Siyaset kelimesi kullanıldığı bağlama göre değişen bir anlama sahiptir. Siyaset yapmak kelimesi, karşısındakinin görüşünü değiştirmek, onu etkilemek amacıyla girişilen faaliyetleri ve söylenen sözleri ifade eder. Ve aynı zamanda retorikle (etkileyici konuşma) ya da (boş sözlerle) başka sözlerle muhatabını etkilemeye çalışmayı ifade eder.
Bilindiği gibi kelimenin kökeni Arapça’dır. “Siyasa”dan gelir. Yönetmek, eğitmek, yetiştirmek anlamındadır.
Tanel Demirel, “Türk Siyasetini Anlamak: Yaklaşımlar Hakkında Bir Deneme” isimli 2019 yılında yaptığı çalışmasında şöyle bir yargıda bulunur:
“Açık ki, Türkiye felsefe ya da sosyal bilimler alanında, ülkeyle özdeşleştirilebilecek bir yaklaşım ya da ekol ortaya koyabilmiş bir ülke değil. Birçok çevre ülkesinde olduğu gibi merkez ülkelerde ortaya çıkan ve oralarda etkili olmuş yaklaşımlardan esinlenme söz konusu. Çalışılacak konuların seçimi, bunların nasıl ele alınacağı, araştırma metotları, kalite standartları merkezde bulunan Batılı bazı ülkeler tarafından belirleniyor. Türkiye gibi çevre ülkelerine ise genellikle bu teorilerin sınamaya tabi tutulduğu örnek olaylar sağlama misyonu biçiliyor.”
Ülkemizin siyaset tarihine göz attığımızda aynen bunları görürüz. Siyasetimizin ortaya bir bakış açısı koyma, bir toplumsal mutabakat sağlama, diyalog başlatıp, uzlaşma arayışına gitme gibi bir anlayışı, bir çabası ve de bunu hayata geçirecek birikimi ne yazık ki yok gibi görünmektedir. Siyasetin arayışı sadece kaldırılacak el sayılarına endekslidir.
ANAYASA VE EKLEKTİSİZM
Türkiye Cumhuriyeti’nin 18.10.1982’de kabul edilen ve 09.11.2982’de Resmi Gazete’de yayınlanan Anayasa’sının başlangıç bölümünün finaline doğru şunlar yazar:
“Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak millî kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddî ve manevî varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;
Topluca Türk vatandaşlarının milli gurur ve iftiharlarda, milli sevinç ve kederlerde, milli varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu;
Fikir, inanç ve kararıyla anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere.”
Özünde bu başlangıçtaki metin bir bağlamda bir uzlaşmadan söz eder. Uzlaşma kültürüne atıfta bulunur. Olması gereken farklı görüş ve inançlara sahip insanların ortak olduğu bir kültür ortamının veya bir iklimin yaratılmasıdır.
Bu çok değerli bir yaklaşımdır. Buradan hareketle; kişilerin sözleşmelerinden, hukukundan ve gerçeklerinden makullük ölçüsünün de siyasette uzlaşı alanına yansıması beraberinde bir iyilik bilincini getirir.
Sanatsal bağlamda eklektisizm, farklı felsefî veya sanat sistemlerinden alınan unsurların yeni bir sistem içinde yeniden kullanılmasıdır. Özünde bu yaklaşım uzlaşıya ciddi bir referans oluşturur.
Eklektisizm kelimesinin kökü olan eklektik kelimesi, genellikle bir sisteme ait olan veya tek başına anlam ifade eden unsurların birden fazlasını toparlayarak meydana getirilen yeni sistem veya sistemler anlamına gelir.
SON SÖZ
Eklektik felsefe, farklı felsefe akımlarından ve düşünce sistemlerinden alınan unsurları bir araya getirerek, yeni çözüm yolları üretebilir. Bu değişimler, güncel sorunların çözümüne katkıda bulunabilir. Günümüz dünyasında giderek artan karmaşıklık ve belirsizlik karşısında, daha kapsamlı ve bütüncül bir bakış açısı sunarak, güncel sorunlara çözüm bulmamıza yardımcı olabilir.
Örneklersek, Kapitalist ülkelerin sosyal devlet ilkesini kullanarak, vatandaşlarını oluşan refahtan daha fazla yararlandırmaları çabaları buna iyi bir örnektir. Yine Komünist Çin’in Kapitalist ekonomik yaklaşımları ile dünya ticaretinde en önemli üreticilerden biri olması da son 25 yılın en çarpıcı örneğidir.
Burada siyasetin bu olguyu fark etmesi, eklektik bir siyasi yaklaşıma adım atarak onu toplumun refahı noktasında bir enstrüman olarak kullanması çok değerlidir.
Kuşkusuz bu eylemde hem iktidara hem de muhalefete düşen sorumluluklar vardır.
Eğer yaşamda hala herşeyin siyah ve beyazdan ibaret olmadığını, çeşitli tonlarda grileri de olduğunu öğrenemediysek işimiz zor diyebiliriz.
Bizleri insan yapan temel olgu seçemediklerimiz değil (ebeveynlerimiz, ırkımız, dinimiz, doğacağımız coğrafya), yaptığımız seçimlerle sahip olduklarımızdır.
Diyalektik, zıtların birliği anlamına gelir. Bir olumlu bir olumsuz durumun birleşimi sonucu olumlu bir durumun ortaya çıkması demektir. “İki farklı şey” anlamına gelen diyalektik, Heraklitos’ un “Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz” görüşünden türemiştir.
Sonuçta ne nehir aynı nehirdir ne de yıkanan insan aynı insandır. Bu düşüncenin bir diğer bağlamda Eski Çin’deki ying-yang öğretisiyle benzerliği de çarpıcıdır.
Unutmayalım doğadaki tüm dengeler zıtların birliğidir. Manyetik alandan, elektrik akımına kadar.


