Edebiyat camiasında Piraye dendiğinde akla Nazım Hikmet ile yaşadığı tutkulu aşk ve evliliği gelir. Şimdi “Piraye Koleksiyonu” sitesi yayına açıldı. Burada Piraye’nin özenle koruyup bugüne ulaştırabildiği mektup, fotoğraf, kitap, defter, belge ve tablolardan oluşan koleksiyonu incelenebiliyor. Ayrıca koleksiyonerler ve edebiyat camiası bu koleksiyonun gelişmesine katkı koyabiliyor. Bu koleksiyona www.pirayekoleksiyonu.com sitesinden ulaşabiliyorsunuz.
Piraye, Altunizade Nurhayat Hanım ile Ahmet Muhtar Bey’in ortanca kızı olarak 23 Aralık 1906’da İstanbul’da doğar. Üç ismi vardı: Hatice Zekiye Pirayende.
Nüfus cüzdanının “Doğum tarihi” satırında biri hicrî diğeri rumî iki farklı tarih var: 1324 ve 1322. Bu, bugün kullandığımız miladi takvimde 1906 yılına denk gelir.
“Aile ismi, yani lâkap ve şöhreti” satırındaki isimler: Altınoğlu ve Ran’dır. Altınoğlu, annesinin aile adı, Ran ise Nâzım Hikmet’le evlendikten sonra kullandıkları soyadıdır.
Babası Ahmet Muhtar Bey, Tercüman-ı Ahval gazetesinin sahibiydi. Aile, fırsat buldukça Nurhayat Hanım’ın baba evine, Altunizade Köşkü’ne giderdi. 50 dönüme yakın bahçenin içindeki köşk, hiç eksik olmayan konukların da katkısıyla dolup taşardı.

PİRAYE VE BURSA
Piraye, Birinci Dünya Savaşı yıllarında İstanbul’da, Saraçhanebaşı’nda Kız Sanayi Mektebi’ne devam eder. Savaşın son yılında okul değiştirir. İstanbul İnas Sultanisi (İstanbul Kız Lisesi, bugün Cağaloğlu Anadolu Lisesi) 12 Ekim 1920 tarihinde, adı Bezm-i âlem Sultanisi olarak değişen okuldan Piraye’nin kaydının aldığını görülür. Savaş bitmiştir. İstanbul işgal altındadır. Ahmet Muhtar Bey, ailesini daha güvenli olduğunu düşünerek Bursa’ya taşır.
Bursa yılları Piraye ve annesi Nurhayat Hanım için hem ömür boyu sürecek sağlam dostlukların kurulduğu, hem de evlilik ve boşanma gibi önemli kararların alındığı bir zaman dilimini oluşturur.
Piraye, Bursa’da 1920-21 ve 1921-22 dönemlerinde 1890 yılında kurulmuş olan Amerikan Kız Koleji’ne devam eder. Bilindiği gibi bu okul 1928 yılında bazı kız öğrencileri hristiyanlığa geçtiği için kapatılır. Okul o dönemler kurulan Türk Eğitim Derneği’ne devredilir. Sonraları Kız Lisesi ve ardından Kız Öğretmen Okulu olur.
Piraye 16 yaşına gireceği 1922-23 döneminde okulu bırakıp evlenme kararı alır. Kiminle mi, annesinin Bursa’da tanışıp dostlukları İstanbul’da da sürecek kadar candan dost olduğu Adile Hanım’ın yeğeni Halil Vedat [Örfi] ile. Vedat, Filistin cephesinde bulunmuş, mütareke günlerinde Harbiye Nezareti’nde vazifeli, piyano çalan, telif ve çeviri romanları gazetelerde tefrika edilen, Darülbedayi’de yakışıklı genç rollerine çıkan, piyes yazan bir paşazadedir; Adile Hanım’ın İstanbul’da Erenköy’de oturan kardeşi Mehmet Ali Paşa’nın en küçük oğludur.
Piraye evlenme telaşındayken annesi boşanma arifesindedir. Nurhayat Hanım, Kurtuluş Savaşı’nın bitmesine yakın durumu gözden geçirmek amacıyla İstanbul’a gidip bir türlü dönmeyen kocası Ahmet Muhtar Bey’in İstanbul’da başka bir kadınla nikâh kıydığını öğrenip ondan ayrılma kararı alır.
Piraye’nin babası Ahmet Muhtar Bey, Vedat Örfi’yi tanıdığından kızının evliliğine karşı çıkar; ona göre “eli iş tutmayan, tutacağa da benzemeyen bir paşazade”dir damat adayı. Mehmet Ali Paşa’nın ikinci karısı İye [Refika Bengü, iye=teyze] de Piraye’yi görür görmez evin küçük oğlu Vedat’ı “sen evlenecek adam değilsin, harcama bu kızı” diye uyarır. Ama ne fayda! Aşka söz geçirmek mümkün değildir.

Piraye bir paşazadeye gönlünü kaptırıp Mehmet Ali Paşa Köşkü’ne gelin girdiğinde 16 yaşındadır. Köşktekiler Piraye’yi hemen benimser. Paşa küçük gelinini kendi kızı gibi sever, gelinler birbiriyle arkadaş olur. Oyunculuk, oyun yazarlığı, gazetecilik yapan Vedat, Piraye’yi yere göğe koyamıyordur. 21 Aralık 1923’te ilk çocukları Suzan doğar.
Mehmet Ali Paşa ve oğulları soyadı yasası çıkmadan önce Ürfi adını kullanırlar. Sonradan bu adı sadece Vedat kullanmaya devam eder, ilk harfini değiştirerek, Örfi olarak.
Vedat Örfi 1924 yılında Opera-Cine ve Sinema Mecmuası’nın başyazarıdır. Vefaen Ferağ adlı oyunu Darülbedayi’de sahnelenir. Yazıp bestelediği Balo Kaçakları ise ilk telif operettir.
Vedat Örfi 1925 yılının sonunda, bir gruba piyanoda eşlik etmek üzere Paris’e yola çıkar. İki yaşındaki kızını ve hamile karısını arkasında bırakır. Para kazanıp kısa sürede geri döneceğini söyler.
Piraye ikinci çocuğunu doğururken kocası yanında değildir. Mehmet Fuat Engin [Memet Fuat/Mehmet Bengü] adı verilen bebek babasını beş yıl sonra görür.
1929’da Piraye Mehmet Ali Paşa Köşkü’nden taşınır, annesinin yanında Kadıköy’de kalır. Memet Fuat yanındadır, Suzan ise dedesinin yanında, köşkte kalmayı seçer. Kocası Vedat Örfi’yi dört yıla yakın bekledikten sonra pes edip ana evine dönmek zorunda kalan Piraye, sık sık Mehmet Ali Paşa Köşkü’ne gitmeye devam eder.
Vedat Örfi’nin yokluğunda Piraye sevdikleri tarafından kuşatma altına alınır. Eski dostları onu yalnız bırakmazken o, yeni dostlar da edinir. Bunlardan biri de, Piraye’nin annesi Nurhayat Hanım’ın Kadıköy’deki komşusu Cavide Hanım’ın üvey kızı Samiye’dir. Piraye, Nâzım Hikmet’in adını ilk kez Samiye’den, “dönüşü sabırsızlıkla beklenen Rusya’daki abi” olarak duyar.
Samiye’nin abisi Nâzım Hikmet olaylı bir şekilde yurda döner. Birkaç ay içinde Hopa, Rize, İstanbul, Ankara cezaevlerini dolaştıktan sonra suçsuz bulunup salıverilir. Piraye, Samiye’nin abisiyle 1929 yılında tanıştığında Nâzım, Resimli Ay dergisinde düzeltmen olarak çalışmaktadır.
Piraye’nin nüfus cüzdanında Vedat Örfi’den 13 Eylül 1932’de ayrıldığı, Mehmet Nâzım’la 31 Ocak 1935’te evlendiğini gösteren sayfada soyadı da Ran olarak kaydedilir.
31 Ocak 1935’te Piraye ile Nâzım Kadıköy Evlendirme Dairesi’nde, Orhan Ezine ve Vedat Başar’ın tanıklığında evlenirler. Mithat Paşa Köşkü’nde yaşamaya devam ederler.
Nâzım ile Piraye’nin Nazım’ın Haziran 1933’te Bursa’daki tutukluluğu sırasında başlayan mektuplaşmaları, Ağustos 1934’te tahliye edilmesiyle kesilse de İstanbul, Ankara, Çankırı, Bursa arasında 1938’den 1950’ye on iki yıl boyunca sürecektir.
Özellikle Bursa Cezaevi’nde kaldığında Piraye her fırsatta Bursa’ya gelir. Onun dışarı çıkma günlerinde Servinaz Otel’de ve farklı otellerde kalırlar.

SON SÖZ
Ben önce Nazım Hikmet’i Kurtuluş Savaşı Destanı’nda tanıdım Sonra Nazım Hikmet’in “Cezaevinde Memet Fuat’a mektuplar” kitabı ile tanıştım.
1978 yılında Memet Fuat’ı tanıma onuru yaşadım. O benim üniversitede hocam oldu. Memet Fuat’ın oğlu Kenan (Milli voleybolcu-Yıllarca Milli Takım kaptanlığını yaptı) sınıf arkadaşım oldu. Ardından Kenan’ın yolu babamın da profesyonel olarak kurucuları arasında olduğu Sönmez Filament voleybol takımına düştü.
Kenan ile dostluğumuz hala devam ediyor. Hocamızı (ben hocamı o hem babaıs hocasını) yıllar önce kaybettik.

Geçen yıl Nazım’ın İzleri Bursa’nın Hafızasında sergisi açıldığında yazdığım yazıdan bir paragrafı sizlerle paylaşacağım:
“Üniversite yılları 1970’lerin sonları. Altunizade’deyiz. Aramızdan çok erken ayrılan Türk voleybolunun dev ismi Dünya Baltacıoğlu’nun babası Tuna Baltacıoğlu’nun (Memet Fuat ve birkaç arkadaşı ile birlikte Altınyurt Spor Kulübü’nü 1959’da kuran kişi. Aynı zamanda ilk kitabını ortaklaşa yayınladığı kişi. 1946 Aşk ve Sümüklü Böcek) Altunizade Köşkü’nün önünde fındık ağaçları ile dolu bir iki katlı bahçeli evde, bahçede fındık ağaçları altında bir masada Memet Fuat (Bengü) Hocam ile oturuyoruz. Kendisi benim hocam, oğlu yine Türk voleybol tarihinin unutulmaz pasörlerinden Kenan Bengü sınıf arkadaşım. Gittiğim ev Piraye’nin oğlu Memet Fuat ve kızı Suzan ile birlikte yaşadıkları ev. Piraye Hanım içerdeydi onu görme fırsatım olmadı. Memet Hocam o zaman hem Adam Yayınları’nın editörüydü hem de Voleybol Milli Takımı’nın teknik direktörüydü. Eşi edebiyat öğretmeni İzgen Teyze’nin getirdiği meyve suyunu içerek büyük bir heyecanla neden orada olduğumu anlatmaya başladım. Oturduğumuz masa edebiyat dünyamızın ve spor dünyamızın birçok ünlü isminin akşam sohbetlerinde buluştukları masaydı. Ona yazmak istediğim Sağlık için Spor kitabını anlattım. Beni sonuna kadar büyük bir sabırla dinledi. Sonra yine büyük sabırla bu işin erken olduğunun gerekçelerini anlattı. Sonra evden ayrıldım.” Bu buluşmayı yine okul arkadaşım Can Çavuşoğlu sağlamıştı.
Evet, şimdi Piraye’nin koleksiyonu sanal ortamda.
Ulaşmak isteyen www.pirayekoleksiyonu.com adresinden ulaşabilirler.

  1. Fotoğraf: Nazım Hikmet ve Piraye
  2. Fotoğraf: 1920, Bursa. Piraye Bursa’da komşuları olan Ermeni ailesinin kızlarıyla. İki fotoğrafta da sol baştaki Lüsi, en yakın arkadaşıydı.
  3. Fotoğraf: 1932, İstanbul, Erenköy. Mithat Paşa Köşkü’nün bahçesinde bir yaz günü hatırası. Soldan sağa: Nâzım’ın kardeşi Metin [Yasavul], arkasında ona sarılmış Nail V. [Çakırhan], Suzan, yanında kardeşi Mehmet [Memet Fuat], arkalarında ayakta duran anneleri Piraye, onun yanında çömelmiş Nâzım, önünde aile dostları Adnan Cin.
  4. Fotoğraf: 1927, İstanbul. Mehmet Ali Paşa kucağında iki torunu Mehmet ve Suzan’la köşkün bahçesinde. Sağında karısı İye [Refika Bengü], solunda gelini Piraye.
  5. Fotoğraf: Nazım Hikmet ve Piraye.