Bugün günlerden 30 Ağustos.
Eğer bu ülkede biz Türkçe konuşabiliyorsak,
Eğer bu ülkede Türkçe eğitim görebiliyorsak,
Eğer bu ülkede minarelerden ezan okunabiliyorsa,
Eğer bu ülkede insanımız bilim yapabiliyorsa,
Bunların hepsini Atamıza ve onun silah arkadaşları ile şehitler ve gazilerimize borçlu olduğumuzu kimse unutmasın.
Atam iyi ki vardın, iyi ki Cumhuriyet’i kurdun. Onu korumak biz ve bizden sonraki kuşakların görevidir.
Kimse unutmasın!
Ama bu ülkede bugün bize bu olanağı yaratan Atamıza ve silah arkadaşlarına bazıları hakaret etmek saygısızlığını gösterebiliyor.
***
Mustafa Kemal’in başkomutanlığında yapılan 26-30 Ağustos tarihleri arasında süren Başkomutanlık Meydan Muharebesi işgal edilmiş topraklarımızda özgürlüğe giden yolda Cumhuriyet’e uzanan aydınlık yolculuğun finalidir.
İstiklal Harbimizin dönüm noktası Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Muharebesidir. Orada yazılan destanın özü “Yok edilmek ve vatanından kovulmak istenen bir halkın millet olmasında, ülkesini işgalcilerden elbirliği ile kurtarması ve özgür yaşama isteğinin belirmesi”dir.
Bu finalin başlangıcı İstiklal Savaşımızın kırılma noktası 23 Ağustos 1921‘de başlayıp, 13 Eylül 1921‘de sona eren Sakarya Meydan Muharebesidir.
Şöyle bir anımsayalım:
Ordumuzun Kütahya-Eskişehir Muharebeleri‘ndeki yenilgisinden sonra cephe kritik bir duruma düşer. 3 Ağustos 1921‘de Genel Kurmay Başkanı İsmet Paşa azledilir. Aynı zamanda Başvekil ve Millî Müdafaa Vekili de olan Fevzi Paşa bu makama da atanır.
Cepheye gelinir ve durum yerinde görülür. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ile İcra Vekilleri Heyeti Başkanı-Başbakan- Fevzi Paşa, Batı Cephesi Birlikleri‘nin Yunan ordusuyla arada büyük bir mesafe bırakılarak Sakarya Nehri‘nin doğusuna çekilmesine ve savunmayı bu hatta devam ettirmesine karar verirler.

Gazi Mustafa Kemal Paşa, o tarihte unutulmaz emrini verir. Emir şöyledir:
“Hatt-ı müdafaa yoktur; sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça vatan terk olunamaz. Onun için küçük, büyük her cüzütamı (birlik), bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük, büyük her cüzütam ilk durabildiği noktada, tekrar düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki cüzütamın çekilmeye mecbur olduğunu gören cüzütamlar, ona tabi olamaz. Bulunduğu mevzide nihayete kadar sebat ve mukavemete mecburdur. ”
22 gün, 22 gece süren bu savaşta güçler şöyledir:
“Yunan Kuvvetleri: 120.000 er, 3.780 subay, 57.000 tüfek, 2.768 makinalı tüfek, 386 top, 1.350 kılıç, 3.800 hayvan, 600 adet 3 tonluk kamyon, 240 adet 1 tonluk kamyon, 18 uçak.
Türk Kuvvetleri: 96.326 er, 5.401 subay, 54.572 tüfek, 825 makinalı tüfek, 196 top, 1.309 kılıç, 32.137 hayvan, 1.284 at/katır arabası, 2 uçak.”
Bu kanlı muharebede Türk ordusunun zayiatı; 5713 ölü, 18.480 yaralı, 828 esir ve 14.268 kayıp olmak üzere toplam 39.289‘dur.
Yunan ordusunun zayiatı ise 3758 ölü, 18.955 yaralı, 354 kayıp olmak üzere toplam 23.007‘dir.
Sakarya Meydan Muharebesi‘nde çok fazla subay kaybı olduğu için bu Muharebeye “Subay Muharebesi” adı da verilir. Mustafa Kemal Atatürk bu muharebe için “Sakarya Melhame-i Kübrası” yani kan gölü, kan deryası der.
Yunanlılar geri çekilirken Türk sivil halkına karşı yaptığı tecavüzler, kundaklamalar ve yağmacılık sonucunda 1 milyonun üzerinde sivil Türk evsiz kalır.
SAKARYA’DAN KOCATEPE’YE
Sakarya Savaşı‘nın kazanılmasıyla, Türk milletinin savaşın kazanılacağına olan inancı yerine gelir. İstanbul‘da, tüm camilerde Sakarya‘da hayatını kaybeden askerler için mevlitler okunur. O ana kadar, Ankara‘ya mesafeli duran İstanbul basınında dahi bir sevinç duygusu oluşur.
Uluslararası toplumun (özellikle İngiltere’nin) TBMM güçlerine bakışı değişir ve Yunanistan, arkasındaki İngiltere desteğini kaybeder.
13 Eylül 1683 tarihinde II.Viyana Kuşatması ile başlayan Türk geri çekilmesi yine bir 13 Eylül günü bu savaş ile durur, yeniden ilerleme başlar. Bu yönden bu savaşın sembolik önemi de Türk Tarihi açısından çok fazladır.
O dönemin yazarı, gazetecisi İsmail Habip Sevük, Sakarya Meydan Muharebesi‘nin önemini, “13 Eylül 1683 günü Viyana’da başlayan çekilme, 238 sene sonra Sakarya’da durdurulmuştur.” sözüyle tasvir eder.
Savaş, 100 km uzunluğunda bir alanda cereyan eder. Yunan ordusu, Ankara‘nın 50 km kadar yakınına gelmişken oradan geri çekilir.
O ana kadar savunmada bulunan Türk Ordusu‘nun 10 Eylül‘de başlattığı, bizzat Mustafa Kemal Paşa‘nın komuta ettiği genel karşı taarruz Yunan kuvvetlerinin savunma için tertiplenmesine mani olur. Aynı gün Türk birlikleri stratejik bir nokta olan Çal Dağı‘nı geri alır. 13 Eylül‘e kadar süren Türk taarruzu sonucunda Yunan ordusu, Eskişehir-Afyon hattının doğusuna kadar çekilerek bu bölgede savunma için tertiplenmeye başlar.
Bu çekilme sonucu 20 Eylül‘de Sivrihisar, 22 Eylül‘de Aziziye ve 24 Eylül’de de Bolvadin ve Çay düşman işgalinden kurtulur.

20 TEMMUZ 1922’DEN 30 AĞUSTOS 1922’YE
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 20 Temmuz 1922’deki oturumunda Mustafa Kemal Paşa’ya dördüncü kez Başkomutanlık yetkisi verilir. Ancak bu sefer önceki Başkomutanlık yetkilerinden farklı olarak Mustafa Kemal Paşa mecliste yaptığı konuşmada, “… Bugün ordumuzun manevi kuvveti en yüksek derecededir. Ordumuzun maddi kuvveti de fevkalade bir önleme gerek hissettirmeksizin milli emelleri tam bir güvenle elde edecek düzeye ulaşmıştır. Bu nedenle böyle bir yetkiyi devam ettirmeye gerek kalmadığı görüşündeyim…” der ve kendisine geniş yetkiler verilmesine karşı çıkar.
Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taarruz için lojistik hazırlıkları bütün hızıyla devam ettirirken bir taraftan da harekât planları üzerinde çalışmalarını sürdürür.
Her ne kadar Başkomutanlık yetkisi ile ilgili görüşme mecliste 20 Temmuz’da yapıldıysa da Mustafa Kemal Paşa taarruz kararını haziran ayında alır ve hazırlıkları gizli olarak yürütür.
Bu karardan sadece Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ile Milli Savunma Bakanı Kazım Paşa haberdardır. Mustafa Kemal Paşa gezi adı altında bir seyahat gerçekleştirerek gittiği Sarıköy İstasyonu’nda İsmet Paşa, Fevzi Paşa ve Kazım Paşa ile bir durum değerlendirmesi yapar. Tarih kararlaştırılır.
Büyük Taarruz için 26 Ağustos’ta saat 03:00’te karargâhtan ayrılan Mustafa Kemal Paşa beraberinde Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa olduğu halde Birinci Ordu’nun gözetleme yeri olan Kocatepe’ye gelir ve sabah saat 05:00’te gün ağarırken Türk topçu ateşiyle taarruz başlar.
RAKAMLARLA ANIMSATMA
Tarafların ordu mevcutları şu şekilde idi:
“Yunan kuvvetleri, 6.564 subay, 218.000 er, 83 tüfek, 1.300 kılıç, 3.113 makineli tüfek, 1.280 ağır makineli tüfek, 418 top ve 50 uçak.
Türk kuvvetleri, 8.659 subay, 199.283 er, 100.352 tüfek, 2.025 hafif makineli tüfek, 839 ağır makineli tüfek, 5.000 kılıç, 340 top ve 8 uçak.”
Zafer kazanılması ülkemizde ve dünyada büyük yankı bulur. Büyük Taaruz ve Başkomutanlık Muharebesi sonucunda Türk ordusunun 2 bin 543’ü şehit, 9 bin 977’si yaralı ve 101’i esir olmak üzere 12 bin 621 kişi zayiatı mevcuttur.
İLK KUTLAMA
Büyük Zafer’den iki yıl sonra 30 Ağustos 1924 Cumartesi günü Dumlupınar’da Çal Köyü yakınlarında Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın da katılımıyla Büyük Zafer için ilk kutlama töreni yapılır. Zaferi kutlamak için iki yıl beklemenin en önemli nedeni 1923 yılının yeni Türkiye açısından hem ulusal hem de uluslararası alanda yoğunluğun had safhada olmasıdır.
Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi 12 Ağustos 1924 tarihli nüshasının birinci sayfasından “Dumlupınar Meydan Muharebesi Tes’idi-kutlaması-” başlıklı haberiyle bu sene ilk kez kutlama töreni yapılacağını duyurur.
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 30 Ağustos 1924 yılında Dumlupınar’da yaptığı konuşmada, Büyük Zaferin önemini şu şekilde anlatır:
“30 Ağustos zaferi, Türk tarihinin en önemli dönüm noktasıdır. Ulusal tarihimiz çok büyük, parlak zaferlerle doludur. Ama Türk ulusunun burada kazandığı zafer kadar kesin sonuçlu, yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yeni bir akım vermekte kesin etkili bir meydan savaşı hatırlamıyorum. Besbelli ki genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırıldı, ölümsüz yaşayışı burada taçlandırıldı.”
Bu arada çeşitli kurumları temsilen de konuşmalar yapılır. O gün Baroları temsilen yapılan konuşmayı Bursa milletvekili hukukçu aynı zamanda Milli Marş yazımında şiiri finale kalan, Akif’in şiirini görünce yarışmadan çekilen Muhiddin Baha (Pars)– Bu aile Havuzlupark’ı belediyeye bağışlayan ailedir. Kardeşi Mehmet Baha (Pars) ise hem ilk müzik dergisi olan Alem-i Musiki’yi yayınlar, hem de ilk Türk operası olarak kabul edien eserlerden Abdüllhak Hamit’in Nesteren adlı eserini besteler- yapar.

BUNLARI DA UNUTMAYALIM
Kurtuluş Savaşı boyunca canını hiçe sayıp, vatanı için mücadele eden kadınlarımızı da burada anarken onları yok sayan zihniyete de selam olsun diyorum.
“Ulusal Kurtuluş Savaşı‘nın gizli örgütü Karakol‘un yöneticisi Naciye Faham. İşkence görmesine rağmen Karakol‘un adresini vermeyen Topkapılı ebe Şahende. Felah Grubu‘na saraydan bilgi taşıyan V. Murat‘ın kızı Fehime Sultan. İşgal protestolarında on binlere konuşan Şükufe Nihal, Sebahat, Zeliha ve Darülfünunlu Saime.
12 yaşında İnönü muharebelerinde savaşan Nezahat. ‘Muharebe bana düğündür Paşam’ diyen Mustafa Kemal‘in askeri Sivaslı Fatma Seher(Kara Fatma Büyük Taaruz’un ardından müfrezesiyle Bursa’ya geçerek Bursa’nın Yunan işgalinden kurtuluşunda rol oynadı.).
Çerkez kadınları örgütleyen Hayriye Melek. Alaşehir‘deki zulmü dünyaya çektikleri telgraf ile duyuran Makbule, Nebile. Yunan işgaline elinde silahla karşı koyan Turgutlulu Çavuş Ayşe, Ödemişli Fatma. Köpekli Nuri Çetesi‘ne katılan Aydınlı -namı diğer Binbaşı- Ayşe. Yörük Ali Efe‘nin 1. bölüğünün 4. mangasında nişancı olarak savaşan Emire Aliye.
Elinde balta ile Menderes Köprüsü‘nde düşman bekleyen Arşın Teyze. Sarayköy‘e gelen İngilizci Nasihat Kurulu‘nun üzerine silahla yürüyen Adöv Ayşe.
Başındaki yırtık örtüsünü erkeklerin yüzüne atıp, ‘alın bunları örtünün, verin silahları ben savaşırım’ diyen Kezban. 1921‘de Batı Cephesi‘nce Bursa‘da bir gizli haber alma ve casusluk örgütü kurmak üzere görevli olarak gönderilen Yüzbaşı Tahir Bey‘i, sahibi olduğu okulunun Paşa Konağı adı verilen yönetim binasının bodrumunda saklayan, ve istihbarat faaliyetlerini sürdürürken yakalanıp, Yunanistan‘a sürgüne gönderilen Bursalı Zehra Budunç. Mavzeri hiç susmayan şehit eşi Senem Ayşe. Düğünde takılan altınları Ankara‘ya bağışlayan Kastamonulu 17 yaşındaki Hatice. Düşmanla işbirliği yapan oğlunu vurup dağa çıkan Domaniçli Habibe. Erkek kılığında savaşan ve sonra kadın olduğu anlaşılan Halime Çavuş.”
SON SÖZ
Evet, bugün 30 Ağustos. 26-30 Ağustos tarihleri arasında süren Başkomutanlık Meydan Muharebesinin kazanıldığı gün. Aynı zamanda topraklarımızda özgürlüğe giden yolda Cumhuriyet’e uzanan aydınlık yolculuğun kırılma noktası.
Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm silah arkadaşlarını, isimsiz onbinlerce kahramanımızı saygı ile anıyorum.

İyi ki vardınız. Işıklar içindde uyuyun.