Cumhuriyetin kuruluşu ile başlayan sanayi hareketleri yıllar boyunca devlet eliyle hayata geçti. Çok partili demokrasiye geçiş süreci ile birlikte ekonomimiz içinde özel sektör yerini almaya başladı. Özellikle, 1960’lı yıllardan sonra geçilen Kalkınma Planlı dönem, 60’ların ikinci yarısından sonra özel sektörün ekonomide ağırlığı artmaya başladı.

Tüm bunlara rağmen o dönem uygulanan kapalı ekonomik model, özel sektörün elini kolunu bağlıyordu. Böyle bir ortamda iş dünyasındaki dinamikler içinde kapalı ekonomiye karşı bir duruş oluşmaya başladı.

Çeşitli faktörlerin katalize ettiği bu süreçlerin içinde 50’li yıllar ile birlikte sanayi ve iş dünyasında da bir örgütlenme gereksinimi doğdu. Bu süreçte başı işçiler çekti.  Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu, kısaca Türk-İş, 1952 yılında kuruldu.  

İşçilerin ardından işverenlerde de bir örgütlenme süreci başladı. Türkiye’nin ilk işveren sendikası olan MESS(Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası) 14 Ekim 1959’da

sanayileşmeye gönül vermiş 11 girişimci tarafından kuruldu.

Türkiye’de gerçek anlamda sendikal  haklar ancak 1961 Anayasasının çıkarılmasından sonra elde edildi. MESS’den sonra beş işveren sendikası daha oluşturuldu. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’nun doğuşu bu altı işveren sendikasının 15 Ekim 1961 tarihinde “İstanbul İşveren Sendikaları Birliği” adı altında toplanmalarıyla başladı.

İşçi ve işveren dünyasında bu örgütlenme süreci yaşanırken, ülkemizde kurulan ilk sanayici ve işadamları derneği olan TÜSİAD 1971’de doğdu.

Bakış açımla bir bağlamda TÜSİAD’ın 2 Nisan 1971 tarihinde kuruluşu, işlemeyen ve kriz üreten kapalı ekonomik sisteme iş dünyasının bir tepkisi olarak da değerlendirilebilinir.

1977-78 yıllarında da Bursa’da bir grup sanayici ve işadamı BTSO’nun sanayi(BSO) ve ticaret odası(BTO) olarak ayrılması gerektiği söylemleriyle harekete geçer. Hedef 5590 sayılı kanun gereği BTSO’nun BTO ve BSO olarak ayrılmasına yönelik bir çalışmadır. Bir grup oluşur. Sonuçta bu yola çıkışta amaçlanan hedef yakalanamaz. O zaman Bursa’da sanayicilerin hakkını koruyacak bir dernek kurulması fikri doğar. Hikmet Komar,

Doğan Ersöz bu görüşü sahiplenirler. Sonuçta 1 Ağustos 1978’de Türkiye’nin ikinci SİAD’ı olan BUSİAD doğar.


EBEVEYNLER VE ÇOCUKLARI ETKİNLİĞİ

BUSİAD’ın marka etkinliklerinden biri olan Ebeveynler ve Çocukları Etkinliği, Kuşaklararası Buluşma mottosuyla Podyum Davet’te gerçekleşti. Bu buluşmada önce bir BUSİAD Üyeleri Aile Fotoğrafı çekildi. Sonra yemeğe geçildi.

Etkinliğin açılışında konuşan BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Buğra Küçükkayalar ise “Artık, her alanda ve her sektörde “Dijital, Yeşil ve Toplumsal Dönüşümü” gerçekleştiren ve bunu da sürdürülebilir kılarak, ülkemizin diğer illerinin de örnek alacağı pilot bir şehir olmalıyız. Ekonomimizin istenilen yere gelebilmesi için dijital, yeşil ve toplumsal dönüşümün yanı sıra etkin hukuk, özgürlük ve demokrasinin de olması kaçınılmazdır” dedi.

Daha sonra “Ebeveynler ve Çocukları- Kuşaklararası Buluşma” etkinliğinin konukları TÜSİAD ve ODE Yalıtım Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan ve oğlu ODE Yalıtım Yönetim Kurulu Üyesi Ozan TuranBUSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Yasemin Uyar Duman’ın yönetiminde bir söyleşi gerçekleştirdi. Söyleşinin başında Yasemin Uyar Duman şu bilgileri paylaştı:

“Dünyadaki şirketlerin ortalama yüzde 75’i aile şirketi. Türkiye’de ise bu rakam yüzde 96. Türkiye’de aile şirketlerinin ortalama ömrünün 30 yılın hafif üstünde olduğu biliniyor. Türkiye’ye benzerliği ile bilinen Akdeniz ülkesi İtalya’da ise bu süre 100 yılı bulabiliyor. Ciddi bir sorunumuz var demek ki. Önemli bir girişim gerçekleştiriliyor ve bir şirket için uzun sayılmayacak sürede bu girişim heba oluyor. Elimizdeki kaynakların israfı demek bu. Acilen aile işletmelerinin daha uzun süreler hayatta kalabilmesi için çözümler üretmeliyiz.” 

Söyleşide TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, şunları ifade etti:

Dünya çoklu krizleri yaşıyor. Normalimiz olması gerekiyor. Küresel iklim krizi, savaşlar vb. Artık normalimiz olmalı ve ona göre önlemler alıp yaşamalıyız. 40 yıldır iş dünyasındayım sayısını hatırlamıyorum ama 15-20 kriz yaşadık ve sanırım dünyada krizi en iyi yöneten ülkelerden biriyiz. İş dünyası olarak daha öngörülebilir bir iş ortam arzu ediyoruz evet.

Türkiye, dünyanın bu kaotik halinde aslında bu krizlerde öne çıkıyor. Çünkü pandemide gördük ki, gelişmiş ülkeler ve global markalar, tedariğini farklı ülkelerde kurmaya çalışıyor. Çin-ABD gerilimi, e-ticaret savaşları, Türkiye’yi ön plana çıkarıyor.

Türkiye öne çıkıyor ama ne üretirsem üreteyim değil daha katma değerli markalı üretime ihtiyacı var. Turizm, tekstil sanayi, ne yaparsak yapalım katma değer ve nitelikli insan kaynağına dayanıyor. Bu da eğitime dayanıyor. Fas, Mısır, Ukrayna, Pakistan ve Hindistan’dan nitelikli insan gücü göçü almalıyız.”

Özetle söyleşide Orhan Turan ve Ozan Turan, kuşakların çalışma yöntemleri ve işin bir kuşaktan diğerine devri noktasındaki bakışlarını da dinleyenlere aktardılar.


SON SÖZ

TÜSİAD ve BUSİAD iş dünyamızda kurulmuş ilk iki dernek. TÜSİAD sonrası onun tüzüğü göz önüne alınarak kurulan BUSİAD, süreçte TÜSİAD ile yaratmış olduğu sinerji ile yaptığı ortak çalışmalarla iş dünyasının federasyonlaşma ve finalinde konfederasyon(TÜRKONFED)  sürecinde aktif rol oynadı.

O akşam TUSİAD ve BUSİAD’ı bir arada görmek güzeldi. Gelişmiş demokrasilerin vazgeçilmez parçası olan gönüllü STK’ların, ülkemiz demokrasisindeki gelişme süreçlerine yaptığı ve yapacağı katkılar değerlidir.

İyi ki varsın TÜSİAD ve BUSİAD.

(Bu satırları bitirirken bundan yaklaşık 20 küsür sene önce İstanbul’da katıldığım TÜSİAD’ın gazetecilere yönelik düzenlemiş olduğu bir AB bilgilendirme semineri aklıma geldi.)