Pazartesi akşamki BUSİAD’ın iftar yemeğindeki Dr. Ebru Nurluoğlu’nun konuşması soyadı gibi ışık saçıyordu. O konuşmada bugüne kadar haberimiz olmayan birçok bilgiyi edindik ve haberimiz olmayan bir değerli vakıf ve platformlarla tanıştık.
Bu değerli kardeşim ortaokul yıllarından beri ihtiyacı olanlara yardım etmeyi bir misyon edinmiş ve profesyonel uğraşının yanında kalan zamanını (fazlasını demek daha doğru olacak) bu işe ulusal ve uluslararası platformda ayırmış.
Sevgili Ebru hanım liseyi Saint Benoit Fransız Lisesi’nde bitirmiş. Bu okulun yaşamımda ayrı bir yeri vardır. Babamın Fransızca hocası bu okulda öğretmendi. Bizim dönemimizde liselere ayrı ayrı sınava girerdik. Ben koca kalın bir giriş sınavı kitabı ile bu sınavlara hazırlanmıştım. Saint Benoit’yı yedeklerde kazanmıştım. O günün koşullarında okula yazılamadım. Aradan yıllar geçti, Anadoluhisarı Spor Akademisi’ni bitirdiğim son yıl öğretmenlik stajında yine karşıma Saint Benoit çıktı. Derslerde çocuklar özellikle topları yandaki binanın avlusuna atarlardı. (Yandaki binanın ne olduğunu bilenler bilir.) Bendeniz kahraman (!) beden eğitimi öğretmeni adayı olarak tırmanır, bahçeye atlar ve topu geri getirirdim.
Mezuniyet sonrası sınıf arkadaşım Ertuğrul Ünlüsü orada öğretmenliğe başladı. Tam 26 yıl orada öğretmenlik yaparken, 2016 yılında onu kaybettik. Büyük olasılıkla Ebru hanımın da derslerine girmiştir. Işıklar içinde uyusun.

HATUNOĞLU’NUN İLK TOPLANTISI
Bu iftar aynı zamanda 24 Ocak’ta Buğra Küçükkayalar’dan başkanlık görevini devralan Tuncer Hatunoğlu’nun da ilk büyük toplantısıydı. Hatunoğlu iftarda yaptığı konuşmada özetle şunları söyledi:
“48 yıllık geçmişimiz boyunca oluşturduğumuz deneyim, özgüven, güvenilirlik ve kurumsal birikimle sadece bugünü değil, geleceği de konuşuyoruz. Çünkü BUSİAD yalnızca bir gönüllü kuruluş değildir; aynı zamanda bir öngörü kuruluşudur. Kentini, ülkesini ve dünyayı okuyabilen; riskleri ve fırsatları analiz edebilen bir aklın temsilcisidir.
Biz geçmiş ile gelecek arasında köprü olmak istiyoruz. Doğal kaynaklarımızın, ekonomik değerlerimizin, kurumsal birikimimizin, insan kaynağımızın gelecek kuşaklara sağlıklı biçimde aktarılmasını önemsiyoruz. Bu kaynaklar yalnızca su, toprak, enerji değildir. Aynı zamanda sermaye, bilgi, deneyim ve insan birikimidir.
Bursa’nın en büyük gücü yalnızca organize sanayi bölgeleri, lojistik avantajları ya da üretim hacmi değildir. Bursa’nın en büyük gücü insandır. Bu kent, 1960’larda organize sanayi anlayışına öncülük etmiş bir kenttir. Dönüşümün pilot şehri olmuştur. Bugün de yeni bir dönüşümün yeşil, dijital ve toplumsal dönüşümün öncüsü olabilir. Biz BUSİAD Yönetim Kurulu olarak buna inanıyoruz.
Üçlü dönüşümde bizim için belki de en kritik başlık toplumsal dönüşümdür. Çünkü teknoloji ancak onu doğru anlayan, doğru kullanan insanla anlam kazanır. Bilimsel aklı rehber edinen, üretimin değerini bilen, yenilikçi, sorumluluk sahibi, empati kurabilen, insan olmanın erdemini kaybetmeyen bir toplum için çalışıyoruz.
Yapay zekâ insanın yerini almayacak. Aksine, ona uyum sağlayan, onu doğru kullanan insanı daha değerli kılacak. Bu yapay zekâyı, teknolojiyi, dijitalleşmeyi doğru araçlar olarak görüp, asıl merkeze insanı koymakla mümkün olacak. Çünkü insanın iyi duyguları, ortak yaşama bilinci, daha iyi bir dünya kurma arzusu galip gelmedikçe hiçbir teknoloji bizi ileriye taşıyamaz. Ortak akıl üretmeye, ortak eylem planları oluşturmaya ve yarattığımız değeri toplumsal gelişime dönüştürmeye çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemde oluşturacağımız stratejik planımızla, bu çabalarımızı 50. yılımıza güçlü bir şekilde taşımayı hedefliyoruz.
Ayrıca ekonomi ve iş insanlarının sesi olma sorumluluğumuzun da bilincindeyiz. İçinden geçtiğimiz dönemde hepimiz biliyoruz ki iş dünyasının karşı karşıya olduğu sorunlar yalnızca firmaların değil, aynı zamanda kentimizin ve ülkemizin geleceğini de doğrudan etkilemektedir. Finansman koşulları, maliyet baskıları, küresel rekabet, jeopolitik riskler. Tüm bu başlıklarda iş dünyası adına sahadan gelen gerçek verilerle konuşulması gerekiyor. Bu bağlamda BUSİAD, gerektiğinde yapıcı ama net bir duruş sergileyecektir. Biz eleştirmek için değil, çözüm üretmek için konuşacağız. Gündem oluşturmak için değil, ortak akıl oluşturmak için çalışacağız. Çünkü inanıyoruz ki; iş dünyasının sesi duyulmadan sağlıklı bir ekonomik iklim inşa edilemez.”
Evet, Hatunoğlu son paragrafında 24 Ocak’taki genel kurulda bazı sanayi büyüklerinin dile getirdiği, yapılanların değerli olduğu ama temel kuruluş amacı iş dünyasının ana sorunları olan derneğin, bu konulara daha fazla öncelik vermesi gerektiği konusundaki uyarıları da dikkate almış.

DR. EBRU URLUOĞLU KİMDİR? AİP NASIL DOĞDU?
Dr. Ebru Nurluoğlu Saint Benoit sonrası Boğaziçi Üniversitesi sosyoloji bölümünü bitirir. Yüksek lisans tezini New York ve Yeditepe Üniversitesi’nde iş dünyası ve reklamcılık alanında gerçekleştirir. Doktorasını İstanbul Üniversitesi’nde STK’lar üzerine hazırlar. Profesyonel uğraşında uzmanlık alanları “verimlilik, sosyal barış, değişim yönetimi, liderlik, itibar, mutluluk, seyahattir”. Ayrıca AİP (Acil İhtiyaç Platformu Vakfı) Kurucu başkanlığının yanında şirket verimliliğini artırma iddiası taşıyan “Verimlilik Okulu” ve “Mutluluk Okulu” adlı konseptlerin yaratıcısıdır.
Sevgili Ebru Boğaziçi Üniversitesi sosyoloji bölümü öğrencisi genç bir kızken, insanlar arasındaki gelir eşitsizliği, yoksulluk, maddi ve manevi sıkıntıları olan kişilere çevrenin duyarsız kalması karşısında bugüne dek yaptıklarıyla yetinemeyeceğine karar verir.
İlkokul öğrenciliğinden itibaren gıda, giysi, erzak, kitap gibi malzemeleri kendi çabasıyla ihtiyaç sahiplerine ulaştıran bu kızımız, lise yıllarında özel ders vererek kazandığı parayla ihtiyaç sahiplerine destek olur, yardım çalışmalarını çevresine duyurarak, Doğu illerine aralıksız battaniye, kışlık giyim gönderir. Üniversiteye başladığı yıl, iyiliği yaymak teşvik amacıyla bir broşür hazırlar. Yardım ettiği insanlar ona sürpriz yaparak bu broşürü sokaklarda dağıtmaya başlar. Böylece iyilik hareketinin giderek duyulması, onu hem çok mutlu eder hem de daha fazla insana yardım etmeye yöneltir.
Broşürlere damgasını vuran “Sizin ihtiyacınız olmayabilir ama onların var” sloganıyla yola çıkan AİP Vakfı gönüllüleri, böylece Türkiye’nin ulaşılması güç bölgelerindeki ihtiyaç sahiplerine canla başla yardım göndermeye başlar. Zaman içinde, vakfın başarısı medya ve kamuoyu tarafından ilgi gördükçe, gönüllülerin ve bağışçıların sayısı da hızla çoğalır.
Dr. Ebru Nurluoğlu tarafından 35 yıla yaklaşan bir süredir faaliyet gösteren ve 1991-1995 yılları arasında sivil iyilik platformu olarak hizmet veren topluluk, 1995 yılında resmi olarak vakıflaşır.
Vakıf, kendini tanımlarken “karınca örgütü” olduğunu söyleyip, gücünü ortak iş yapabilme başarısından aldığını, temelini Anadolu kültüründe yer alan “imece” anlayışına dayandırdığını açıklar.

SOSYAL SORUMLULUK DEĞİL SOSYAL ZORUNLULUK
Yaklaşık 25 yıldır çeşitli sunumlarımda kurumlara sosyal sorumluluk algılarının dışında sosyal zorunluluklarının da olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Burada ilk kez bir sunumda benim gibi düşünen bir kişi ile karşılaştım. Bu beni mutlu etti. (Kuşkusuz benim bilmediği başka bir çok kişi de vardır) .
Nurluoğlu, “Geleceği İyilikle Beslemek” başlıklı bir sunum yaptı. Çalışmalarında “farklı coğrafyalarda farklı riskler alarak dünyadaki yetimhaneleri dolaşarak yardımcı olmaya çalıştıklarını” kaydetti. Sosyal sorumluluktan, sosyal zorunluluğa geçilmesi gerektiğini de kaydederek, Edmund Burk’un(1729-1797 Edmund Burke, İngiltere Avam Kamarası’nda uzun yıllar milletvekilliği yapmış İrlandalı-İngiliz siyasetçi, yazar, hatip, siyaset kuramcısı ve filozoftur), “Kötülüğün zaferi için gereken tek şey iyilerin bir şey yapmamasıdır” sözünü kullandı.
AİP VAKFI İLKELERİ
Bu vakfın ilkeleri şunlardır:
Sosyal Bilinç: Ülkenin geleceğinde sosyal sorumluluk bilincine sahip nesillerin yetişmesine katkıda bulunmayı hedefler.
Sürdürülebilirlik: Sosyal sorumluluk projeleri ile uzun vadeli etkiler yaratmasını sağlayarak sürdürülebilir bir toplumsal değişim hedefler.
Öncülük: Türkiye’de sosyal sorumluluk alanında öncü bir vakıf olmak, projelerinin etkisini artırmayı ve diğer kuruluşlara ilham kaynağı olmayı amaçlar.
Küresel Etki: Projeleri dünya genelinde örnek gösterilen başarılara imza atmasını hedefleyerek, küresel toplumsal sorunlara katkı sağlamayı düşünür.
İyilik Döngüsü: Yardım aldığı bireylerin, kendi topluluklarına yardım etmelerini teşvik ederek, iyilik döngüsünün yayılmasına yardımcı olmayı amaçlar.

AİP VAKFI NASIL ÇALIŞIYOR?
Vakıf neler yaptıklarını şöyle anlatıyor:
“AİP Vakfı olarak bugün, 35 yıllık bir sivil toplum kuruluşu deneyimine sahibiz.
Bize ihtiyacı olan herkesi can kulağıyla dinliyor, ihtiyaçlarını doğru anlamaya ve gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Bu ihtiyaçlar bazen eğitim, gıda, giysi, oyuncak, bir kilo pirinç; hayallerse bir restoranda yemek, vapura binmek, psikolog desteği olabildiği gibi bazen de bir annenin mutfağında bulunmayan tencere ya da çaydanlık olabiliyor.
Bu noktada, insanların hayallerine ve ihtiyaçlarına sınır getirecek yaklaşımlardan özenle kaçınıyoruz. Çünkü biliyoruz ki; bir kişinin ihtiyaç olarak görmediği, bir başkasının öncelikli ihtiyacı ya da hayali olabilir. Öte yandan bağış yapmak isteyen ancak maddi olarak küçük bir bütçeye sahip olan bir kişi de bir insanın yaşamına dokunabilme mutluluğunu yaşayabilmelidir. Dolayısıyla, vakfımıza istediğiniz bütçeyle istediğiniz her türlü desteği verebilir, evinizde kullanmadığınız temiz giysi, kitap, mobilya gibi eşyalarınızı bağışlayabilirsiniz.
Vakfımızda deneyimli çalışanlarımızın yanı sıra, hemen her meslekten, her yaştan kadın-erkek-genç, yüzlerce gönüllümüz adanmışlıkla görev yapıyor. Siz de gönüllülerimizden biri olmak isterseniz gelin tanışalım, birlikte neler yapabileceğimizi konuşalım. Bir çocuğa derslerinde destek olmaktan tutun, bir gençle sohbet etmeye, ofis işlerimizde bize yardımcı olmaya dek gerçekleştirebileceğiniz o kadar çok gönüllülük seçeneğimiz var ki…
Olmazsa olmaz prensiplerimizden biri de insanların din, dil, ırk, cinsiyet, etnik köken vb. farklılıklarını sevgiyle kucaklamak ve zenginlik olarak görmektir. ‘Çeşitlilik ve Dahil Etme Kültürüne’ olan bağlılığımızı vakfımızın tüm çalışmalarında ortaya koyuyoruz. Her kesimden, her yaştan, her kökenden, her ilden ihtiyaç sahibine aynı özenle destek veriyor, yine birbirinden farklı geçmişe, kültüre sahip bağışçılarımız ve gönüllülerimizle ortak bir amaç için iş birliği ve dayanışma içinde çalışıyoruz.”

SON SÖZ
Dr. Ebru Nurluoğlu bizlere çok güzel bir sunum yaptı. Hepimiz onun ve arkadaşlarının üstlendiği misyon ve gönüllü çabalarından etkilendik. Sanırım bir çoğumuz nasıl katkı koyabiliriz sorusunu kendine sordu. Olanak olsa da size anlattıklarından daha fazla detay aktarabilsem ama olmadı.
Bu arada Dr. Ebru Nurluoğlu şirketlere yönelik profesyonel uğraşında birçok şirketin rehber olarak kullandığı “Vaha, Denemeyi Deniyorum, Kendinden Kaçarken Yakaladım Seni ve Demir Kelebek” isimli kitapları olduğunu da anımsatıyorum.
Dr. Ebru Nurluoğlu ve Acil İhtiyaç Platformu Vakfı hakkında daha detaylı bilgiyi https://www.aipvakfi.org ve https://ebrunurluoglu.com web sitelerinden öğrenebilirsiniz.
BUSİAD’a bu güzel toplantı için teşekkür ediyorum. Bu toplantıya vesile olduğu için Erkurt Holding YK Başkanı Kerem Alptemoçin’e de teşekkür ediyorum.
Dr. Ebru Nurluoğlu, BUSİAD iftarındaki sunumunda bir “iyilik meleği” gibiydi. İyilik meleklerinin çoğalması ve onların desteklenmesi dileğiyle.