Gerek toplumsal gerekse inançsal açıdan bakıldığında dürüstlük ahlaki açıdan en önemli erdem olarak kabul edilir. Genel kabul edilen görüş yalan söylemenin sadakatsizliği beraberinde getirdiği ve ilişkilere zarar verdiğidir.
Yalan söylemek bilerek ve isteyerek yanlış ifadede bulunmaktır. Genellikle gerçeği söylemenin yaratacağı sonuçlardan kaçınmak için yalan söylenir.
İnsanlar yalan söylediklerini zannederler. Böylece çevrelerini kandırdıklarını sanırlar. Halbuki kandırılan/kandırdıkları kendileridir. Bu alışkanlığın gelişimi zaman geçtikçe öyle bir hale gelir ki insanlar kendi söyledikleri yalana inanmaya başlarlar.
BİRAZ MİTOMANİ
1891 yılında Alman doktor Anton Delbrueck bir hastalığı tanımlar. Hastalığın adı mitomanidir. Bu patolojik(hastalık haline gelmiş) yalan, yalan söyleme alışkanlığıdır. Psikiyatride mitomani olarak tanımlanır. Hastalığa sahip kişilere mitoman denir. Mitomani yunanca muthos(efsane) ve latince mania (delilik) kelimelerinin birleştirilmesinden meydana gelmiştir. Psikiyatride pseudologia fantastica olarak da adlandırılır. Mitomani hastaları yeteri kadar araştırılmamış ve anlaşılmamıştır.
İnsanlar yalan söyleyerek hem kendi çıkarlarını korurlar, hem de diğer insanlarla ilişkilerini devam ettirirler.
YALAN ÜZERİNE BİRKAÇ NOT
Araştırmacı Bryant(2008), niyet, sonuç, fayda sağlayan kişi, doğruluk ve kabul edilebilirliğine göre yalanları gruplara ayırır. Gerçek yalan, Beyaz yalan ve Gri yalan.
Gerçek yalan “Kötü niyetli ve aldatıcıdır. Vahim sonuçlar doğurabilir. Yalan söyleyenin kendisine faydası vardır. İçinde gerçeklik barındırmaz ve kabul edilemez. Yalan söylenilen kişiye zararı olması, karşılıklı ilişkileri ve güveni zedelemesi nedeniyle yalanın olumsuz türü olarak değerlendirilebilir.”

Beyaz yalan “Hilesiz ve iyi niyetle söylenir. Başkasını üzüntüden, sıkıntıdan ve / veya olumsuzluktan kurtarma amacıyla söylenen genel olarak başkasının yararını göz önünde bulunduran, doğru olmayan ifadelerdir. Sonuç zararsızdır.”
Gri yalan “Niyet belirsizdir, iyi veya kötü niyetle söylenebilir. Sonucu belirsizdir yani farklı sonuçlar doğurabilir. Yalandan elde edilen fayda belirsizdir. Doğruluk düzeyi belirsizdir.”
SİYASET VE YALAN
Siyaset ve kazanma arzusu/kaybetmeme arzusu bir biçimde siyasetin içinde olan çoğu kişinin farkında olmadan büyüsüne kapıldığı bir duygudur. Bu siyasetin her boyutu içinde böyledir. Hangi pozisyonda olursa olsun iktidardaki de muhalefetteki de koltuğunu/özünde gücünü kaybetmek istemez.
Bunu aşma, bu egodan kurtulma duygusu çok zor erişilen bir duygudur. Duygunun ötesinde bir kişiliktir. Hani eskilerin deyişiyle kamil insan olma durumudur. Ondan da ne yazık ki toplumumuzda çok sayıda bulunmaz. Siyaset alanında ise ender biçimde görülür.
Siyasete tam anlamı ile bulaşmış insanın doğrusu kazanma üzerine kuruludur. Ve de her ne bahasına olursa olsun kazanma. Kimisi için bu durum bir cihat ortamıdır, kimisi için oyunu kuralına göre oynamaktır.
Yalan söylenmeye başlandığında yalanı yalanlar takip eder. Bir süre sonra insan söylediği yalana inanmaya başlar. İnançları doğrultusunda yemin bile eder.
DEMOKRASİ VE KÜÇÜK BİR ANALİZ
Küçük bir analiz yaptığınızda iktidarından muhalefetine; en büyük partisinden en küçüğüne liderlerin ağzından düşmeyen ve en çok kullandıkları kelime demokrasidir. Ülkemizde yüzde 51 olarak algılanan bu kavram özünde çoğunluğun yanında azınlıkta (etkin kökenden/dinsel inanıştan söz etmiyorum) kalanların her türlü haklarının teminat altına alındığı bir kavramdır, demokrasi. Gerçek anlamda demokrasi her inanıştan, her etnik kökenden, her düşünceden insana eşit mesafede olma durumudur.
SON SÖZ
Dünya demokrat olduğunu söyleyen ve demokrasiye inandığını ve de demokrasiyi dilinden düşürmeyen liderlerle doludur. Bu ülkemizde de böyledir. En büyüğünden en küçüğüne tüm siyasi parti liderleri demokrasiyi ağızlarından düşürmezler. Hep daha fazla demokrasi vaat ederler.
Yaşamda önemli olan söylem değil eylemdir. Önemli olan bu söylemi hayata geçirmektir. Kendi partileri içlerinde demokrasinin “d”si olmayan liderlerimiz demokrasi vaatlerini sürdürür. Onlar buna inanırlar. Ama toplumda iktidarından muhalefetine herkes de nerede ise buna inanır.
İnsanların pozisyonlarını değiştirerek bu anlayışı değiştiremezsiniz. O koltuklar genelde insanları değiştirir. Bu nedenle önemli olan anlayışı değiştirmek için mücadele etmektir.
Sözün özü demokratmış gibi söylemlerde bulunarak, şeffafmış gibi davranışlar içinde olarak, değiştirecekmiş gibi pozisyon alarak sadece kendinizi inandırır, peşinizden insanları sürükleyebilirsiniz. Bunun adı mış/miş gibi yapmaktır.
Burada önemli olan tarihin tozlu sayfalarında nasıl anılacağınızdır. İnsanlar sizden yeni bir çağ başlatmanızı beklemiyor. Bir kurtarıcı da olmanızı beklemiyor. Sadece sonucu ne olursa olsun söylediklerinizin eylemleriniz ile örtüşmesini bekliyor.
Bu da çok zor bir şey değildir. Değişime inanıyorsanız/istiyorsanız değişimi gerçekleştirmek için sadece ağızlarınızdan düşmeyen demokrasi kelimesini hayatınızın her alanına yansıtın.
Yalanı az, gerçekle yüzleşmiş bir dünya dileğiyle.
Bazen kaybederken kazanırsınız.


