Evrensel kelimesi dilimizden düşmez. Devasa evrendeki küçücük bir nokta olan dünyamızda evrensel diye tanımladığımız 3 dil bulunur. Bunlar matematik, müzik ve spordur. 2 kere 2 tüm dünyada 4’tür. Do ve si ile aralarındaki notalar dünyanın her yerinde aynıdır. Kale çizgisini geçen top da dünyanın her yerinde gol olur.

Spor insanın doğayla mücadelesinin bir benzetimi olarak ortaya çıkar.  Boş zamana sahip olanlar tarafından kurallı oyun aktiviteleri olarak tarihsel süreçte yerini alır.

Sporun özünde dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin insanları bir araya getiren barışçıl evrensel olgu olduğu ifade edilir. Spora yüklenen bu barışçıl misyona karşın spor ortamlarında özellikle futbol sahalarında ortaya çıkan şiddet olayları sporun barışçıl algısına zarar verir.

Özünde sosyopsikolojik açıdan spor sahaları toplumun küçültülmüş bir örneğidir.  Spor sahaları, toplumsal sorunların yansıdığı alanlardır.

Tüm bunların yanı sıra sportif müsabaka özelliği ile sporcular, hakem, spor yöneticileri, taraftarlar, tribün liderleri, antrenörler, yazılı ve görsel medya mensupları gibi birçok spor aktörlerinin rolleri bu ortamlarda oluşan veya oluşabilecek sağlıklı veya sağlıksız iklimin bir bağlamda sorumlularıdır.

Şiddet; karşıt görüşte olanlara kaba kuvvet kullanma, kaba güç, duygu veya davranışta aşırılık anlamlarına gelir.

Saldırganlık ise bireyin kendi düşünce ve davranışlarını dıştaki direnmelere karşı, zorla karşısındakine benimsetme çabası, saldırgan bir biçimde davranma anlamlarına gelir.

SPOR BİR GÖSTERİDİR

Spor bir gösteridir showdur. Konuyu örnekleri ile açmaya çalışayım.

İnsanlar neden Fazlı Say’ı dinlemeye gider?
Onun gibi çalamadıkları için.
İnsanlar neden Sezen Aksu’yu dinlemeye gider?
Onun gibi söyleyemedikleri için.
İnsanlar neden Picasso’nun sergisini gezer?
Onun gibi çizemedikleri için.
Peki, insanlar neden futbol sahalarını doldurur?
Sahadakiler gibi oynayamadıkları için.

***
Bu kadar basit ve bu kadar somut olan bir konuda, ülkemizin hali içler acısıdır. Geç kalınmak kavramı bu konu için geçerli değildir. Önemli olan bu konuyu bir an önce gündeme almaktır. Cezai tedbirler ne oranda ağır olursa olsun, konu bir eğitim sorunudur.

Burada öncelikle Kulüp yöneticilerinin, Taraftarların, Antrenörlerin, Sporcuların ve Hakemlerin, Medyanın eğitilmesi önem taşır. Bu nedenle Fair-Play doğrultusunda her türlü şiddet tartışması ve ırkçılıktan doğabilecek olayları önlemeye yönelik eğitim çalışmaları değerlidir.  Bu çalışmalar her düzeyde ve kategoride yapılmalıdır.  Küçük takımlarda yer alan çocuk sporculardan başlayarak en üst düzeyde hakemlik, antrenörlük ve yöneticilik yapan kişilerin alması gereken eğitimi de kapsamalıdır.

Daha önce TFF bu konuda bazı projeleri hayata geçirmeye çalıştı. Ama sonra vazgeçildi.

SON SÖZ

Şiddet genelde aile içinde başlar. İşte örnekler…

Kadın eşi tarafından dövülür. Çocuk anne ve babası tarafından dövülür. Çocuk okulda öğretmen tarafından dövülür. Sokakta büyükleri tarafından dövülür. Asker de üstleri tarafından dövülür.

Ve bu ortamı doğal kılan sözlerle büyütülür…

“Dayak cennetten çıkmadır.”

“Alçak eşek binmeye kolay, öksüz çocuk dövmeye kolay.”

“Kızını dövmeyen, dizini döver.”

Şiddet ve ötesinde saldırganlık bir yetersizlik belirtisidir.

Hiçbir biçimde kimsenin kimseye vurmaya bir hakkı yoktur.

Sporcular, antrenörler, hakemler, yöneticiler, medya mensupları toplum içinde model insanlardır. Onların mimikleri, söylemleri, davranışları topluma ve taraftara model oluşturur.

Bu nedenle hepsinin kendine özgü sorumlulukları vardır.

Hukukun gücü yerine, gücün hukukunu oluşturmaya kalkmak çok tehlikeli bir iştir.