Haftasonu çevre ve iklim konuları ile ilgili okuduğum makalelerden ve haberlerden derlediğim bazı notları aktaracağım. Önce bildiğiniz bazı kavramları anımsatıyorum.
İklim sistemi, atmosfer, kara yüzeyleri, kar ve buz, okyanuslar ve diğer su kütleleri ile canlıları kapsayan karmaşık ve etkileşimli bir sistemdir.
Bu sistem, zaman içinde, kendi iç dinamiklerinin etkisi altında veya dış etmenlerdeki (zorlamalar olarak adlandırılır) değişikliklere bağlı olarak yavaş yavaş değişim gösterir. Buna iklim değişikliği denir. Dış zorlamalar, volkanik patlamalar ve güneşle ilgili değişkenlikler gibi doğal olaylar ile atmosferin bileşimindeki insan kaynaklı değişiklikleri içerir. Güneş radyasyonu, iklim sisteminin güç kaynağıdır.
Dünya, güneş ışınlarından ziyade güneşten gelen ışınların dünyanın yansıtması ile ısınır. Dünyadan yansıyan ışınlar karbondioksit, su buharı, metan gazı başta olmak üzere atmosferdeki diğer gazlar aracılığıyla tutulur. Güneşten yansıyan ışınların, dünyadaki gazlar tarafından tutulmasına sera etkisi denir.
Fabrika bacalarından, araba egzozlarından her an çıkan karbondioksit gazı, ormanların yok edilmesi ve dolayısıyla oksijen üretimin azalması, kullanılan deodorant ve parfümler sera gazı etkisini arttıran başlıca nedenler arasında gösterilir.

Günümüzde iklim değişikliğinin arkasındaki önemli etkenlerden biri de seyahat etme şeklimizdir. Uçakların payı büyüktür. Yapılan araştırmalara göre insanlardan kaynaklanan sera gazı salınımının %2’si havacılıktan gelir. Bu oranın 2050 yılında %5’i bulacağı düşünülür. Uçaklar uçak yakıtı, diğer adıyla kerosen yakarlar. Bir Boeing 747’nin dolu deposunda 200 bin litre kerosen bulunur. Bu, 40 bin ufak boy arabaya eşittir.
İsveç’te “flygskam” diye bir kavram oluştu. “Uçma utancı”. İnsanlar uçakla seyahat edenlere resmen ters bakıyorlar. Sözlüğe giren bir başka kelime de “smygflyga” anlamı “gizli gizli uçmak”. The Guardian’da yayınlanan bir yazıya göre bu akım sayesinde son yıllarda seyahat acentalarına tren yolculuğu için gelen talepler büyük bir artış göstermiş.

Hava kirliliği, canlıların sağlığını olumsuz yönde etkileyen ve havadaki yabancı maddelerin, normalin üzerinde miktar ve yoğunluğa ulaşmasıdır.
DÜNYA BANKASI VE İKLİM
2022 mali yılında, Dünya Bankası Grubu’nun toplam finansmanının %36’sı iklim finansmanına ayrıldı. Bu kapsamda 30 Haziran’da sona eren 2022 mali yılında ülkelerin iklim değişikliğini ele almasına yardımcı olmak amacıyla 31,7 milyar dolarlık rekor kaynak sağladığı bildirildi. Bu rakam bir önceki mali yıla kıyasla ’luk bir artış gösteriyor.
Dünya Bankası Başkanı David Malpass, seragazı emisyonlarını azaltan, dayanıklılığı artıran ve özel sektörü etkinleştiren etkili ve geliştirilebilir projeler için finansman sağlanması amacıyla çözümler sunmaya devam edeceklerini ifade etti.
TÜRKİYE’NİN DURUMU
Dünya Bankası raporuna göre, iklim değişikliğinin etkilerine karşı dayanıklılığı ve uyumu artırmaya ve ekonomi genelinde karbondioksit ve diğer seragazı emisyonlarını azaltmaya yönelik etkili ve uygun eylemleri uygulaması halinde Türkiye önümüzdeki 20 yıllık dönemde 146 milyar dolarlık tasarruf sağlama potansiyeline sahip.
Türkiye dünyanın en fazla karbon salımına sahip 17’nci ülkesi. Türkiye’nin bu gidişatı tersine çevirmek ve 2053 yılına kadar karbon nötr olma taahhüdünü yerine getirmek için yapması gereken önemli değişiklikler var.
Bu arada Türkiye’nin elektrik üretiminde iklim krizine neden olan fosil yakıtların payı 2021’de arttı ve %64’ü geçti. Geçen yıl yaşanan kuraklık, hidroelektrik kaynaklı elektrik üretimini de 10 puana yakın oranda geriletti, doğalgazın payını ise aynı oranda artırdı.
Greenpeace 2021 Nisan ayındaki saha araştırmasında, çoğunluğu İngiltere ve Avrupa Birliği ülkelerinden ithal edilen plastik atıkların Adana’da yasa dışı olarak çevreye döküldüğünü ve açıkta yakıldığını tespit etmişti. Yasa dışı plastik döküm alanlarından toplanan toprak, kül, su ve tortu örnekleri, hem Greenpeace Araştırma Laboratuvarlarından hem de bağımsız bir laboratuvardan bilim insanları tarafından incelendi.
Yapılan analizler sonucu ortaya çıkan bulgular ise gerçekten sarsıcı. Adana’da tespit edilen dioksin furan(Dioksinler ve furanlar özel olarak üretilmeyen, özellikle endüstriyel faaliyetler sonucunda klor varlığında organik bileşenlerin yüksek sıcaklıklara maruz kalmasıyla oluşan bileşiklerdir.)miktarı, kirletilmemiş toprak numunesinin 400 bin katı ve şimdiye kadar Türkiye’de toprakta rapor edilen en yüksek toksik düzey. Dioksin-furanların bilinen en önemli özelliği ise kanserojen olması. Bu kimyasal, anne karnındaki bebekler için toksik olabilir, tümörleri tetikleyebilir, hormon ve bağışıklık sistemlerini etkileyebilir.
KÜRESEL ENERJİ SEKTÖRÜ VE İSTİHDAM
Küresel enerji sektöründeki istihdam 2021’de 2019’daki seviyesine göre 1,3 milyon artışla 65 milyona ulaştı. Toplam istihdamın 21 milyonunu yakıt tedariki, 20 milyonunu elektrik sektörü ve 24 milyonunu enerji verimliliği ve araç imalatı sektörleri oluşturdu.
Petrol ve doğalgaz sektöründeki istihdam henüz salgın öncesi seviyesine ulaşamazken, küresel enerji sektöründeki 65 milyonluk toplam istihdamın %50’sini yenilenebilir enerji sektöründeki çalışanlar oluşturdu.
G7’DEKİ DURUM
Küresel Paris Anlaşması’na göre ülkeler, seragazı emisyonlarını küresel ısınmayı 2 derece ile sınırlayacak kadar hızlı bir şekilde kesmeyi ve bu artışı 1.5 derecenin altında tutmayı hedefliyor. Böylece, bilim insanlarının öngördüğü etkilerden bazıları önlenebilecek. G7 ülkelerindeki şirketler ise tam tersi bir istikamette.
CDP(Kar amacı gütmeyen çevre konusunda uluslararası bir kuruluş)ve Oliver Wyman’ın(Amerikan yönetim danışmanlığı firması)analizi; İngiltere, Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya ve ABD’den oluşan G7 genelinde, kurumsal emisyon hedeflerinin genel olarak 2,7 derecelik bir ısınma yörüngesinde seyrettiğini gösterdi.
CDP Sermaye Piyasaları Küresel Direktörü Laurent Babikian yaptığı açıklamada, “Dünyanın en gelişmiş ekonomileri bir yana, ülke endüstrilerinin bu derece az iddialı olması kabul edilemez” dedi.
SON SÖZ
İnsanoğlu kendisine ataların kalan veya daha doğru bir deyimle atalarının emaneti olan dünyayı/doğayı hunharca salt rant uğruna ve “Doğa uyum sağlayan türünü devam ettirir. Sağlamayan yok olur” yasasını yok sayarak tahrip etti. Bu emanete ihanet etti.
Doğa bunun hesabını iklim değişikliği ile soruyor.


