Kısa bir süre önce medya manşetlerinde gıda zehirlenmesinden hayatını kaybeden çocuklar ve aileleri gündem oluşturdu. Almanya’dan İstanbul’a tatile gelen dört kişilik bir aile, Ortaköy’de midye, tavuk ve tantuni yedikten sonra zehirlenme şüphesiyle hastaneye kaldırıldı. Önceki gün iki çocuk yaşamını yitirmişti, dün de annenin hayatını kaybettiği bildirildi. Baba ise entübe edildi.
Polis ve basına yansıyan bilgilere göre aile, 11 Kasım’da Beşiktaş Ortaköy’de midye, tavuk tantuni ve sucuk yedi. Aynı gün akşam saatlerinde tüm aile bireylerinde mide bulantısı ve kusma şikâyetleri başladı.
Bu olay başlı başına utanç verici bir olay. İnsan hayatı kuşkusuz bu kadar ucuz olmamalı. Konu bir süredir medyada tartışılıyor.
Bugün Bursa Veteriner Hekimleri Odası, Gıda Komisyonu bir açıklama yaptı. Komisyon Veteriner Hekim Dr. Nejlet Filiz, Veteriner Hekim Dr. Fulya Taşangil, Veteriner Hekim Dr. Özlem Hasanoğlu, Veteriner Hekim M. Olcay İpekboyar’dan oluşuyor.
KOMİSYONUN AÇIKLAMASI
Komisyon üyeleri şöyle bir açıklama yaptı:
“İstanbul’da bir fast-food işletmesinde tüketilen yemek nedeniyle aynı aileden birden fazla kişinin hayatını kaybetmesi, ülkemizde gıda güvenliğinin kırılganlığını acı bir şekilde ortaya koymuştur. BVHO olarak yıllardır yaptığımız açıklamalarda, denetim eksiklikleri ve izlenebilirlik sorunlarının toplum sağlığını tehdit ettiğini defalarca vurguladık.
Türkiye’de ağırlaşan ekonomik koşullar, halkı ucuz ve güvencesiz ürünlere yöneltmiş, bu durum gıda güvenliği risklerini daha da büyütmüştür. 5996 sayılı Kanun devletin
sorumluluğunu açıkça tanımlasa da, sahadaki uygulamalar bu sorumluluğun gereğini karşılamaktan uzaktır.
‘OECD ve WHO raporlarına göre birçok gelişmiş ülkede gıda kaynaklı hastalık insidansı 20 vaka / 100.000 nüfus civarındadır. Türkiye’de ise 2016–2020 döneminde medyaya yansıyan 504 olayda yaklaşık 27.000 kişi etkilenmiştir; kayda girmeyen vakalar düşünüldüğünde gerçek tablo çok daha ağırdır.
Türkiye’nin 2024’te gerçekleştirdiği 1,3 milyon denetim, sayısal olarak yüksek görünse de OECD ülkelerinde standart olan risk sınıflandırması, şeffaf raporlama ve bağımsız doğrulama mekanizmaları ülkemizde bulunmamaktadır.
Bu farklılık yalnızca teknik değil, hayatlara mal olan bir yönetim sorunudur.’
Bursa Veteriner Hekimler Odası olarak daha önce de uyardığımız gibi;
‘Hızlı tüketim zincirlerinde yetersiz ve şeffaf olmayan denetimler, Caydırıcılığı düşük yaptırımlar, Personel ve izlenebilirlik eksikliği, Ekonomik krizle artan kayıt dışı ve düşük kaliteli ürün riski bugün yaşanan acı tabloyu hazırlamıştır.’
Tarım ve Orman Bakanlığı’na Açık Çağrımızdır:
‘Denetim kadroları güçlendirilmeli, veteriner hekim istihdamı denetim sayı ve niteliğini sağlayacak yeterlilikte olmalıdır. 5996 sayılı Kanun eksiksiz işletilmelidir. Kayıt dışına sıfır tolerans olmalıdır. Denetim sonuçlarını OECD standartlarında şeffaf paylaşılmalıdır. Yüksek riskli işletmelerde sıklaştırılmış denetim uygulanmalıdır.’
Son Söz olarak;
Bu ülkede insanlar, hem ekonomik zorunluluklarla ucuz gıdaya mahkûm edildikleri hem de devlet bu gıdaları yeterince denetlemediği için ölmektedir. Gıda güvenliği siyasi tercih değil, anayasal bir kamu görevidir. Bu sorumluluk yerine getirilmediği sürece risk devam edecektir.
Bursa Veteriner Hekimler Odası ve Gıda Komisyonu olarak, özellikle gıda konusunda halk sağlığını ilgilendiren her ihlalin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz.”
TÜRKİYE’DE GIDA GÜVENLİĞİ KONUSUNA TARİHSEL BAKIŞ
Türkiye’de gıda güvenliğine ilişkin ilk yasa 1930 yılında çıkarılan 1580 sayılı “Belediye Yasası”dır. Bu yasanın 15. maddesi gıda üretim, depolama ve satış yerlerinin denetimini belediye sınırları içinde, belediye görevleri arasında sayar. Bu alanda ilk kapsamlı yasa ise Belediye Yasasından kısa bir süre sonra, gene 1930 yılında çıkarılmış olan 1593 sayılı “Umumi Hıfzıssıhha Yasası”dır. Bu yasa gereği, önce 1942 yılında “Gıda Nizamnamesi” daha sonra da 1952 yılında “Gıda Maddeleri Tüzüğü” (GMT) yürürlüğe konulur.
Gıda maddeleri ile umumi sağlığı ilgilendiren eşya ve levazımın hususi vasıflarını gösteren GMT kapsamında yer alan tüm maddelerin taşıyacağı niteliklere ve bunların hangi koşullarda bozulmuş, taklit veya tağşiş edilmiş sayılacağına dair hükümleri içerir.
Cumhuriyet döneminde gıda hizmetlerine yönelik en temel ve yapısal değişiklikler getiren düzenleme 560 sayılı “Gıdaların Üretimi Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararname” (KHK), 28.6.1995 tarihinde yürürlüğe girer.
560 sayılı KHK’nin yürürlüğe girmesi, gıda konusundaki çok başlılığı tam olarak giderememiş ve gıda konusundaki çok başlılığı daha az sayıya düşürebilmiştir. Bu nedenle 27.05.2004 tarihinde 5179 sayılı “Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun” kabul edilir ve “gıda güvenliğinin temini” bu Kanun’un doğrudan amacı olur. Ayrıca, gıda güvenliğini temin için bu Kanun çerçevesinde bir dizi yönetmelik ve tebliğler yayınlanır.
AB’nin 2006 yılı ilerleme raporunda da belirtildiği gibi, 5179 Sayılı Kanun ile de AB Gıda Mevzuatına uyum sağlanamaz. Bakanlığın bu yönde yeniden yapılandırılması gerektiği” yönüyle eleştirilen 5179 Sayılı Kanunun yerine geçmek üzere, Bakanlık yetkilileri ile AB Komisyon yetkilileri arasında yapılan görüşmeler neticesinde Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nca 13.06.2010 tarih ve 27610 sayılı Resmi Gazete’de “5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Kanunu” yayımlanır.
13.12.2010 tarihi itibariyle yürürlüğe giren 5996 Sayılı Kanun, tarladan/çiftlikten sofraya/çatala gıda güvenliği sistemini baştan sona değiştirir. 5996 Sayılı Kanun, gıda ve yeme ilişkin ürünlerin üretim aşamasından tüketiciye sunulmasına kadar geçen tüm süreci, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın kontrolüne verir.
SON SÖZ
Gıda Güvenliği konusu bütünsel bir konu. Bu noktada veterinerlik hizmetleri de önemli bir yer tutuyor. Bu açıdan Bursa Veteriner Hekimler Odası’nın açıklamaları da değerlidir.
Gıda konusu ve gıda güvenliği konusu bu ülkede yaşayan herkesin konusudur. Dolayısıyla bir tarafı yoktur. Çok tarafı vardır. Bu çok taraflılık içinde herkese düşen görevler vardır. Önemli olan tüm tarafların (üreticiden, tüketiciye; kamudan denetime kadar her taraf) üstüne düşeni yapmalıdır.
Çiftçiden, hayvancılık yapana; yem üreticisinden, gübre üreticisine; gıda sanayicisinden, tedarik zincirine; yerel yönetimlerden, bakanlığa; büyük marketlerden, bakkala ve finalinde tüketiciye kadar uzanan geniş yelpazede herkes üzerine düşeni yaptığında bu sorun ortadan kalkar. Burada suçlu bulmayı bir kenara bırakıp, işlemesi gereken mekanizmaları, farkındalık yaratılması gereken konuları devreye sokmalıyız.


