Ülkemiz endüstriyel ilişkiler tarihine göz attığımızda öncelikle işçilerin örgütlenme sürecine tanık oluruz. Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu, kısaca TÜRK-İŞ, 1952 yılında kurulan Türkiye’nin ilk büyük işçi konfederasyonu olur. TÜRK-İŞ’in 1. Genel Kurulu, kuruluşundan kısa bir süre sonra, 6-7 Eylül 1952 günleri İzmir’de toplanır. Genel Kurul’da yapılan seçimlerde, Genel Başkanlığa İsmail İnan seçilir.
İşçilerin ardından işverenler bir örgütlenme süreci yaşar. Burada Türkiye’nin ilk işveren sendikası olan MESS, 14 Ekim 1959 yılında sanayileşmeye gönül vermiş 11 girişimci tarafından kurulur. İlk başkanları Şekip Menço’dur.
MESS’den sonra beş işveren sendikası daha oluşturulur. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’nun doğuşu bu altı işveren sendikasının 15 Ekim 1961 tarihinde “İstanbul İşveren Sendikaları Birliği” adı altında toplanmalarıyla başlar. Ülke çapında bir örgütlenmeye gidilmesiyle Birliğin adı 20 Aralık 1962 tarihinde toplanan II. Olağan Genel Kurul’da “Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu” olarak değiştirilir. Bu konfederasyonun ilk başkanlığını Dr. Şahap Kocatopçu yapar.
Sonraki süreçte 2 Nisan 1971 tarihinde Feyyaz Berker başkanlığında TUSİAD kurulur. Her ne kadar Türkiye Alüminyum Sanayiciler Derneği (TALSAD), 15 Mart 1971 yılında Nezihi Tümay başkanlığında kurulsa da tüm sektörleri içine aldığı için genel kabul olarak TUSİAD ilk sanayici ve iş İnsanları Derneği olarak karşımıza çıkar.
TUSİAD’ın ardından 1 Ağustos 1978’de Doğan Ersöz başkanlığında Bursa Sanayicileri ve İş Adamlarını bünyesinde toplayan BUSİAD, gönüllü üyelik temeline dayanan bir Sivil Toplum Kuruluşu olarak Bursa’da kurulur.
Dernek kuruluş bildirgesindeki 18 dernek kurucusu şu isimlerden oluşur:
“Ahmet Bayramoğlu, Doğan Yılmazipek, Fikret Alakoç, Gönen Çakmakçı, Hüsamettin Örüç, Kemal Türkün, Kurtcebe Alptemoçin, Mahir Örgün, Mehmet Bodur, Memduh Gökçen, Nezih Tunçsiper, Ragıp Güvenç, Talat Diniz, Doğan Ersöz, Mehmet Beysel, Celal Dıbırdık, Giray Odman, Ali Türkkan.”
Bu arada BUSİAD’ın kuruluş öyküsü de ilginçtir. O dönem Bursalı sanayiciler BTSO’da yeterli derecede temsil edilmediklerini düşündükleri için BTSO’nun BTO ve BSO olarak ayrılması talebiyle bir hareket başlatır. Süreçte bu hareket başarısız olur ve o hareketin içinde Doğan Ersöz, Hikmet Komar gibi isimler de TUSİAD’ı örnek alarak bir dernek kurma girişiminde bulunur.
BUSİAD’ın tarihi süreci içinde Doğan Ersöz, İsmail Hakkı Sezgin, Erol Türkün, Celal Beysel, Ali İhsan Yeşilova, Mehmet Arif Özer, Oya Coşkunöz, Günal Baylan, Ergun Türkay ve Buğra Küçükkayalar (halen devam ediyor), BUSİAD başkanlığı yapar.
BUSİAD YÜKSEK DANIŞMA KURULU AÇIKLAMASI
Perşembe günü BUSİAD’ın Yüksek Danışma Kurulu Toplantısı gerçekleşti. Bu toplantıda Bursa Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. Derya Hekim, ulusal ve uluslararası ekonomiyi değerlendirdi.
Sonrasında da BUSİAD Yüksek Danışma Kurulu Bildirgesi açıklandı. BUSİAD YİK Başkanı Ergun Türkay, açıklamasında şöyle dedi:
“Dünya ve Türkiye önemli bir değişim ve dönüşüm döneminin içinde.Küresel ısınma, çok kutuplu dünyanın sancıları, parasal ödeme sistemi dolar mı, altın mı, ya da kripto mu olacak, üretim imkanları konvansiyonel mi, yapay zekâ destekli dijital dönüşümlü mü olacak, ülke yönetimleri demokratik mi, otoriter mi olacak, gelir dağılımındaki uçurum daha ne kadar artacak gibi sorular karşımızda duruyor.
Sorular ve sorunlar ortada ama çözüme yönelik çabaların yeterli olmadığını da görüyoruz.
Hal böyle iken, bunların sonucu mu ya da bunların nedeni mi İsrail’in bölgeyi ve dünyayı ateşe atacak girişimleri de dikkat çekici. İsrail’e karşı, İspanya örneğinde olduğu gibi batıdan bir güçlü ses çıkmıyor.
Türkiye, tüm bu saydığımız soru ve sorunların tam ortasında. Adeta ateşten günler yaşıyoruz. Korkarız ki, yakın bir gelecekte tünelin ucunda bir ışık da görülmüyor. Sorunlar bu kadar açıkken, insanlığın bu kadar acz içinde kalması umutlarımızı köreltiyor.
Aydınlanma çağının adeta köküne dinamit koyan insanlık, yeni bir orta çağ içinde seçenekler arıyor. Bilimden, demokrasiden, akılcılıktan giderek uzaklaşan insanlık, kendisinin ve içinde yaşadığı gezegenin sonunu hazırlama yolunda hızlı adımlarla ilerliyor sanki.
Umutlar körelse de elbette yok olmuyor. Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Umutsuz durumlar yoktur. Umutsuz insanlar vardır’ sözleri bize böyle zamanlarda rehber oluyor. Umudumuzu kaybetmeden sorunları tespit edip, çözüm yolları göstermeye 47 yıldır olduğu gibi devam ediyoruz.Herkes kendi evinin önünü temizlerse kirlilik olmaz anlayışı ile Türkiye’nin yapması gerekenleri söylemek görevini üstleniyoruz.
Yaşanan olumsuzlukların temel çözümlerini; Demokrasi, hukuk, özgürlük, laik ve sosyal devlet olma anlayışında görüyoruz. Bunları tamamlayacak olanların ise bilime ve akla dayalı eğitim, liyakata dayalı yönetim, üretime dayalı ekonomi, adil olmaya çalışan bir sosyal paylaşım olduğunu düşünüyoruz.
Yine Ulu Önderimiz Atatürk’ün ‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’ sözünün bugünlerde ne kadar önemli olduğunu görüyor ve hayata geçmesini umuyoruz. Yurtta barış, etnik ve dinsel farklılıklarla barışın yanı sıra, siyasi ve toplumsal tüm farklılıkları da barındırmalı. Düşüncelerin ifade edilmesi hakaret ve suç unsuru içermedikçe normal karşılanmalı. ‘Söylemlerimden dolayı yargılanırım’ korkusundan uzaklaşılmalı.
Demokrasi, özgürlük ve hukuk güvencesi hissetmeyen toplumların başarılı olması mümkün değildir. Oluşacak barış havasının toplumun tüm kesimlerini kapsamasını temenni ediyoruz.
Gençlerimize ise ayrıca bir yer ayırmak istiyoruz. Yapay zekâ çağını yaşarken, kuşaklar arası farklılıklar hiç olmadığı kadar belirginleşiyor. Gençler; özgürlük anlayışları, teknolojiyle kurdukları güçlü bağ ve yenilikçi bakış açıları sayesinde bizlerden farklı bir dünyayı tasavvur edebiliyorlar. Onların giyim kuşamlarıyla ya da ifade biçimleriyle uğraşmak, tarihin akışına karşı beyhude bir çaba olur. Asıl mesele, onların yaratıcılıklarını desteklemek, hayallerini beslemek ve enerjilerini ülkemizin geleceğine yönlendirmektir.
Gençler, yalnızca geleceğimiz değil, aynı zamanda bugünün ortak aklının da en güçlü kaynağıdır. Onları karar süreçlerine katmak, sözlerine değer vermek ve özgürce kendilerini ifade edebilecekleri bir ortam sağlamak, ülkemizin ilerlemesinin anahtarıdır. Çünkü biz biliyoruz ki gençlerini kaybeden bir ülke, geleceğini kaybeder; gençlerine güvenen ve onları güçlendiren bir ülke ise her koşulda yeniden ayağa kalkar.
Giderek artan ekonomik sorunların ülkeye ve birbirimize artan güvenle iyileşeceğinin farkındayız. Ülkeye güven, barış ortamı, etrafımızda yaşanan kaosa rağmen bize bir çıkış noktası yaratacaktır. Bunun için üretim, üretim, üretim diyoruz. Başta tarım ve yaratıcılığa dönük üretim olmak üzere üretimin desteklenmesi, gelir dağılımının iyileştirilmesi üzerine çalışılması gereken konulardır.
BUSİAD olarak ülkemize, ülkemizin değerlerine ve üretim gücüne olan inancımızı hep koruduk ve koruyacağız.Tüm koşullara uymamızı sağlayan dinamikliğimiz, azmimiz, esnekliğimiz ve çalışkanlığımızla ülkemizin kalkınmasına katkı koymaya devam edeceğiz.
Bizler BUSİAD Yüksek Danışma Kurulu Üyeleri olarak, bu duygu ve düşüncelerle görüş ve önerilerimizi kamuoyunun bilgi ve değerlendirmesine sunuyoruz.”
SON SÖZ
Bursa ekonomi dünyası, ekonominin durumunu yukarıdaki cümlelerle değerlendiriyor. BUSİAD dediğiniz yapı Bursa’da en çok istihdam yaratan, en çok ihracat yapan, en çok vergi ödeyen Bursa özelinde iş ve sanayi dünyasını temsil eden gönüllü en büyük yapıdır. 29 farklı sektörde binin üzerinde fabrikasıyla 143’ü Kurumsal, 117’si Şahıs olmak üzere, kayıtlı 260 (240 asıl, 18 fahri, 2 onur) üyesi bulunur.
Bu nedenle BUSİAD’ın söylemleri bir biçimde reel sektörün sorun ve sıkıntılarının da dile getirildiği söylemlerdir.
Bursa ve ülke ekonomimize katma değer katan, ihracat yapan, istihdam yaratan herkese saygıyla diyorum.

