Yaşam bir oyun sahnesidir.

İnsan bunu unutup, hiç sahneden çekilmeyecekmiş gibi bir bencillik içinde yaşamını sürdürmeye çalışır. Halbuki bir gün “perde” denir.

İşte “perde” denilen ana kadar yaşadıklarınız, yaptıklarınız, sahip olduğunuz erkler, makamlar, pozisyonlar, sosyal çevreniz, dostluklarınız bir anda yok olur. İşin kötüsü bunu farketmezsiniz.

Yaşamın geçiciliğini farkedemeyenler, hep yaşayacakmış gibi bencilliklerinin, egolarının esareti altında vazgeçilmez olduklarını sanarak ne pozisyonda olurlarsa olsunlar yetki ve etki alanlarında çabalayıp, dururlar.

Az sayıda insan ise bunun farkındadır. Onlar toplumda geç de olsa farkedilirler. Duruşları, yaşam biçimleri, dilekleri ve söylemleri ile.

Halbuki sahnedeyizdir. Herkes sahnededir. Kiminin rolü uzundur kiminin rolü kısa. Yaşamda iz bırakabilmek Baki’nin deyişi ile bir hoş seda bırakabilmek herkese nasip olmaz.

*** 

Tarih boyunca simyacılar ölümsüzlüğün sırrı ararlar. Halbuki ölümsüzlüğün sırrı basittir:

“Adaletli bir yaşam sürmek, bilerek kimseyi incitmemek, iyi insanlar/çocuklar yetiştirmek, ailesine, köyüne, ilçesine, iline, ülkesine, dünyaya bir biçimde değer katacak bir şeyler üretmek.

Şımarmamak, şımartmamak, övünmemek, başkalarını övmek, aşağılamamak, hoşgörü sahibi olmak, insan olduğunu unutmamak, hatayı görüp onu örtmek, bir daha olmamasını sağlamak. V.d.’leri.”

Gördüğünüz gibi bu meziyetlere sahip olmak için hiç para gerekmez. Siz yeter ki isteyin. Ve içinde bulunduğunuz ortamı böyle bir iklime çevirin.

***   

Kimileri ailelerinde iz bırakır, hep anılırlar. Kimileri köylerinde iz bırakır, rahmetle anılırlar. İz bırakmak değerlidir. İster insanlığa ister ülkeye isterseniz de yaşadığınız kente iz bırakın. İnsanoğlu bu iyi bırakılmış izleri unutsa da unutmayanlar çıkar. Bir gün sizi anar. İşte o anılmaya başladığınız an artık ölümsüzleşmeye başlarsınız.

Kuşkusuz yaptıkları kötülükler ile anılmak da vardır. Ama Anadolu’daki dervişler gibi sırtınızdaki heybenin arkasına o kötülükleri atın, önüne de iyilikleri. Heybenin arkasına bakmadan iyilikleri çoğaltarak ilerlemeye devam edin.

İyilik ve kötülüğün mücadelesi tarihin her safhasında var olmuştur. Tarih kitaplarından, mitolojiye, efsanelere kadar bu hep devam eder.

İyi ve kötü kavramları; din, etik ve felsefe açısından değerlendirilirken kullanılan ölçüt ahlaktır. İyi kavramı, ahlak bakımından olumlu bir anlam taşırken, olumsuz bir çağrışım uyandıran nesne, istek ve davranışlar bütünü de kötü olarak tanımlanır.

***   

Yeni bir yıla girdik. Herkes bu yıl ile ilgili bir şeyler dileyecek. Ben de dileklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Tüm dünyadaki kötülüklerin, iyiliğe boyun eğdiği bir yıl diliyorum.

Dünyayı yönetenlerin önemli olanın kubbede bir hoş seda bırakmak olduğunu unutmamalarını diliyorum.

Soykırıma uğrayanların soykırım yapmayı marifet saymadıkları bir dünya diliyorum.

İnsan aklının, dogma ve egonun önüne geçtiği bir dünya diliyorum.

Gerçek bilgi ve enformasyonun, dezenformasyona yenilmediği bir dünya diliyorum.

Kadınların köle edilmediği, alınıp satılmadığı, kararlarını özgürce verdikleri, öldürülmedikleri  bir dünya diliyorum.

Dünyanın bize bırakılan bir miras değil, gelecek kuşaklara bırakacağımız bir emanet olduğunun farkındalığının yaşanmasını ve artmasını diliyorum.

Herkes için adaletin, hukukun, insan haklarının, refahın, kalkınmanın, eğitime ve sağlığa ulaşmada eşit koşulların olduğu veya eşit koşul yaratılma  çabası içinde olunduğu bir dünya diliyorum.”