Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneği (BUSİAD) Yenilikçilik ve Yaratıcılık Uzmanlık Grubu tarafından, bu yıl “Fabrika Ayarlarına Dönmek” temasıyla düzenlenen 15. Yenilikçilik ve Yaratıcılık Sempozyumu Podyum Davet’te gerçekleştirildi.
BUSİAD ve Bursa Uludağ Üniversitesi’nin ortaklaşa organize ettiği sempozyuma yoğun bir ilgi vardı. Sizlerle sempozyumla ilgili notları ve düşüncelerimi paylaşmak istedim.
***
Meksika‘da İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeologa, İnka kökenli birkaç yerli rehberlik (Kızılderili) ederler. Yüksek dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarılarlar.
Aynı hızla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturur ve öylece beklemeye başlarlar. Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremez.
Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola koyulduktan sonra tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına varırlar. Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere sorar,
“Hiç anlayamadım, niye yolun ortasına oturup saatlerce yok yere bekledik?”
Yaşlı rehberin cevabı şöyle olur:
“Çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetişmesini bekledik.”
BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Buğra Küçükkayalar, açılış konuşmasına İnka kızılderililerine ait olan, ‘O kadar hızlı gittik ki, ruhumuz geride kaldı. Biraz soluklanalım, ruhumuz bize yetişsin’ sözüyle başladı. Küçükkayalar, sonra şöyle devam etti:
“Son yıllarda iş dünyasının gündemini belirleyen değişim, dönüşüm, dijitalleşme, yapay zekâ, sürdürülebilirlik gibi kavramlar ilerlemeyi hedefliyor. Ancak hızlı dönüşümün temelleri, değerleri, insan odağını ve işin özündeki ‘nedenleri’ gözden kaçırdığına dikkat çekmek için ‘Fabrika Ayarlarına Dönmek’, temasını benimsedik.
Bir durup ruhumuzun bize yetişmesine olanak tanımalıyız. Son 4 yıl içinde Bursa’da, dijital, yeşil ve toplumsal dönüşüm adına BUSİAD olarak birçok çalışma yaptık. 2023 yılında ‘Sanayi, Tarım ve Turizm ile Gelişen Bursa’ vizyon belgesini kamuoyuyla paylaşıp büyükşehir ve 17 ilçe başkanına yüz yüze ulaştırdık. Ziyaretlerimizde elde ettiğimiz sonuçları da ‘Yaşanabilir Bir Kent İçin Plan Şart!’ başlığıyla raporlaştırıp kamuoyuyla paylaştık. Bursa’mızın üretimini, büyüklüğünü sekteye uğratmadan sürdürülebilir bir kent olarak ülkemize örnek olması için ‘Dijital, Yeşil ve Toplumsal Dönüşümün’ şart olduğunu ifade ettik. Türkiye’nin ilk organize sanayi bölgesinin 1961 yılında kurulduğu Bursa’mızın- o günkü adı pilot sanayiydi- o gün nasıl ülkemiz sanayine pilotluk yaptıysa şimdi de dönüşümüne pilotluk yapması gerektiğini söyledik.
2050 Bursa Çevre Düzeni Planı’nın hazırlanma sürecine de katkı koyduk. Bir durup Fabrika Ayarlarımıza bakmamız gerekir. Sakın bu soluklanmayı durmak olarak algılamayın. Bu soluklanmayı, üçlü dönüşümle yeni hikâye yazmak için bir olanak olarak görüyoruz. Sanayinin pilotu olduk, dönüşümün de pilotu olmalıyız. İşte tam da bugün yapay zekâ, teknoloji, yenilikçilik, yaratıcılık konuşulurken, hep beraber yeni ve doğru bir hikâye yazabileceğimize inanalım. Bursa’mızın fabrika ayarları içinde bulunan; üretim gücünden, değişim ve esneklik yeteneğinden, yetişmiş, yaratıcı, deneyimli, çalışkan insanından, cennetten bir köşe olan doğasından vazgeçmeden, Türkiye’ye ve dünyaya örnek olacak bir kenti ‘Sanayi, Tarım ve Turizm ile Gelişen Bursa’ vizyonuyla ve çağdaşlaşmanın tek yolu olan ‘Dijital, Yeşil ve Toplumsal Dönüşümle’ inşa etme istek ve azmimiz bizim fikrimizdir.”
REKTÖR FERUDUN YILMAZ’IN KONUŞMASI
Sempozyumun açılışında Bursa Uludağ Üniversitesi Rektörü ve TRT Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ferudun Yılmaz da, bir konuşma yaptı. Yılmaz hoca konuşmasında konuşma uzamasın lecture’a/derse dönmesin dedi. Ama spontane olarak yaptığı konuşma sanayi devriminden başlayıp, günümüze kadar getirdiği, özü özetlenmiş değerli bir ders ve konuşmaydı. Bursa’daki bütün sanayicilerin bu konuşmayı dinlemesini isterdim.
Prof. Dr. Yılmaz, kısaca şöyle dedi:
“Aydınlanma dönemiyle başlayan yüksek refah üretimi iki dünya savaşıyla büyük bir travmaya uğradı. 100 yıl önce dünya cenneti peşinde koşarken birden savaşlarla yıkıldık. Şimdi yeniden bir dönüşüm virajındayız. Teknolojik dönüşümün ne getirip ne götüreceği konuşuluyor. Ütopyadan-Distopyaya kadar salınan bir aralık bizi bekliyor.”
Yılmaz hoca konuşmasının finalinde XVI. yüzyılda yaşamış olan İngiliz filozof Thomas More’un(1478-1535) hayali olan ve hayali bir adada kurguladığı ideal bir toplumu anlattığı Ütopya romanındaki dünyadan; yine bir başka İngiliz John Stuart Mill(1806-1873) tarafından Distopya diye adlandırılan insanların sefil, insanlıktan uzak, korku dolu hayatlar sürdüğü hayali bir dünya veya topluma; yani her şeyin nahoş veya kötü olduğu, bozulduğu bir hayali yere uzanan aralığı anımsattı.
Ütopya da, Distopya da hayali olarak iki marjinal ucu temsil ediyor. Burada en kötü distopik iklimin içinden iyi niyetli, rasyonel insanlarla yeni ütopyalar üreterek çıkmak mümkündür. Biri olmadan diğerinin olmadığı (zıtların birliği) bu durumlar, iyi yönetilirlerse veya kötü yönetilirlerse birbirine dönüşür.
Burada size kendimden somut bir örnek vererek konuyu kapatmak istiyordum. 3.5 ve 18 yaşları arasında kendi distopik dünyamda yaşıyordum. O nedir derseniz, yoğun bir kekemelikti, konuşamıyordum. O süreçte bilinçsizce, deneme-yanılma yoluyla edindiğim deneyimler beni bugünlere taşıdı. Laf aramızda çok konuşmamın temelinde 18 yıllık açığı kapatmaya çalışmak var(!).
LEVENT KÖMÜR’ÜN KONUŞMASINDAN
Uludağ İçecek Türk A.Ş. CEO’su Levent Kömür de, yenilikçilik ve yaratıcılık için mizah ve bilimin gerektiğini kaydederken, Türkiye’nin fabrika ayarlarından birinin belirsizlik olduğunu söyledi. Kömür kısaca şunlara değindi:
“Belirsizlik adaletsizlikten doğar. O nedenle belirsizlik kötüdür. Bizim yetiştiğimiz zeka ve çalışkanlık döneminde, ne bildiğimiz önemliydi. Şimdi bilgi daha az önemli hale geldi. Ne bildiğimiz değil, insanları nasıl hissettirdiğimiz önemli. Bilgiden duyguya, bilmekten öğrenmeye yönelmemiz gerekir.
İşinizde ve çevrenizde olup bitenlerin doğru analizini sadece sahaya çıkarak anlayabilirsiniz. Sahaya çıkın ayakkabılarınızı eskitin.”
İDİL TÜRKMENOĞLU NELER DEDİ?
İkinci konuşmacı Stratejik Danışman ve Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üniversitesi Öğretim Görevlisi İdil Türkmenoğlu alanı olan İK/İnsan Kaynakları konusunda bilgilendirme ve değerlendirme yaptı. Türkmenoğlu özetle şunları söyledi:
“Sayı konuşmak yetmez amaç da konuşmak gerekir. Yeni dönemde insanı yeniden hatırlamak demek, şirketle anlam bütünlüğü sağlayan insanla çalışmak demektir.
Kurumsallaşmaya çalışırken insanı nerede unuttuk? Şirkette bir ceza kanunu yazmak yerine nasıl çalışmak istiyoruz anayasası yazmak gerektiğini düşünüyorum.
Bordrolu günler değişiyor. Amaçlı bir iş vermek artık yetenek savaşındaki en önemli aracınız. Çorbada tuzu olan işine daha bağlı oluyor.
İnsana ve niteliğine göre ücret belirleme yerine bir asgari unvan sistemi kurduk. Belki ünvanı kapı görevlisi olan kişi her şeyinizi emanet edeceğiniz kişi olabilir. Ücret ve ödüllendirme için ünvanlar dışında yollar bulmak gerekir.
Fix ücret zammı yapma oranı Türkiye’de yüzde 85 noktasında bunun da değişmesi gerekir”
ACAR BALTAŞ, SAHİP OLDUKLARIMIZI FARKEDİN
Sempozyumda son konuşmacı Prof. Dr. Acar Baltaş, sahip olduklarımızın farkına varmamız gerektiğini geçen yıllarda yaşayanlardan daha şanslı olduğumuzu kaydederek, şöyle devam etti:
“Bir mutsuzluk pandemisi yaşıyoruz. Bunun birinci nedeni mutsuz insanlarla yaşamak, ikincisi, beklentilerle gerçeklerin uçurumu, üçüncüsü kıyas, sonra hayatı gereğinden fazla karmaşıklaştırmak, geçmişe fazla takılmak ve son olarak kendini fazla önemsemek.
Çok büyük bir değişim yaşadığı bir gerçektir. Böyle dönemlerde öngörülemeyen koşulların öngörülebilir olduğunu unutmayın.
Bilgelik zekası sorunların çözümü noktasında da önemli bir yer tutar. Bu zeka belirli bir deneyim ve yaştan sonra ortaya çıkar. Ama genç yaşta da görülebilir. Karmaşık sorunlar bilgelik zekasıyla çözülebilir. Bunu da daha çok kitap okuyarak, sanatla ilgilenerek, kendi dışımızdaki insanlara yardım ederek, kendi dışımızdaki insanları dinleyerek elde edilebiliriz.
Bu da geçecek bunu unutmayın. Mutsuzluk pandemisinin üyesi olmayın. Karmaşık sorunlar bilgelik zekasıyla çözülür. Huzur ancak bununla mümkündür. Cömertlik, bağışlayıcılık, sahip olduklarının kıymetini bilmek, anlamlı bir üretimin içinde olmak, değer gördüğü ve değer verdiği bir ilişki içinde olmak huzura yaklaştırır. Bilge insanlar hayatta hep kazanamayacaklarını bilirler. Hayatın her noktasını kontrol edemeyeceklerini bilirler. Bilge insanlar şansız olmamanın bir şans olduğunu bilirler. Yolculuğumuzun hakkını verelim. Sahip olduklarınızın kıymetini bilin. Dertleriniz dahil.
Tüm ebeveynlere sesleniyorum. Çocuklarının yanında Türkiye’ye ilişkin olumsuz konuşmamaya da çalışın. Çocuklar 10 yaşından başlayarak yurt dışında yaşama hayali kuruyor. Bu iyi bir şey değil. Bir kere göçmen hayat boyu göçmendir. Bizler bu toprağa borçluyuz. Oynamıyorum, topumu alır giderim demek doğru değil.”
Acar Hocayı ilk kez yaklaşık 35 yıl önce spor bilimleri kongresinde dinlemiştim. Sonra defalarca dinleme fırsatım oldu. Ondan hep yeni bakışlar öğrendim. Sempozyum sonunda Acar Hoca arabasına gitti. Meğerse arabalarımız yan yanaymış. Çıkış trafiği de yoğun olunca biraz spor konuştuk.
Acar Hoca’nın eşi Prof.Dr. Zuhal Baltaş, Bursalıdır. Ve ilginçtir Kültürpark’ta BUSİAD’ın binasının olduğu yerdeki eski binada doğar.
İnegöllüzade Mehmet Efendi’nin soyundan gelen Halide Ergunalp ailesinin mülkü olan bina. Yanlış anımsamıyorsam da Zuhal Hocamın annesi Feride Hanım, babası da Ahmet beydi.
İnegöllüzade Mehmet Efendi’nin ailesi de Odman Ailesi’nin akrabasıdır. Ve büyük bir tesadüf olarak BUSİAD kurucu başkanı rahmetli Doğan Ersöz de Odman Ailesi’nin damadıdır.
SON SÖZ
BUSİAD’ın bu geleneksel etkinliği keyifli geçti. Bu arada gerek konuşmacılara gerekse sponsorlara plaketleri verildi.
Önümüzdeki yıl da 16. Yenilik ve Yaratıcılık Sempozyumu yapılacak. Bu arada 2 yılda bir yapılan Yenilik ve Yaratıcılık Ödülleri de verilecek.
Emeği geçen herkesi gönülden kutluyorum.


