Mitolojik kaynaklar suyu yaşamın kaynağı, arınma, bereket ve bazen yıkıcı felaketlerin simgesi olarak kabul eder. Ve evrenin yaratılışında yer alan temel bir unsur olarak görür. Türk mitolojisinde kutsal sayılan “Yer-Su” ruhları (iye) bereket getirirken, Dirilik Suyu (Ab-ı Hayat) ölümsüzlüğü temsil eder. Birçok kültürde su, tanrısal varlıklar, deniz kızları ve su canavarlarıyla kişileştirilerek hem korkulan hem de saygı duyulan mistik bir güç olarak karşımıza çıkar.
Altay mitolojisinde dünyanın başlangıcı su ile bağlantılıdır. Türk mitolojisinde suyun kutsallığını ve yaratıcı gücünü temsil eden en önemli figür, yaratılış destanlarında geçen “Ak Ana”dır.
Bilindiği gibi yaşadığımız evren Hubble sabitine göre 13.8 milyar yıl önce büyük patlama adını verdiğimiz Big Bang ile oluşur. Güneşimiz 4.6 milyar yıldır dönerken, dünyamız da 4.5 milyar yıldır onun çevresinde döner. O oluşum yıllarında oluşmakta olan dünyaya çarpan Theia isimli gezegen sonrası tek uydumuz olan ayımız oluşur. Bu gel-git olayının oluşması Ay’ın çekim kuvvetine bağlıdır. Bu çekim kuvveti, Ay Dünya çevresinde dolaşırken yeryüzünün değişik bölgelerini etkiler ve Ay’ın Dünya’ya belli bir andaki uzaklığına göre değişir. Bu kuvvet cisimlerin birbirlerini çekmesinde ve bulundukları yerde tutulmasında etkilidir. Eğer Ay ve çekim kuvveti ortadan kalksa, Dünya daha hızlı döner ve Ekvator’dan başlayarak atmosferini kaybeder.
Dünyadaki su ise, yaklaşık 4,5 milyar yıl önce gezegenin oluşumu sırasında magmanın içindeki hidrojen ve oksijenin tepkimeye girmesiyle (volkanik gaz çıkışı) ve dış uzaydan (kuyruklu yıldızlar/meteorlar) gelen buz kütlelerinin çarpmasıyla oluşur. Dünya soğudukça buhar yoğunlaşarak yağmurlara ve ardından okyanuslara dönüşür.
Dünyadaki ilk canlı organizma, yaklaşık 3,5-4 milyar yıl önce okyanuslardaki hidrotermal bacaların (alkalin menfezler) çevresinde, organik moleküllerin karmaşık kimyasal reaksiyonlar sonucu bir araya gelmesiyle (abiyogenez) oluşur. İlkel “kopyalayıcılar” ve basit hücrelerin doğal seçilimle evrimleşmesi sonucu yaşam başlar. Bunlar basit, çekirdeksiz bakteriler ve arkelerdir.
Su, insan vücudunun %60-70‘ini oluşturur. Metabolizmayı, vücut ısısını, eklem kayganlığını ve besin taşıma sistemlerini düzenleyen hayati bir kaynaktır. Besinlerin sindirimi, toksinlerin atılması ve hücre fonksiyonları için vazgeçilmez olan su, biyolojik çeşitliliğin ve doğal dengenin korunmasında başroldedir.
Suyun yaşamdaki temel önemi şu başlıklarla özetlenebilir:
“Biyolojik İşlevleri olarak besin ve oksijeni hücrelere taşır, metabolizmanın düzenli çalışmasını sağlar ve kanın %92’sini oluşturur.
Vücut Dengesi için vücut sıcaklığını düzenler, eklemleri korur ve toksinlerin böbrekler yoluyla atılmasını sağlayarak temizlenmeyi sağlar.
Sindirim ve Sağlık açısından sindirime yardımcı olur, kabızlığı önler ve böbrek taşı oluşumu riskini azaltır.
Zihinsel Performans bakımından beyin fonksiyonları ve bilişsel süreçler için gerekli hidrasyonu sağlayarak odaklanmayı destekler.
Ekolojik Rol olarak da bitkilerin büyümesi, toprağın verimliliği ve tüm canlıların yaşamını sürdürmesi için temel kaynaktır.”
DÜNYA SU GÜNÜ
22 Mart Dünya Su Günü, tatlı su kaynaklarının önemine dikkat çekmek ve sürdürülebilir yönetimi savunmak amacıyla BM Çevre ve Kalkınma Konferansı‘nda alınan kararla 1993 yılından itibaren her yıl kutlanır. Her yıl farklı bir tema ile su krizine odaklanılan bugünde, su tasarrufu, temiz su kaynaklarının korunması ve iklim değişikliği ile mücadele hedeflenir.
Bu yılki Dünya Su Günü‘nün teması “Su ve Cinsiyet” (Water and Gender) sloganı ise son derece çarpıcı:
“Where Water Flows, Equality Grows — Suyun Aktığı Yerde, Eşitlik Büyür.”
BM-Su bünyesinde UN Women ve UNICEF tarafından koordine edilen kampanyanın amacı, su ve hijyen krizinin herkesi eşit etkilemediğini, aksine bu krizin yükünün büyük ölçüde kadınların ve kız çocuklarının sırtına yüklendiğini görünür kılmak.
BM SU KRİZİ/KADIN KRİZİ KONUSUNDA NE DİYOR?
BM bu konuda şu mesajı veriyor:
“Küresel su krizi herkesi etkiliyor, ancak eşit şekilde değil. İnsanların evlerine yakın güvenli içme suyuna ve sanitasyon olanaklarına erişiminin olmadığı yerlerde eşitsizlikler artar ve bunun en büyük yükünü kadınlar ve kız çocukları çeker. Su topluyorlar. Suyu yönetiyorlar. Güvenli olmayan su nedeniyle hastalanan insanlara bakıyorlar. Zaman, sağlık, güvenlik ve fırsat kaybediyorlar.
Ve ne yazık ki, suyu yöneten sistemler çoğu zaman kadınları ve kız çocuklarını karar alma süreçlerinin, liderliğin, fonlamanın ve temsilin dışında bırakıyor. Bu durum, su krizini bir kadın krizi haline getiriyor.
Bu zorlukların üstesinden gelmek için, kadınların seslerinin duyulduğu ve onların iradelerinin tanındığı, dönüştürücü ve hak temelli bir yaklaşıma ihtiyacımız var.
Su yönetimiyle ilgili her düzeyde kadınların eşit şekilde temsil edilmesi, her boru hattının ve politikanın tasarımında yer almalarını sağlamalıdır.
Ve kadınlar mühendis, çiftçi, bilim insanı, temizlik işçisi ve toplum lideri olarak su alanında değişime öncülük etmelidir.
İklim değişikliğinden suyla ilgili afetlere, finansman açıklarından sosyal normlara ve yönetimsel boşluklara kadar artan risklerle karşı karşıya kalırken, herkesin üzerine düşen görevi tam olarak yerine getirmesi gerekiyor: suyu ortak bir kaynak olarak yönetmek ve gelecek için direnç oluşturmak.
Bu, güvenli suya, sanitasyona ve hijyene erişimi herkes için teşvik etmede ve kadınları ve kız çocuklarını geride bırakan normlara ve davranışlara meydan okumada erkekleri ve oğlan çocuklarını müttefik olarak dahil etmeyi içerir.
Ancak o zaman güvenli su hizmetleri herkesin ihtiyaçlarını karşılayabilir; kadınların ve kız çocuklarının daha sağlıklı ve dolu dolu bir yaşam sürmelerini sağlayabilir ve suyu sürdürülebilir kalkınma ve cinsiyet eşitliği için hepimize fayda sağlayan bir güç haline getirebilir.”
RAKAMLARLA SU KRİZİ
Rakamlar bize her şeyi anlatıyor:
“Dünyada 2,1 milyar insan hâlâ güvenli içme suyuna erişemiyor.
Ev içinde su erişimi olmayan 1,8 milyar kişi var; bu hanelerde su toplama görevi 3’te 2 oranında kadınlara düşüyor.
Güvenli içme suyuna erişimi olmayan 1 milyardan fazla kadın bu yükü taşıyor.
Kadınlar ve kız çocukları, su toplamak için günde toplam 250 milyon saat harcıyor; bu süre erkeklerinkinin üç katından fazla.
Su için yürüdükleri bu saatler; okul kaybına, işsizliğe, sağlık sorunlarına ve güvensizliğe dönüşüyor.
Kadınlar suyun birincil taşıyıcısı olmalarına karşın, su sektöründe ücretli istihdamın yalnızca yüzde 17-21’ini oluşturuyor. Su hizmeti veren şirketlerin yönetiminde bu oran yalnızca yüzde 23. Yani suyu kim taşıyacağına dair karar verilen masada, suyu en çok taşıyanlar neredeyse yok.”
SON SÖZ
Geçtiğimiz sene Bursa özelinde yaşadığımız su krizi ortada. Kentimizde bu konuları görev edinen bir değerli sivil toplum kuruluşumuz var. 11 Eylül 2024 tarihinde Bursa’da İsmail Gerim’in liderliğinde kurulan “Ulusal Su Hasadı Derneği”. Bu derneğin yönetimi şu isimlerden oluşur:
“Başkan: İsmail Gerim, Başkan Yardımcısı: Bülent Altıntaş, Genel Sekreter: Arzu Erdi, Sayman: Cüneyt Taşkesen, Üyeler: Adem Vural, Haluk Kurt, Fahri Dönmez.”
Tüzüklerinde derneğin amacı şöyle özetlenir:
“Derneğimiz, dünyada ve ülkemizde son yıllarda gündeme gelen iklim değişikliğine bağlı olarak su kaynaklarının kullanımı, korunması ile yağmursuyu hasadı başta olmak üzere suyun toplanması, yeni teknolojilerle suyun elde edilmesi v.b. konularda çalışmak üzere Bursa’da kurulmuştur.
Derneğimizin temel amacı yukarıda zikredilen konularda merkezi ve yerel idarelerin yapmış olduğu düzenlemeler, ulusal ve uluslararası düzeydeki iyi uygulamalar, araştırma ve projeleri dikkate alarak toplumda farkındalık oluşturmak ve kapasite geliştirilmesine destek olmaktır.”
Evet, önce kırılması gereken bir paradigmamız var. Bu ülke, yani Türkiye su zengini bir ülke değil, su fakiri bir ülke. Çeşitli uygulamalarla da su fakirliğimiz derinleşiyor.
Su tasarrufu için muslukları fırçalama/sabunlama sırasında kapatmak, duş süresini kısaltmak, makineleri tam doldurarak çalıştırmak, sızdıran muslukları onarmak ve sebzeleri akan su yerine kapta yıkamak gibi günlük basit alışkanlıklar değiştirilmelidir. Tasarruflu duş başlıkları kullanmak ve bahçe sulamasını sabah/akşam yapmak büyük fark yaratır.
Unutmayın su yaşamdır. Ve en büyük su kaybı tarımsal sulamada yaşanmaktadır.


