Leviathan, Tevrat ve İncil’de geçen ve kötülüğü temsil eden bir deniz canavarının adıdır. Sonrasında farklı öykü, roman ve felsefe kitaplarında farklı kılığa ve farklı adlara girer. Thomas Hobbes’un (1588-1679) 1651’de yayınlanmış ünlü kitabının adı da Leviathan’dır. (Leviathan: Bir Din ve Dünya Devletinin İçeriği, Biçimi ve Kudreti kitabı) Hobbes, kitabında Leviathan’ı mutlak güç ve yetkilere sahip egemen bir devleti ve dolayısıyla onu yöneten egemeni (hükümdar) tanımlamak için kullanır.
Massachusetts Teknoloji Enstitüsü/Massachusetts Institute of Technology profesörlerinden ve ülkemizin üçüncü Nobeli’nin sahibi (Ekonomi alanında) Prof. Dr. Daron Acemoğlu (1967) James Robinson ile birlikte 2019’da yazdığı Dar Koridor adlı eserinde şuna işaret eder:
“STK’lar, Thomas Hobbes’un ‘Leviathan’ adını verdiği ve iktidarın kullanımına açık olan devlet mekanizmasını dizginlemeye, dengelemeye yarar”.
Maryland Üniversitesi College Park hocalarından Mansur Olsun (1932-1998) “Ulusların yükselişi ve çöküşü” isimli eserinde STK’ları (gönüllü STK’ları) değerlendirirken genelde iki sınıflandırma yapar:
“Kendi pastalarını büyüten STK’lar ve toplumun pastasını büyüten STK’lar olarak değerlendirir.”
Klasik söylem şöyledir:
“Kamu ve özel sektör dışında üçüncü sektör olarak adlandırılan STK’lar, gelişmiş demokrasilerin vazgeçilmez unsurlarıdır.”
Bu net bir söylem gibi görünse de özünde kişiden kişiye, toplumdan topluma ve ülkelerden ülkelere göre değişir. Relatiftir diyebiliriz. Kavramların içlerinin boşaltıldığı toplumumuzda demokrasi her ne kadar çoğunluğa rağmen azınlıkların (iktidar olmayanların, farklı din ve mezheplere sahip olanların, farklı etnik kökenlere sahip olanların, farklı seçimleri olanları v.d.) tüm haklarının korunduğu bir sistemi tarif etse de okul kitaplarında ve toplumun genelinde yüzde 51 olarak anlatılır ve algılanır. İktidarı da muhalefeti de bu yolda kendine göre ilerler. Yolları açık olsun.
Eylül 2024 itibarıyla Türkiye’de faal dernek sayısı 100 bin 943’tü. Derneklerin yüzde 38,4’ü mesleki ve sosyal dayanışma alanlarında yoğunlaşmıştı. En fazla dernek İstanbul, Ankara ve İzmir’deydi. Yeni vakıf sayısı ise 6 bin 147 olarak kayıtlara ,geçti.
STK dendiğinde Bir çok farklı yapı ile karşılaşırız.
“Akademik meslek odaları (Tabip Odası, Baro, TMMOB bünyesindeki odalar v.b.), Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Borsaları ve benzerleri olan zorunlu olarak o alanda çalışacak insanların üye olmak zorunda kaldığı yapılar gelir.
Sonrasında etnik, dini, sağlık, spor ve eğitim için kurulmuş vakıflar; spor kulüpleri görürüz. Siyasi partiler, diğer çeşitli dernek, vakıf, birlik, kooperatif gibi değişik yapılar karşımıza çıkar.”
Ben burada STK derken sadece gönüllülük esasına dayanmış STK’ları göz önüne alarak devam ediyorum.
TEKNOKRATLAR DERNEĞİ
Ülkemizde birçok konudan şikayetçi olsak da benim kuşağımın bir kesimi never give up/Asla Vazgeçme’cidir. Çünkü vazgeçmek kabullenmektir. Bu kabullenme her biçimi ve boyutu kapsar.
Neyse konuyu uzatmayayım. Bir grup insan fütürist/girişimci/melek yatırımcı ve çeşitli kimliklere sahip ülkemizin yetiştirdiği değerlerden biri olan Alpan Manas başkanlığında bir araya gelerek “Türkiye’de karar alma süreçlerine bilimsel bilgi, liyakat ve teknoloji merkezli bir yaklaşım getirmek için” vizyonuyla Teknokratlar Derneği’ni kurdu.
Teknokratlar Derneği’nin kuruluş gerekçelerini dernek şu cümlelerle açıklıyor:
“Veriye dayalı düşünceye her zamankinden fazla ihtiyaç var.
Liyakat, uzmanlık ve uzun vadeli bakış açısı artık lüks değil, zorunluluk.
Toplumsal dönüşüm teknolojiyle değil, teknoloji odaklı yönetişimle mümkündür.”
Ve söylemleri de şöyle:
“Türkiye’nin liyakatli insan kaynağı bir araya geldi.
Akademiden, özel sektörden ve kamudan gelen uzmanlarla; sadece fikir üretmek değil, çözüm sunmak için yola çıktık.
Teknokratlar Derneği; politika tasarımı, karar destek sistemleri ve çözüm odaklı uzmanlık çemberleriyle, fikir değil etki üretmeye geliyor.”
Teknokratlar Derneği, Türkiye’de yeni kurulan ve “bilim, veriye dayalı düşünce, liyakat ve teknoloji merkezli yönetişim” anlayışını savunan yeni bir sivil oluşum olarak karşımıza çıkıyor.
Resmi olarak da şu yaklaşımda bulunuyorlar:
“Kuruluş ve misyon: Karar alma süreçlerine bilimsel bilgi, liyakat, yapay zeka ve sürdürülebilirlik odaklı yaklaşım getirmeye odaklanıyor.”
“Hedef kitle: Akademi, kamu ve özel sektörden uzmanları bir araya getiriyor; fikir değil, gerçek etki üretmek için yapılandı.”
“Yapı ve ağ: Geniş kapsamlı “çözüm çemberleri” şeklinde kurulmuş 40 ayrı alanda çalışma grupları planlanıyor. İlk genel kurul birkaç gün önce gerçekleşti.”
“Vizyon: Uzun dönemli, kapsayıcı, liyakat temelli bir toplum vizyonu öngörülerek “bilimle yönetim, veriye dayalı politika” sloganları kullanılmakta.”
İLK GENEL KURULLARI YAPILDI
14 Haziran 2025 pazar günü Teknokratlar Derneği’nin kurucuları bir araya gelip, ilk genel kurullarını Maslak 42’deki ofislerinde hayata geçirdi. Kurucular heyetinde Bursa’dan iki isim var.
TÜMKAD (Tüm Kadın Mühendisler Derneği) Başkanı Ülfet Öztürk ve BUÜ’den Dr. Derya Hekim.
Avukat Nazan Moroğlu’nun Divan Başkanlığı’nı yaptığı genel kurul sonucu derneğin yönetimi şu isimlerden oluştu:
“Alphan Manas – Eş Başkan; Sanem Oktar – Eş Başkan; Serap Yelkenci – Genel Sekreter; Üyeler: Mustafa Gürpınar, Ülfet Öztürk, Yusuf Güney, Emine Erdem, Salih Tuncer Mutlucan, Ulduz Azad.”
SON SÖZ
Her ne kadar çocuklarım ve torunlarım beni teknoloji özürlü olarak görseler de ben şanslı bir dönemde büyüdüm. Benim kuşak o koca lambalı radyolarda Arkası Yarın ve Radyo Tiyatrosu ile büyüdük. Teknolojiye meraklı bir babanın oğlu olarak doğdum. Mühendis olmak istemiş ama eski adıyla Yüksek Ticaret’i bitirmişti. Evimizdeki her türlü tamiri o yapardı. Saat, radyo, teyp tamiri dahil olmak üzere. Çocukken en büyük görevlerimden birisi İstanbul’da Beşiktaş’tan Karaköy’e Perşembe Pazarı’na gidip, elektronik parçalar satan yerden radyonun bozulan lambasını satın almaktı.
11 yaşına geldiğimde babam Sümerbank Alım ve Satım Müessese Müdürlüğü’nün Muhasebe Müdürü olarak orada Elektronik Bilgi İşlem Merkezi’ni kurduruyordu. O zaman adı bilgisayar değildi.
Yaklaşık 6 kişinin yemek yiyebileceği büyüklükte beyin denilen bir şey; tek kişilik masa büyüklüğünde üzerinde 0 ve 1 olan kartları delen büyükçe daktilo benzeri makinalar; delinen kartları içinden geçirilen bir başka şey ve en önemlisi çapı nerede ise 1 metreye varan devasa kayıt yapılan büyük teyp bantları (O da belleği oluyordu). En büyük keyfim lamp test/lamba testi düğmesine basıp tüm lambaların yandığını görmekti. Bu arada ilgimi çeken üzerinde İngilizce bir şeyler yazan kırmızı düğmenin yangın sırasında çekilmesi gerektiğini çektikten sonra yediğim fırçanın büyüklüğünden anladım.
Biz Varlık yayınlarının küçük kitapları, aylık Bilim Teknik Dergileri ve Eczacıbaşı’nın yıllık ajandalarının içindeki bilimle ilgili küçük notlarla büyüdük.
Toygar Akman’ın Beşinci Boyut kitabı, Sibernetik kitabını sayfaları birkaç kez okuyarak anlamaya çalışırdık.
Doktora tezimi 1989’da yaparken bir Sincliar bilgisayar için o zamanki teyp kasetine program yazdırmış (o işleri Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden sevgili Dr. Murat Yazıcıoğlu yapmıştı), ekran olmadığı için 31 ekran tv kullanmış ve altı üstü bir bisikletin pedal sayısını saymak için yaptırdığım optik okuyucuyu diş fırçası kutusu içine yerleştirmiştim.
Neyse gene çok anlattım.
Teknokratlar Derneği’ne yol açıklığı diliyorum. Alphan Manas, Sanem Oktar ve çalışma arkadaşlarına “bilim, veriye dayalı düşünce, liyakat ve teknoloji merkezli yönetişim” modeli yaratma anlayışını hayata geçirme noktasında kamu, özel sektör ve STK’larda yaygınlaşması için verecekleri zorlu mücadelede başarılar diliyorum.
İyi ki sizler varsınız.


