BM iklim zirvelerine Conference of the Parties (COP), yani Taraflar Konferansı ismi veriliyor. 1992’den beri düzenlenen bu zirvelerin 27’incisi olan COP27, 6-18 Kasım tarihleri ​​arasında Mısır‘ın Şarm El Şeyh kentinde gerçekleşti.

8 Kasım 2022‘de COP27 Başkanlığı, 2030 yılına kadar dayanıklı bir dünya için hükümetleri ve devlet dışı aktörleri 30 uyum hedefinin arkasında toplayan ilk kapsamlı küresel eylem planı olan Şarm El-Şeyh Uyum Gündemi‘ni başlattı.

Birkaç anımsatma…

BM Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli‘ne (IPCC) göre küresel sıcaklıklar şimdiye kadar 1,1 santigrat derece arttı ve 1,5 dereceye doğru ilerliyor. IPCC, sıcaklıkların 1850 yılının seviyesinin 1,7 ila 1,8 derece üzerine çıkması durumunda dünya nüfusunun yarısının yaşamı tehdit eden ısı ve neme maruz kalabileceğini öngörüyor.

Bunu önlemek için 194 ülke, küresel sıcaklık artışlarını 1,5 derece ile sınırlamak için “çabaları sürdürmeye” söz vererek 2015 yılında Paris Anlaşması‘nı imzaladı.

COP27’DE 3 ÖNERİ

COP27’deki öneriler öncesi “İş dünyası, diğer aktörlerin (ülkeler, şehirler, yatırımcılar, sivil toplum) yanı sıra şu anda karşı karşıya olduğumuz akut tehlikelere uyum sağlamak için harekete geçmelidir.” konusu vurgulandı.

Uyumun iklim değişikliğine karşı mücadelenin önemli bir parçası olduğu, dünyanın dört bir yanındaki insanları halihazırda sürmekte olan iklim değişikliğinden korumak gerektiği ve aynı zamanda 7,8 milyar insanın daha sürdürülebilir ve güvenli bir yaşam tarzına geçmesine yardımcı olmak için büyük fırsatlar sunduğuna dikkat çekildi.

İklime dayanıklı tarım uygulamalarına geçişin, arazi kullanımını artırmadan verimi artırabileceği anlatıldı.

COP 27’de çeşitli oturumlar ve bilgilendirilmeler yapıldı. Bunların hepsini burada dile getirmek olanaksız. O nedenle zirvenin resmi olmayan ön metni içinden bazı konuları sizlere aktarmak istiyorum.

Uyumun, iklime dayanıklı bir dünya inşa ederken milyarlarca insan için refahı ve güvenliği destekleyen su tasarrufu, ısıya dayanıklı altyapı ve kuraklığa dayanıklı tarım gibi endüstrilerin genişlemesini teşvik edeceğine vurgu yapıldı.

Adaptasyonun, iş için iyi olduğu, şirketlerin iş ayak izlerini genişletmelerine, verimlilik kazanımları elde etmelerine, gelecek için yenilik yapmalarına ve uzun vadeli sürdürülebilirliği geliştirmelerine yardımcı olabileceği anlatıldı. Ayrıca iş uyumunun, işin ayrılmaz bir parçası olduğundan toplum için yararı da anımsatıldı.

Burada toplumu ısınan bir iklimle başa çıkmak için yeniden donatmanın çok büyük bir görev olduğu vurgulandı. İnovasyona ve değişime güç verecek dinamik kapasitesiyle iş dünyasının oynayacağı kritik bir rol olduğu anımsatıldı. İşletmelerin harekete geçebileceği üç alanı tanımlamak için özel sektörden ve kamu sektöründen küresel bir topluluk oluşturuldu ve bunlar üç alanı tanımladı:

Esnekliği artırın: Şirketler iklim risklerini değerlendirmeli ve yeterli dayanıklılık oluşturmalıdır. Şirketler tedarik zincirlerindeki riskleri incelemeli, risk noktalarını belirlemeli, uyum alanlarına öncelik vermeli ve tedarik zincirlerindeki paydaşlara uyum sağlamaları için ihtiyaç duydukları teknik beceriler ve mali destek sağlamalıdır.

Fırsatlardan yararlanın: İşletmeler, toplumun yeni iklim gerçekliğinde sürdürülebilir bir şekilde yaşamasını sağlayan ürün ve hizmetleri geliştirmek ve ölçeklendirmek için yatırım ve inovasyon becerilerini geliştirebilir. Buna, örneğin inovasyonu teşvik etmek ve yeni adaptasyon çözümlerini ölçeklendirmek için Ar-Ge’ye yatırım yapmak ve ekosistemler oluşturmak dahildir.

İşbirlikçi sonuçları şekillendirin: Başarılı uyum, toplumlar arası işbirliğini gerektirir. İklim değişikliğini yönetmek, toplumun tüm kesimleri arasında ortaklık gerektirir. İşletmeler, politika oluşturma konusunda hükümetlerle ilişki kurmaktan, eylemi teşvik etmek için sektör oyuncuları, toplum liderleri, akademi, kalkınma ajansları ve diğerleriyle işbirliği yapmaya kadar, iklim değişikliğine uyum konusunda eylemi teşvik eden çok paydaşlı çabalara katılabilir.

SON SÖZ

Tehditlerin farkındalığı ve gözler önüne serilmesi bir bağlamda değişim, dönüşüm ve uyum için fırsat doğurur.

Bu kuşkusuz kolay değildir. Sadece değişimin sabit kaldığı onun dışında her şeyin değiştiği dünyaya ayak uydurmak, o dünyaya bırakılacak bireysel ve kurumsal karbon ayak izini azaltmak, azaltmaya çalışmak, buna çaba göstermek her kişi ve kurumun görevidir. Burada devlete ve kurumlara büyük görevler düşmektedir.

Unutmayalım  dünya bize bırakılan bir miras değil, bir emanettir.