Egemenlik ‘Hükümran’ ve ‘hakim’ olma durumunu ifade eder. Bu kavramının varlığı ve egemenlik mücadeleleri, doğanın her alanında kendisini gösteren bir gerçekliktir. Vahşi yaşamda hayvanların hükümranlık alanlarını belirleme ve korumada gösterdikleri çabalardan; modern insan hayatında insanlar, toplumlar ve devletler arasında var olan güç çatışmalarına kadar yaşamın her alanında egemen olma mücadelesine tanıklık edilir.
Ancak, ilk çağlarda siyasi iktidar ile diğer iktidarlar arasında bir ayrım olmadığı için günümüz anlamıyla egemenlik kavramı ortaya çıkmaz. Bu noktada 2015’de Yunus Heper’in yayınlanan “Beka Kaygısı -Devletin Ülkesi ve Milletiyle Bölünmez Bütünlüğü-” isimli çalışmasında konunun yani egemenlik kavramının modern devletin ortaya çıkmasıyla aynı dönemi paylaştığı için; devlete ‘egemenlik’ ve ‘özerklik’ kavramlarının atfedilmesinin kökenleri, Orta çağda aranabilir, der.

İtalyan düşünür, devlet adamı, askeri stratejist, şair ve oyun yazarı Floransalı Niccolò di Bernardo dei Machiavelli(1469-1527) egemenliğin temel dayanağı insanların güvenlik ihtiyacına dikkat çeker. Ve devletin toplumdan özerkleşmesini sağlayan ilkenin “devlet aklı” olduğunu söyler. Devlet aklından sonraki en önemli unsur ise egemenlik unsurudur.
Fransız düşünür, siyaset bilimci, hukukçu Jean Bodin (1530-1596), organik bir devlet anlayışına sahiptir ve devletin temelinde ailelerin olduğunu, devletin büyük bir aile olduğunu söyler. Mülkün aileye, egemenliğin ise yöneticiye ait olduğu görüşündedir. Bodin’e göre egemenlik; sınırsız, bölünemez ve sürekli niteliktedir.
17. yüzyılda Hollandalı hukukçu Hugo Grotius (1583-1645) modern devletler hukukunun ilkelerini egemenlik kavramıyla temellendirir.
1648 Westfalya Barışı ile, egemen devletlerin hukuki eşitliği ilkesi modern Avrupa devletler sisteminin temeli olarak benimsenir. Burada Birkaç antlaşmayı da içine alan Vestfalya Barışı (Münster Antlaşması ve Osnabrück Antlaşması), Otuz Yıl Savaşları ve Seksen Yıl Savaşları’nın sonunda Ekim ve Mayıs 1648 tarihlerinde imzalanır. Antlaşma 24 Ekim ve 15 Mayıs 1648’de Kutsal Roma Germen İmparatorluğu, diğer Alman prensleri, İspanya, Fransa, İsveç ve Hollanda temsilcileri arasında imzalanır. Fransa ve İspanya arasında 1659 yılında imzalanan Pyrenees Antlaşması’nı da bu antlaşmanın içine dahil edilebilir. Bu barış tarihçiler tarafından modern çağın başlangıcı olarak gösterilir.
Jean-Jacques Rousseau (1712-1778), İsviçre Cenevreli filozof, yazar ve bestecidir. Onun siyaset felsefesi, Avrupa’da Aydınlanma Çağı’nın ilerlemesinin yanı sıra Fransız Devrimi’nin yönlerini ve modern siyasi, ekonomik ve eğitim düşüncesinin gelişimini etkiler. Rousseau’ya göre devletin var olabilmesi ancak egemenliğin sağlanmasıyla mümkündür.
“Siyasal yaşamın ilkesi egemen güçtedir. (…) Bir devlette mutlak üstün bir gücün, her şeyin ona bağlı olduğu bir merkezin, her şeyin ondan kaynaklandığı bir ilkenin, her şeyi yapabilen bir egemenin olması gerekir.”
Egemenlik neden oluşur? sorusunu soran İngiliz toplumbilimci Baron Anthony Giddens (1938), “Ulus-Devlet ve Şiddet” isimli kitabında (2008) şu yanıtı verir:
“Egemen devlet sınırlı bir bölge ya da bölgeler içerisinde yasa yapma ve bunların yürütülmesini etkin biçimde uygulama; şiddet araçlarının tasarrufu üzerinde tekel oluşturma; dahili siyasi veya idari hükümet biçimiyle ilgili temel siyasetleri kontrol etme ve gelirinin temeli olan ulusal ekonominin meyvelerini harcama kapasitesi olan bir siyasi organizasyondur”.

KELİMENİN KÖKENİ
Dilimizde “egemenlik” ifadesi ile karşılık bulan kavramın aslı Fransızca “souverainete” kelimesidir. İngilizcede ise “sovereignty” olarak ifade edilen kavram Latince “superanus” (en yüksek) kelimesinden türetilmiştir. Kavramın dilimizdeki diğer karşılığı ise Arapça kökenli “hâkimiyet” sözcüğüdür. Zaten İslam hukukunda da egemenlik kavramı “el-hâkimiyye” ve “essiyade” olarak kullanılır.
Egemenlik ya da hâkimiyet, bir toprak parçası ya da mekân üzerindeki kural koyma gücü ve hukuk yaratma kudretidir. Bu güç siyasi erkin dayattığı yasallaşmış bir üst iradeyi ifade eder.
Egemenlik aynı zamanda bir devletin ülkesi ve uyrukları üzerindeki yetkilerinin tümünü ifade eder. Bir başka deyimle egemenlik, devleti başka tüzel kişiliklerden ve örgütlenme biçimlerinden (örneğin şirketlerden, derneklerden, kulüplerden, çetelerden, din ve mezhep birliklerinden, feodal bağlılık ve yönetim birimlerinden) ayıran özelliktir. Egemen olmayan devlet olmaz; kaynağını devletten almayan egemenlik de olmaz.

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI
23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılışına atfen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı her yıl kutlanır. Bu bayram Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk ulusal bayramı olma özelliğini taşır. Ülkemizde 1921’den itibaren “23 Nisan Milli Bayramı” adıyla kutlanmaya başlanır. İlk başta yasal adı “Çocuk Bayramı” olmasa da, daha sonra çocuklara neşeli bir gün geçirtme ve Himaye-i Eftal Cemiyeti’ne gelir yaratma amacıyla 1927’den itibaren çocuk bayramı olarak kutlanır. Bayramın adı 1935’te “Hâkimiyet-i Milliye Bayramı”, 1981 yılında ise “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olur.

BURSA, 23 NİSAN VE BBDSO
Milli iradenin temsilcilerinin oluşturduğu Türkiye Büyük Millet Meclisinin açıldığı 23 Nisan 1920 hem kurtuluş savaşımızı zafere götüren yolun başlangıcı, hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin müjdesi olur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışını çocuklara armağan ettiği bu anlamlı günde, Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası, Bursa Uludağ Üniversitesi işbirliğiyle gerçekleştirilecek bir konser veriyor.
BBDSO’nun bu haftaki konserinde, geleceğin parlak sanatçıları sahne alacak. “Çocuk” solistler Arın Çalgan (piyano), Elif Aybüke Kılıç (viyola), Mira Kanalcı (piyano) ve Meyra Çagraoğlu (keman), performanslarıyla sahneyi çocukların enerjisi ve neşesiyle dolduracak.
Konserde ayrıca, Bursa Uludağ Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Çocuk Korosu da yer alacak. Koro, şef Zeynep Göknur Yıldız yönetiminde seslendireceği eserlerle, Atatürk’ün “küçük hanımlar, küçük beyler” diye seslendiği gelecek nesillere adanmış bu özel günü taçlandıracak. Orkestra şefliğini ise deneyimli genç orkestra şefi Atay Bağcı üstlenecek.
BBDSO sanatçıları, Atatürk’ün “Sanatçı, alnında ışığı ilk hissedendir” sözünden ilham alarak, bu konser aracılığıyla Cumhuriyetin temel değerlerini ve çocukların umut dolu yarınlarını müzikle bir araya getirmekten büyük gurur duyduklarını ifade etti.
Konser 24 Nisan 2025’de saat 19.00’da Uludağ Üniversitesi Prof. Dr. Mete Cengiz Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek.

PETER VE KURT
Rus besteci Sergei Prokofiev (1891-1953) ilk operasını 7 yaşındayken yazar. Ayrıca onun çocuklar için 1936’da bestelediği Peter ve Kurt Op. 67, adeta “Çocuklar için senfonik bir peri masalı” olarak tanımlanır. Sergey Prokofyev’in bu eserinde anlatıcı bir çocuk hikâyesi anlatırken, orkestra hikâyedeki her karakteri temsil eden “temayı” çalmak için farklı enstrümanlar kullanarak karakterleri tasvir eder.
Bu değerli eser bir yandan çocukları bir orkestrada yer alan müzik aletleri ile tanıştırır, diğer yandan onlara müzik yoluyla hikaye anlatılabileceğini gösterir.
Eserin öyküsünde Peter, bir Rus köyünde dedesi ile yaşayan bir çocuktur. Onun kuş, kedi, kurt ve diğer hayvanlarla geçen hikayesi ilginçtir. Burada eser bir anlatıcı tarafından anlatılırken, esntrümanlar devreye girer.
Peter ve Kurt, bugüne kadar çok önemli orkestralar tarafından çalınır ve çok meşhur anlatıcılarla da süslenir. Bu anlatıcılardan bazıları Sting, David Bowie, Sophia Loren, Sean Connery, Boris Karloff, Jack Lemmon, Edna Everage, John Gielgud, Ben Kingsley, Peter Ustinov, Patrick Stewart, Sharon Stone, Joanna Lumley’dir.
1987 yılında Prokofiev’in biyografisini yazan Harlow Robinson, Peter ve Kurt’tan çocukların alabileceği mesajı şöyle özetlemektedir:
“Risk almaktan korkmamalı, yerleşik düşünce kalıplarına gerektiğinde ‘Hayır’ diyebilmeliyiz”. Robinson’a göre Peter’in cesareti ve inisiyatifi alması öyküde öne çıkar ve bu açıdan bakıldığında Peter ve Kurt, çocukların zekalarına güvenmemizi vurgulayan bir mesaj verir.
Robinson, Prokofiev’in “Peter ve Kurt” gibi bir eseri yaratmasının tesadüf olmadığını da belirtir: “Prokofiev, çocukları dizginlenemez yaratıcılıklarından dolayı hep çok sevmiştir. Hiçbir zaman, çocuk olmanın ne anlama geldiğini, bir çocuğun nasıl düşündüğünü unutmamıştır. Bunun kanıtı da çocuklar için yaptığı bestelerde gizlidir.”
Robinson’ın Prokofiev ile ilgili şu sözleri de unutulmamalıdır:
“Peter ve Kurt”u yazdığında Prokfiev, 45 yaşında bir çocuktur.(!)
Bu arada bu eserin animasyon formatı da mevcut.

SON SÖZ
Eğer bir gücüm olsaydı, bu ülkedeki tüm çocuklara Peter ve Kurt’u izlettirmek isterdim. Sevgili çocuklar 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınız kutlu olsun.
Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizi rahmet ve saygıyla anıyorum.