Bursa geçmişte iki şiddetli deprem yaşar. 1855 yılında meydana gelen iki şiddetli deprem, tarihi eserlerin yanı sıra birçok ev ve dükkan gibi binaların büyük ölçüde hasar görmesine ve bir kısmının da tamamen yıkılmasına neden olur.
Bu depremlerin ilki 2 Mart 1855, ikincisi 12 Nisan 1855 tarihlerinde gerçekleşir. Görülen şiddetli yer sarsıntıları 3.5 ay büyük tedirginlik yaratır. Hafif sarsıntılar ise aralık ayı ortalarına kadar sürer.
Özellikle 1855’teki depremler İstanbul’da devlet yönetimi tarafından büyük bir üzüntü ile karşılanır.
Daha sonra 1863’te Bursa Valisi olan Ahmet Vefik Paşa, Bursa’nın restorasyonu için büyük emek harcar. Daha önce de İstanbul’da birçok eserin restorasyonunu yapan Fransız mimar Leon Parville, Bursa’ya getirilir. Birçok tarihi eserin onarımını Parville başkanlığındaki bir ekip yapar.
Leon Parville bu restorasyonlarını yaptığı tarihi eserlerin her birinin rölevelerini çıkarır. Bu röleveleri 1874 yılında Türk sanatı isimli bir taş baskı kitapta toplar. Bursa’daki Yeşil Cami, Yeşil Türbe, Orhan Camii, Muradiye Türbeleri gibi 15. yüzyıl Osmanlı mimarlığı yapıtlarının rölöve ve detay çizimleri kitapta yer alır.
Uzun yıllar önce bu kitap İngiltere’de müzayedeye çıkarılır. Oradan kitap Bursa’ya gelir ve bir dostumun sayesinde elime geçer. İlk kez bu alanda bu tür bir kitapla tanışırım. İzin alarak digital kopyasını alırım. Sonra Fransızca metinleri çevirtiriz.

Bunları niye yazdım?
Bugün (cumartesi) İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Bursa Şubesi’nin önemli bir etkinliği vardı. Saat 09:30 -16:45’deŞube Konferans Salonu’nda “Tarihi Eserler Çalıştayı” düzenlendi. Tarihi eserlerimizin geçmişten günümüze taşınması ve güçlendirilmesi konuları bu çalıştayda alanın uzmanları tarafından ele alındı.
Bursa Uludağ Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümünden Prof. Dr. Adem Doğangün hocanın moderatörlüğünü yaptığı ilk oturumda ilk konuşmayı oradaki birçok kişinin de hocası olan İTÜ’nün eski hocalarından Prof. Dr. Zekai Celep hoca “Tarihi Yapıların Sağlamlaştırılmasını” anlatırken birkaç kez üstüne vurgu yaptığı konulardan biri de eski, belgeler, eski kayıtlar, eski çizimler oldu. İşte o zaman aklıma 1874 yılında yazılmış ve 1855 yılındaki depremde Bursa’da yıkılan ve hasar gören tarihi yapılarımızın çizim ve rölevelerinin olduğu o kitap geldi. O kitabının değerli olduğunu anlamıştım ama öneminin büyüklüğünü bir kez daha anladım.
AÇILIŞTAN NOTLAR
Çalıştaya katılanlar arasında İMO Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Atilla Erdem, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey(ilk oturumun sonundaki ödül dağıtımına yetişti), Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdür Hayrettin Eldemir, Bursa Uludağ Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Doğangün, İMSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Şeref Demir, Akademik Odaların Temsilcileri, Sivil Toplum Kuruluşları Temsilcileri, İMO Bursa Şube Yönetim Kurulu üyeleri, İMO Bursa Şubesi Geçmiş Dönem Başkan ve Yöneticileri, kamu kurumlarının temsilcileri katıldı.

SERDAR ATİLLA ERDEM NE DEDİ?
Açılışta ilk konuşmayı İMO Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Atilla Erdem yaptı. Erdem güzel bir konuşma yaptı. Konuşmasını şöyle özetleyebiliriz:
“Bugün burada, yalnızca taş, tuğla, harç ve ahşapla inşa edilmiş yapılardan değil; bir milletin hafızasını, kültürel sürekliliğini ve kimliğini temsil eden tarihî miraslarımızdan söz edeceğiz. Bu eserler, sadece geçmişin değil; geleceğin de yapı taşlarıdır. Onları anlamak, korumak ve yaşatmak ise başta biz mühendisler olmak üzere tüm meslek disiplinlerinin ortak sorumluluğudur.
Tarihî eserlerin korunması, yalnızca bir restorasyon meselesi değil; aynı zamanda teknik, estetik, etik ve kültürel bir meseledir. Bu eserlerin taşıyıcı sistemlerinden malzeme özelliklerine, zeminle kurdukları ilişkiden çevresel etkileşimlerine kadar pek çok teknik boyutu vardır. Özellikle yığma yapılarda karşılaştığımız stabilite problemleri, nem ve rutubet kaynaklı bozulmalar ve statik-dinamik davranışların yeniden analizi gibi pek çok mühendislik başlığı, koruma sürecinin temel yapıtaşlarıdır.
Bunun yanında, bir tarihi eserin “aslına uygun” olarak yeniden ihyası, modern mühendislik yaklaşımlarının tarihsel bağlamla uyum içinde nasıl kullanılacağını da sorgulatmaktadır. Gelişen yazılım teknolojileriyle birlikte dijital belgeleme, 3D lazer tarama, yapay zekâ destekli modelleme ve malzeme analizleri artık bu sürecin ayrılmaz parçaları hâline gelmiştir.
Tarihi eserleri sadece fiziksel olarak ayakta tutmak yeterlidir midir? Elbette ki hayır. Tarihi eserler bir toplumun kolektif hafızasıdır. Kültürel kimliğimizin şekillendiği, geçmişle bağ kurabildiğimiz somut hafıza alanlarıdır. Bu nedenle, bu eserlerin yaşatılması yalnızca bir mühendislik görevi değil; aynı zamanda bir etik sorumluluk, bir medeniyet ödevidir. Şunu unutmamalıyız: Kültürel mirasını koruyamayan toplumlar, geleceğe de güçlü bir iz bırakamazlar.
Ne yazık ki geçmişte; plansız kentleşme, rant odaklı yaklaşımlar, bilimsel dayanağı olmayan müdahaleler ve restorasyon adı altında yapılan tahribatlar, geri dönülmez kayıplara yol açtı. Tarihi dokunun ruhunu ve bütünselliğini bozan bu tür uygulamalardan artık uzak durmalıyız. Koruma, sadece yapıyı değil; onun çevresiyle, hikâyesiyle, kültürel sürekliliğiyle birlikte ele alınmalıdır.
Bu noktada inşaat mühendislerine çok büyük sorumluluk düşmektedir. Bizler yalnızca yeni yapılar tasarlayan ve inşa eden kişiler değiliz. Aynı zamanda var olan yapıların dayanıklılığını analiz eden, restore eden, risk analizlerini gerçekleştiren, sürdürülebilir malzeme ve teknikleri öneren uzmanlarız. Bu bilinçle, geçmişi geleceğe taşıyan mühendislik anlayışını yeniden tanımlamamız gerekiyor.
Çalıştayımızın ana hedeflerinden biri de tarihi mirasın yalnızca bir “geçmiş kalıntısı” olmadığını, aynı zamanda bir “gelecek potansiyeli” olduğunu ortaya koymaktır. Bu potansiyelin en görünür çıktılarından biri de hiç şüphesiz turizmdir.
Doğru restore edilmiş ve kamusal erişime açılmış tarihi yapılar, kültürel turizmin bel kemiğini oluşturmaktadır. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan alanların ziyaretçi sayılarına baktığımızda, kültürel mirasın ekonomik getirisi de açıkça görülmektedir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir hassasiyet vardır: Turizme açılan yapılar ticari meta hâline getirilmemelidir. Koruma bilinci, kullanımla birlikte daha da güçlendirilmelidir. Bu dengeyi sağlamak; planlamacıların, belediyelerin, kamu kurumlarının ve teknik uzmanların omuz omuza yürüttüğü disiplinler arası bir süreci zorunlu kılmaktadır.
Bursa özelinde konuşacak olursak; Hanlar Bölgesi, Cumalıkızık, Muradiye Külliyesi, Ulucami, Yeşil Türbe, Irgandı Köprüsü, Yıldırım ve Tophane sırtları gibi birçok kültürel miras alanı, sadece kentin tarihî kimliğini değil; aynı zamanda turizm stratejisinin merkezini oluşturmaktadır. Bu eserlerin belgelenmesi, bilimsel temelli restore edilmesi ve gelecek kuşaklara aktarılması, Bursa’nın tarihsel kimliğini güçlendirecek ve uluslararası alandaki cazibesini daha da artıracaktır.
Bu çalıştayda tarihî yapılarla ilgili çok boyutlu bir değerlendirme yapacağız. Koruma tekniklerinden yasa ve mevzuatlara, mimari mirasın belgeleme süreçlerinden malzeme analizine, depreme dayanıklılık hesaplamalarından yeniden işlevlendirme projelerine kadar pek çok konu başlığında değerli uzmanların katkılarını dinleyeceğiz.
Tarihi eserlerin sadece korunması değil, aynı zamanda doğru şekilde okunması, yaşatılması ve topluma mal edilmesi noktasında; mühendislik disiplinlerinin ne denli önemli bir rol üstlendiğini ortaya koyacağız. Çalıştayımız, yalnızca bir bilgi paylaşımı ortamı değil; aynı zamanda yeni fikirlerin, ortak projelerin ve bilimsel dayanışmanın da başlangıcı olacaktır.
Tarih yalnızca geçmişe ait değildir; onu anlamak, korumak ve geleceğe taşımak hepimizin ortak görevidir.”

Erdem’den sonra Mudanya Belediye Başkanı Dr. Deniz Dalgıç (kendisi aynı zamanda inşaat mühendisidir) şunları söyledi:
“Mudanya 2 bin 800 yıllık bir geçmişe sahiptir. Bu kadar kadim bir yerleşim yerinde yaşıyorsak, tarihi yapılar bizim sadece geçmişimiz değil, aynı zamanda geleceğe karşı sorumluluğumuzdur. Mudanya Belediyesi olarak tarihi yapıları korumaya büyük önem veriyoruz. Uğur Mumcu Kültür Merkezi’nin restorasyon projesi dün itibarıyla onaylandı. Hemen çalışmalara başlamak istiyoruz.
Çünkü korumak sadece yapıyı olduğu gibi saklamak değil, onu deneyimletilebilir hale getirerek yaşatmak demektir. Tarihi yapıların korunması birçok farklı disiplini ilgilendirir. Sanat tarihçileri, arkeologlar, mimarlar, şehir plancıları, restorasyon uzmanları ve özellikle inşaat mühendisleri bu sürecin vazgeçilmez paydaşlarıdır. Yapıların sağlam ve güvenli olması da bir o kadar önemlidir.”

Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Başkan Deviren, şöyle dedi:
“Bu coğrafyada 26 farklı etnik kimlik yaşıyor. Bu çeşitlilik bizim en büyük zenginliğimiz. Bu ortak geçmişi korumak hepimizin görevi.
Gemlik çok sayıda medeniyeti barındırmış köklü bir tarihî kimliğe sahip bir yer. Perslerden Bizans’a, Selçuklulardan Osmanlı’ya kadar birçok uygarlığın izlerini taşıyan bir kentten söz ediyoruz. Ancak rantsal dönüşümle kentin hafızasını nasıl yok ettiğimizi görünce büyük bir üzüntü duyuyorum.
Geçmişin hoyratça yok edilmesi kabul edilemez. Bir binayı yapmak uğruna toprağın altındaki değerleri yok etmek akıl alır gibi değil. Çünkü geçmişini koruyamayan bir milletin geleceğini inşa etmesi mümkün değil. Çocuklarımıza ne anlatacağız? Hangi mirası bırakacağız?”

İlk oturumunun sonuna doğru toplantıya katılan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, tarihi eserlerin gelecek kuşaklara aktarılması, uzun yıllar korunmasının önemine dikkat çekerek, “Çalıştayı düzenledikleri için Odamızı tebrik ediyoruz. Tarihi yapılarla ilgili bazı uygulamaların tekniğe de uygun olmadığını biliyoruz. Zaman zaman tartışma konusu oluyor. Bunların ortadan kaldırılması gerekiyor. Üniversitelerimizin desteği ile bu Çalıştayda önemli konular tartışılmış olacak. Bizlere de yol gösterecek. Bursa’da birçok tarihi yapımız var. Bu yapılarımızın bazılarında sıkıntılar yaşadık. Genç mühendis arkadaşlarımızın bu konularda da eğitim almaları önemli. Yangın bölgesinden geldiğimiz için yangına karşıda bu yapılarımızın korunmasının önemini gördük. Çalıştayın ardından hazırlanan sonuç bildirgesi bizler için önemli bu sayede var olan yapılarımızı gelecek kuşaklara çok daha nitelikli ve dayanıklı biçimde aktarmamız mümkün olacaktır” dedi.

SON SÖZ
Toplantıda alanlarının uzmanları çeşitli konulardaki deneyim ve bilgi birikimlerini paylaştılar. Hepsine yer vermek isterdim ama olanaksız. Ekte size programı paylaşıyorum. İMO mutlaka kayıt altına almıştır. (Çalıştay sonrası bir teknik gezi düzenlendi.)
Türk toplumu genel olarak kayıt altına alma alışkanlığına sahip değil. Bu kamuda da özel sektörde de STK’larda da böyle. Halbuki kayıt altına almak çok önemli ve değerli bir konu.
Sonsuza kadar yaşamayacağız, herkes gibi bizlerde gelip geçeceğiz. Görevimiz alanlarımızla ilgili geçmiş hafızayı geleceğe devretmek.
İMO Başkanı Erdem özelinde tüm İMO yönetimini kutluyorum.