Uluslararası Tiyatrolar Birliği (International TheatreInstitute-ITI), 1948’de UNESCO ve uluslararası tiyatro toplumu tarafından Prag‘da kurulmuş olan bir sivil toplum kuruluşudur.
Dünya çapında bir ağ olan Enstitü, “Barış ortamını ve insanlar arasında dayanışmayı pekiştirmek, karşılıklı anlayışı artırmak ve sahne sanatları alanında insanların yaratıcı iş birliği çalışmalarını çoğaltmak doğrultusunda sahne sanatlarına (drama, dans, müzik ve tiyatro) ilişkin bilgi ve deneyimin uluslararası paylaşımını geliştirmeyi” amaçlar.
Dünya Tiyatro Günü 1961‘de Uluslararası Tiyatrolar Birliği tarafından kuruldu.

Her yıl 27 Mart günü ITI merkezleri ve dünya çapında tiyatro grupları tarafından kutlanmaktadır. Pek çok ulusal ve uluslararası etkinlik kutlamalarda yer almaktadır.
En önemli etkinliklerden biri, dünya çapında başarı kazanmış bir tiyatro oyuncusu, yönetmeni veya yazarın yazdığı evrensel bildirgedir. İlk bildirge 1962’de Jean Cocteau(Fransa) tarafından yazıldı.

Bu yılki 27 Mart Dünya Tiyatro Günü Uluslararası Bildirisi, 2023 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi, Norveçli yazar JonFosse tarafından yazıldı.
ITI(Uluslararası Tiyatro Enstitüsü)Üniversiteler Türkiye Temsilcisi BİLKENT Üniversitesi Tiyatro Bölümü Başkanı Jason Hale ve ITI Türkiye Temsilciliği Yönetim Kurulu’nun (Turan Oflazoğlu, Engin Uludağ, Ayşe Emel Mesci ve Savaş Aykılıç) aldıkları ortak karar ile bu yılki Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildirisi ise, uzun yıllar Devlet Tiyatroları’nda çalışan, TOBAV(Devlet Tiyatroları Opera ve Balesi Vakfı) başkanıyken başlattığı “sanataevet” kampanyasıyla tanıdığımız yönetmen, tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu, değerli sanat insanı Tamer Levent tarafından kaleme alındı.Bildiri şöyle:
YAŞAMA SANATININ NAVİGASYONU TİYATRO
“İnsan beyni de hamile olur.Ama bu hamilelik bir merak sorusu ile başlar.Düşünceler ve kaynaklar bir araya getirilir. Geliştirilir.Eksik bilgi varsa ulaşılmaya çalışılır.
Her şey fikir düzeyinde olgunlaşınca, sıra doğuma gelir.Hamilelik süreç, doğan bebek üründür. Onun da büyümesi ve gelişmesi gerekir.Sanat, süreç ve ürün devamlılığının hiç bitmeyen gelişmesidir. Tıpkı insanlık tarihi ve geleceği gibi…
Drama, insanların iç ve dış aksiyonudur. Bu aksiyon ile yaşadığı durumlardır.Yani düşünce ve onun dışa yansıması.
İnsanlık dilsiz olduğu çağlarda birbiriyle drama aracılığıyla anlaşmıştı.Ses, taklit ve bedensel anlatımlar ile, doğaçlama olarak durumları canlandırmış, iletişim kurmuştu.Bu iletişim, ona düşüncenin ihtiyacı olan deneyimleri ve bilgileri sağlamıştı.
Başlangıçta kendisi için rol yapan insan, daha sonra tiyatro alanlarında seyirci olmuştu.
Aslında tiyatroda sahnelenen kendi hikâyesi idi.
Yaşam sahnesinin gerçek oyuncuları, deneyimcileridir onlar.Yaşamlarına ayna tutan sahnedeki insanlar ise, yaşam sanatı yolculuğuna onları davet eden rehberlerdir.
Yaşam sahnesinde, eğitim ve öğretim sistemlerindeki ezbercilik yoktur.
Tiyatro aktörleri, durumları yorumlarken, deneyimcilerin onlarla empati kurabilecekleri yorumlar sunmalıdır.
Davranışların nedenleri, niçinleriile, farkındalığı uyaran seçilmiş, çalışılmış, inandırıcı gestuslar(mimikler) kullanmalıdırlar.
Tiyatro malzemesini toplumdan alır. Kendi laboratuvarında işlemden geçirdikten sonra, tekrar aynı topluma sunar. Süreç ve ürün formülünü harekete geçirir.
Yaşamın değişip gelişmesine neden olur. Bu sonu olmayan devinim, her çağın durumlarının özen ile seçilmesi ve çalışılması ile gerçekleşir.
Başarı ve başarısızlığın dramalarını seçip, inandırıcılığı ile sorgulamayı uyarabilmelidir aktörler.
Her zaman yaşantımızda olan felsefeyi, psikolojiyi, sosyolojiyi, sanat düşüncesinin bütün özelliklerini titizlikle dikkate almalıdırlar.Her seferinde durumlara özenle ayna tutmak sanatını paylaşmalıdır tiyatro. Ancak o zaman sağlayabilir, deneyimcilerin ona katılmasını, empati kurmasını.Bilgileri uygulamaya dönüştüren düşünce ortaklığı kurmasını. Gülmesini, ağlamasını, alkışlamasını…
Tiyatro düşünmediklerimizi hatırlatıp, bizleri yüzleştirir.
Ezberlenmiş bilgilerimizle; din, dil ve ırk ile bütünleştiremediğimiz; nedenlerini sorgulamadığımız konuları, insan olma ortaklığında, ders vermeden sorgular.
Tiyatro ve onun mayası olan drama, düşüncelerimizi harekete geçirir. Yaşamın sanatının gelişip değişmesine engel olan unsurları fark etmemize neden olur.Bunlar, kişisel ya da dünya genelinde engeller olabilir.
İnsanlık bu çağda yaratılan savaşların da, çocuk katliamlarının da kurgulandığının farkında artık.Ama dünyayı var eden insan aklı ve draması bize her dönemde çözümler üretmeyi öğretmedi mi?
Önemli olan bilgileri ezberlemek değil, düşünce geliştirmek ve uygulamada kullanmaktır.
Tiyatro ve drama bize bunu fark ettirir. Örgün eğitim sistemlerine öneride bulunur.
Yaşamda var olan ve çözülmez görülen sorunları irdelemek ve çözüm üretmek süreçleri yaratır.
Süreçleri ve aktörleri hatırlanmayan ürünler kültür oluşturmaz. Bizler, bugün yaşadığımız çağda kat ettiğimiz yolu, yaşama kazandırdığımız değerleri, üstlendiğimiz rolleri yeniden değerlendirmeliyiz. Geleceği düşünebilme deneyimleri paylaşmalıyız.
Kötü, çirkin ve yanlış ile iyi, güzel ve doğruyu sorgulayabilmek gerçekliğinde yapay zekâdan geri kalmamalıyız. Çünkü dün olduğu gibi, bugün de:
‘Bütün dünya bir sahnedir. Kadın erkek bütün insanlar da onun aktör ve aktrisleridir.’
Yani sürekli devinim ve yaratıcılık süreçleri oluşturan yaratıklar…
İnsansız bir dünya daha güzel olur muydu? O zaman tiyatro da olmazdı, biz de bunu hiç öğrenemezdik!!!
Tiyatro ve onun kapsadığı disiplinler, insan yaşamının bütünsel sanat özeni ile düzenlene bilmesinin navigasyonudur.
Sanata evet vizyonu yolculuğunun yani…”
***
Tiyatroya gönül vermiş tüm dostlarımın, arkadaşlarımın, tüm sanatçıların, kentimizde tiyatroya veren sanatçı ve tiyatro severlerin bu özel gününü kutluyorum. Onlar iyi ki varlar.
Evet, Dünya Tiyatrolar Günü kutlu olsun.


