerine çıktı. Her zaman enerji ve hammadde bahanesini artık müşteri kabul etmiyor.”
SON ZAMMIMIZ
“En son 2021 mart ayında hammadde ve lojistik zammı yaptık. Şimdi, parite zammı diyoruz. kaybımız var. Kaçını alabiliriz bilmiyorum. Daha bizdeki girdi artışını sunacağız. Ama sıra gelecek mi? TL ile ticarete döndük. TL kredi oranları yüksek. Piyasada ödeme koşulları kısaldı. Kısa vadedeki TL çek versek bile vade sonunda kur farkı ödüyoruz.”

GENEL DURUM
“İç piyasa kendi rehavetinde, ezilen kesim, her şeyi kabul ediyor modunda ve çaresiz. Ezilen kesim dışında ise orta kesim kalmadı diyebiliriz. Üst kesim diyebileceğimiz gurup ise iç piyasada zorunlu ihtiyaç ile zam yaparak, üretime mutlu olmasa da devam ediyorlar. İnşaat, hala ranta doymuyor.
Dünyada lojistik fiyatlarının artması ile Avrupa ülkeleri talebin bir kısmını bize çevirdiler.
Bu biraz olsun ihracatı destekliyor. Yatırıcı yabancı sermaye kaygılı olsa da iyi ki varlar, ihracatı sürüklüyorlar. Dünyada yaşanacak zor bir kıştan bahsediliyor. Bunu hiç kurgulamak istemiyorum. Bizde herhalde kutup etkisi yaratacak.”
ÖNERİLERİ
“Kısacası; Türkiye katma değer telaffuzunu ağıza almadan ihracatını ihtiyaçlar doğrultusunda her sektörü kapsayacak politikalar ile yapılandırmalı, teşvik etmeli. Üretimi yönlendirmeli ve desteklemeli.
Ben bir ihracat gönüllüsü olarak elimi taşın altına koyduğuma inanıyorum. Enerji ve hammadde de dışa bağlı bir ülke olarak, 2001 yılından beri öncelik ihracat olmalıyken niye değişim olmadı. Seçimler yaklaşıyor. En azından muhalefetin de bunları duyması için biraz ses vermemiz gerekiyor.”
SON SÖZ
Gelelim son sözümüze. Son sözümüzün ilki bir genel değerlendirme. Bakın bu ülkeyi seviyorum demek lafla olmuyor. Ülkeyi seven insanların ilk yapmaları gereken işlerini iyi şekilde yapmaları. Ülkeleri için katma değer üretmeleri. Bunları yaparken evrensel etik değerlerinden uzaklaşmamalı. İnsan önce kendine namuslu olmalı.
İkinci ise bu konunun dile getirilmesinde görevi olduğuna inandığım STK’ların sessizliği. Bugün Bursa’da 100’ün üzerinde SİAD var. Bu ülkedeki 2. SİAD, Bursa’da kuruldu. (BUSİAD). Eskiden iş dünyası, sorunları karşısında gönüllü STK’ları bir araya gelip, ortak açıklamalar yapardı. Kimi SİAD’lar buna öncülük yapardı.
Ülkeye bir tek seslilik hakim. Unutmayalım dünyadaki her çeşit gelişme ve buluş çok seslilikten, farklı görüşlerden geçer.
Bir ihracat gönüllüsünün sesi, böyleydi. Benden yazması.


