Bugün sizleri biraz yormak istiyorum…
Önce bir kavramı açalım…
SİYASET NEDİR?
Kelimenin kökenine indiğimizde Osmanlıca üzerinden Türkçeye geçen Siyaset sözcüğü Arapça Seyis (At Bakıcısı) kelimesi ile bağlantılıdır. Türk dilleri içerisinde yer alan ve -At- kökünden türemiş olan “Atkarma” (siyaset, idare) ve “Atkarmak” (siyaset yapmak, idare etmek, icra etmek, muvaffak olmak) sözcükleri de benzer anlamları karşılar. Bu bağlamda “Siyaset” (ve “Atkarma”) sözcüğü aslında atın idare edilmesi manasına gelir.
Yunan siyasal yaşamında ise siyaset yerine kullanılan politika, “polis”e veya devlete ait etkinlikler biçiminde tanımlanır. Politika bilimi (politoloji) politik hareketler ve güç edinilmesi ve kullanımı konusunu inceler.
Temelde siyaset kavramını “yönetme hak ve hukukuna sahip olmak için verilen bir savaş içerisindeki taktik ve stratejilerin bir bütünüdür” olarak tanımlayabiliriz.
SİYASET BİR MESLEK MİDİR?
Mesleğin tanımı bellidir. Dünyanın neresinde olursanız olun, yaşamınızı sürdürebilmek için yaptığınız/yapabileceğiniz iştir. Doktorluk, mühendislik, hemşirelik, sanayicilik, girişimcilik, ticaret, terzilik, her çeşit tamircilik ve diğerleri.
Hal böyle olunca bazı meslek olarak görülen uğraşların özünde meslek olmadığını fark edersiniz.

SİYASET NEDEN YAPILIR?
Bir insanın herhangi bir yolculuğunda özünde bir öyküsünün olması gerekir. Bu siyaset için de geçerlidir. İnsanın siyaset yapmasının temelinde ciddi bir öykünün bulunması gerekir. Ülkemize göz attığımızda siyaset yolculuğunda öyküsü olan çok az sayıda insana rastlarız.
Bunun temelinde yatan ise ülkemiz özelinde siyasi partiler ve seçim yasasındaki bana göre demokratik olmayan kurallardır. Yıllar boyunca meclisimize göz atarsanız, orada bizleri milletvekili olarak temsil eden insanların nerede ise tamamının bağlı bulundukları siyasi partilerin liderleri tarafından konuldukları listelerden seçildiklerini görürsünüz. Hatta ve hatta seçildikleri siyasi partiye aday gösterildikten sonra üye olan bir çok vekil ile karşılarız.
Aristo’ya baktığımızda siyaseti bir insanın uğraşabileceği en nitelikli iş olarak tanımladığını görürüz. Ama bizde bu nitelik değil nicelik üstüne kuruludur. Amaç “Yönetme hak ve hukukuna sahip olmak” üzerine kuruludur. Ve sanki cihat veriliyormuş gibi “her yol mübahtır” mantığı hakimdir. Yeter ki o çoğunluk sağlanabilsin. Halbuki insanoğlu siyaset sahnesinde kendini temsil eden, kendinden daha nitelikli insanları görmek ister.
Bu nitelik siyasetin içindeki tüm aktörlerde görülmediği zaman ayrıca tüm dünyada olduğu gibi yaşanan bir takım deneyimlerde bazı siyasetçilerin, itibarsızlık, sahtekarlık, çıkarcılık ve yozlaşmışlıkla anılması ve bunun nerede ise siyasetçi için genel bir algıya dönüşmesi bu kuruma olan güveni yitirtir. Hele hele buna zaman zaman bazıları için “iş takipçiliği” sıfatının da eklenmesi sonucu insanlar siyasetten, siyasete girmekten soğurlar.
(Kuşkusuz bu noktada siyasi arenanın içinde olan veya daha önce olmuş olan gerçekten bu sıfatların dışında kalmış, ülkesi ve kenti için bir şeyler yapmaya çabalayan değerli siyasetçilerimizi tenzih ediyorum.)
Siyaset dünyasında halen olan veya öncesinde siyaset dünyasında bulunmuş kimle konuşursanız, konuşun genel de büyük çoğunluğu bir niceliği tamamlamak için “el kaldır, el indir” komutları içinde geçen bir siyasi yaşamları olduğundan söz eder.
SON SÖZ
Son tahlile geldiğimizde “yönetme hak ve hukukuna sahip olan insanlar ne yaparlar?” sorusunun yanıtlarına bir göz atalım.
Bir konferansında Emre Kongar hoca “Zengin insan sorunlarını kendi çözer. Yol yapılacaksa kendi yaptırır, elektrik getirilecekse kendi getirtir. Ama fakir insanlar sorunların çözümü için yerel siyasete girer.” değerlendirmesini yapmıştı.
Bendenizin bu soruya genel olarak yanıtları şöyle:
“Ülkesini seven ve ülkesinin çağdaş uygarlıklar düzeyine gelmesi için çalışan ender sayıda da olsa siyasetçiler/liderler vardır.”
“Sahip oldukları ideolojiyi tüm ülkeye yaymak ve çoğulculuk yerine tek dünya görüşüne sahip bir ülke yaratmaya çalışan siyasetçiler vardır.”
“Bürokraside tam anlamı kadrolaşmayı sağlamaya çalışan, sadece sadakat odaklı siyasetçiler vardır.”
“Nicelikler üzerine kurgulanmış, nicelikleri hayata geçirirken niteliği hiç göz önüne almayan, tamamen sonuca odaklı süreci hiç önemsemeyen siyasetçiler vardır.”
“Devletin olanaklarını sadece yandaşlarına dağıtan ve kendi sermaye sınıfını yaratan siyasetçiler vardır.”
ve diğerleri…
Ünlü filozof Platon/Eflatun “Bir adamın ölçütü, güçle ne yaptığıdır.” der.
(*): Gördüğünüz siyah beyaz fotoğraf bir zamanlar Türk siyasetini belirleyen farklı dünya görüşlerine sahip (İsmet İnönü-Alpaslan Türkeş-Osman Bölükbaşı- Mehmet Ali Aybar) insanların ortak fotoğrafı. Siyaset böyle de yapılabiliyormuş!


