Antik Yunan ve Roma mitolojisinde yoksul ve çaresizlerin yardımına koşan ve olağanüstü güce sahip olan yarı tanrı doktor Asklepios, sağlık tanrısı Apollo‘nun oğludur. Bugün tıbbın sembolü olarak kullanılan uzun bir sopaya sarılı yılan figürü Asklepios‘a aittir. Hıristiyan inancında Hz. İsa‘nın şifa gücü var olduğu anlatılır. Musevi inancında gerçek şifacı olan Allah, “insan doktorlara” Allah‘ın yardımcıları, yeryüzündeki temsilcileri olarak insanları iyileştirecek ilahi yetki verir. İslam inancında ise Lokman Hekim kendisine hikmet verilen kişidir. Hikmet, yani doğru bilgi, inanç ve düşünce gibi zihni birikiminin en mükemmel şekilde hayata geçirilmesidir.
Bu saygın meslek hekimliğin temeli Primum non nocere, “Önce, zarar verme!” anlamına gelen Latince deyişe dayanır. Aynı zamanda primum nihil nocere olarak da kaydedilmiştir.
Almanca “Zuerst einmal nicht schaden”, Fransızca “D’abord, ne pas nuire” ve İngilizce “First, do not harm” şeklinde çevrilir. Bu sözün corpus hippocraticum yani Hipokrat’ın toplu yapıtlarına atfedildiği söylenir. Bu mesleğin hem eğitimi, hem icrası zorlu süreçlerle doludur. Tüm dünyada da böyledir. Ülkemizde de saygı duyulan mesleklerin başında gelir. Aynı zamanda enflasyonu olmayan, yani sayıları, ihtiyaç duyulanın altında olan bir meslektir.

TÜRKLERDE TIP
İslam öncesi tıp konusuna göz attığımızda karşımıza iki bakış çıkar. Kam (şaman) ve baksı ile gündeme gelen majik-sihir/büyü- tıbbî anlayışı ve de Otacı, emçi ve atasagun ile gündeme gelen maddî tıbbî anlayış.
Bu bakışların ve anlayışların detaylarını maalesef çok yeni öğreniriz. XX. yy. başında Alman arkeolog ve Orta Asya kâşifi Albert von Le Coq (1860 -1930) başkanlığındaki heyet tarafından İdikut(Turfan)’da bulunmuş yazmalar, eserlerde ilk kez karşımıza çıkar.
20. yüzyılın başlarında Grünwedel ve Albert von Le Coq tarafından Turfan‘da yapılan kazılarda; Maniheist sanata (Mani dini veya Maniheizm, 3. yüzyılda Pers İmparatorluğu içinde, ‘Peygamberlerin Mührü’ yani ‘son peygamber’ olduğuna inanılmış Mani tarafından kurulmuş ve kısa sürede hızla geniş bir coğrafyaya yayılmış büyük bir dindi) ait freskler, ipek üzerine boyanmış resimler gibi birçok örnek ortaya çıkarılır. Bu resimlerin hemen hemen tamamında kişiler; beyaz veya kırmızı urbaları ve maniheist külahları ile tanınırlar. Türk kavimlerince yaygın bir şekilde kullanılan keçe şapka ve külahlara Uygurlar döneminde tepecikler ilave edildiği bu fresklerden anlaşılır.
A. von Le Goq tarafından Almanya’ya götürülen Uygur duvar resimleri, şimdi Berlin Arkeoloji Müzesinde sergilenir. Prof. Dr. Osman Fikri Sertkaya, “Uygur Tıp Metinlerine Toplu Bakış” isimli makalesinde Uygurlara ait en eski tıp metinlerinin Turfan kazıları esnasında elde edildiğini yazar. Berlin Turfan yazmaları koleksiyonundaki bu tıp metinleri, ilk olarak Gabdur Raşid Rachmati (Ord. Prof. Dr. Reşid Rahmeti Arat ) tarafından müstakil olarak işlenir ve yayımlanır.

İLK TÜRKÇE TIP KİTABI
İlk Türkçe Tıp kitabı Uygur (MS 8-9 yy)metinlerinde karşımıza çıkar. Uygurlara ait en eski tıp metinleri Turfan seferleri esnasında elde edilir. Berlin Turfan yazmaları kolleksiyonundaki bu tıp metinleri, ilk olarak Gabdur Raşid Rachmati(Ord. Prof. Dr. Reşid Rahmeti Arat ) tarafından müstakil olarak işlenir ve yayımlanır. 1930 yılında, Berlin’de Zur Heilkunde der Uiguren(Uygurların sağlığa kavuşturma bilgileri üzerine) başlıklı ilk tıp metni çevirisi, açıklamaları ve sözlük ile birlikte yayınlar.
Sahifeleri üstten ipek bir bağ ile birbirine bağlanan bu kitap on çift yapraktan oluşur. Sarı renkli yaprakların iki yüzü de yazılıdır. 11. yaprağın ikinci kısmı yoktur. Ayrıca metin sondan dört sahife eksik¬tir. İlk ve son sahifeler de epeyi hasara uğramış durumdadır.
O metinlerden birkaç cümle şöyledir:
“köz emi başlatı (.) köz yaruksuz bolup köz-te telim sovuk yaş aksar ut öt-in köz-ke sürtser köz yaruk bolur (.)
(Burada) göz hastalıklarına ait ilaçlar verilmeye başlanıyor: Eğer göz puslansa, gözden çok fazla soğuk yaşlar aksa, sığır ödü üzerine sürülürse, göz tekrar berraklaşır.
“yana em (.) köz-te isig yaş aksar yig şeker sarığ munga çurnı kılıp ingek yagı birle katıp burunka kodsar edgü bolur(.)
Bir başka ilaç: Eğer gözden sıcak yaşlar aksa, kamış şekeri ve sarı munga toz haline getirilir ve inek yağı ile karıştırılıp buruna sokulursa iyi olur.”
Turfan veya Turpan, şu anda Çin sınırları içinde Doğu Türkistan’da bir vahaya verilen addır. 1200 yılına kadar Uygurların etkin olduğu, sonrasında Moğolların eline geçen Uygurların 1550’ye kadar devlet olarak devam ettikleri bir alanın parçasıdır. Turfan veya Turpan, şu anda Çin sınırları içinde Doğu Türkistan’da bir vahaya verilen addır. 1200 yılına kadar Uygurların etkin olduğu, sonrasında Moğolların eline geçen Uygurların 1550’ye kadar devlet olarak devam ettikleri bir alanın parçasıdır.

İSLAMDA İLK HASTANE
İslâmi dönemde Orta Asya’da kurulan ilk hastane Dârü’l-Merzâ (Semerkand)’nin kurucusu Karahanlı Böri Tigin Tamgaç Buğra Karahan (1052-1068) olur. Süreçte İslamiyet sonrası dönemde karşımıza Dârüşşifâ, Dârüssıhha ve Bimâristân’lar çıkar. Büyük Selçuklu döneminde askerî hekimlik önemlidir. Sultan Melikşah zamanında 40 deve ile taşınan, geçici seyyar hastane mevcuttur.
XIII. yy’ın ilk çeyreğinde Hekim Berke / Bereke / Bereket’in eseri olan Tuhfe -i Mübârizî/ Mübariz‘in hediyesi, Anadolu’da Türkçe ilk tıp kitabıdır. Tıp dilinin Türkçeleşmesi XIV. yy’ın ikinci yarısında gerçekleşir. Genelde İslâm dünyasında Arapça, Hıristiyan Avrupa’da Latincenin egemen olduğu Orta çağda bu akım Türk dili ve tıp tarihimiz açısından önem taşır. Avrupa’da tıp eserlerinin millî dillerle yazma konusu XVI. yy’da Fransa’da A. Paré (1509-1590) ve Almanya’da Paracelsus (1493-1541) ile gündeme gelir.
Anadolu’da Beylikler döneminde de toplum sağlığını ilgilendiren müesseselerin kurulması ve bunlara gelir kaynakları tahsisi başlar. Karatay Kervansarayında hastalanan misafirlerin hekim ve tedavi masrafları için vakfından tahsisat ayrılır:
“Bundan başka Vâkıf (Tanrı onun sonunu iyi etsin!) handa hastalanan her fakirin, Allah ona âfiyet verinceye veya ölünceye kadar, ilâç ve şuruplarla tedavi edilmesini ve fakir birisi ölürse tekfin ve techizinin vakıftan yapılmasını şart kıldı.”
Kütahya’da Germiyanoğlu Ya’kûb Bey (ö. 1428) imaretinin vakfiyyesinde yazdığı üzere, hasta olanların muayene ve tedavileri ücretsizdir:
“Ve dahı anda kim haste olası olursa, ana hekim getüreler, ‘ilâc itdüreler ve hekim hakkını vireler ve edviye bahâsın vireler”
OSMANLI’NIN İLK DARÜŞŞİFASI
Osmanlı Beyliği’nde Bursa Yıldırım Bâyezid Dârüşşifâ’sı (1399) Osmanlı Devleti’nin ilk sağlık kuruluşudur. Vakfedilen zengin gelir kaynakları ile halkın tedavisi ücretsiz yapılır.
Tıphane, Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane veya Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane, kökü Osmanlı padişahı II. Mahmut’un 14 Mart 1827’de açtığı Tıphane’ye uzanan Türkiye tarihindeki ilk tıp fakültesidir. Bugünkü İstanbul Tıp Fakültesi’nin Osmanlı’nın son dönemlerindeki adıdır.

NEDEN 14 MART TIP BAYRAMI?
II. Mahmut döneminde, Hekimcibaşı Mustafa Behçet’in önerisiyle 14 Mart 1827’de ilk cerrahhane, Şehzadebaşı’ndaki Tulumbacıbaşı Konağı’nda Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire adıyla kurulur. Bu tarih ülkemizde modern tıp eğitiminin başladığı gün olarak kabul edilir.
Bu nedenle okulun kuruluş günü olan 14 Mart tarihi 1919 yılından beri “Tıp Bayramı” olarak kutlanır. İlk Tıp Bayramı kutlaması, 13 Kasım 1918’de işgal edilen İstanbul’da 14 Mart 1919’da gerçekleşir. O gün, tıbbiye 3. sınıf öğrencisi Hikmet Boran’ın önderliğinde, tıp okulu öğrencileri işgali protesto için toplanır ve onlara devrin ünlü doktorları da destek verir. Böylece Tıp Bayramı, tıp mesleği mensuplarının yurdu savunma hareketi ilk kez olarak başlar.
1929 ve 1937 yılları arasında Tıp Bayramı 12 Mart’ta kutlandı. Bu tarih, Bursa’daki Yıldırım Darüşşifasında ilk Türkçe tıp derslerinin başladığı tarih olarak kabul edilirdi.

TÜRK TABİPLER BİRLİĞİ
1928 yılında “Tıp Meslekleri Uygulamalarına dair yasa” çıkar. 1929 yılında hükümet bir kararname ile Tabip Odaları kurulmasını ister. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, Başbakan İsmet Bey ve Sağlık Bakanı Dr.Refik (Saydam) Bey imzalarıyla yayınlanır. Dokuz bölgede kurulur. Bursa önce İstanbul, sonra Ankara’ya bağlanır.
Aynı yıl 1953’te Türk Tabipleri Birliği Kanunu çıkar. Bu çerçevede 19 Haziran 1953’te tarihi Belediye Binası’nda Bursa-Bilecik Tabip Odası kurulur. İlk başkanı Dr. Zeki Arif Sözen olur. 1986’da diş hekimleri ve Bilecik ayrılır.
SON SÖZ
Tüm mesleklerin kendine özgü zorlukları ve özellikleri vardır. Hekimliğin ise ayrı bir yeri vardır. Sonuçta doğrudan bir insanın hayatta kalmasına veya hayata veda etmesine neden olabilecek bir müdahale söz konusudur.
Evet, dünyada kabul görülen en saygın mesleklerin başında (elbette her meslek saygındır, ama insanın hayatı söz konusu olduğunda bu öncelik listesi değişir) hekimlik gelir. Hekimlik dünyanın en uzun eğitim sürecini gerektiren meslektir. Birkaç uzmanlık alanının dışında mesaisi yoktur. Her saat aranılabilinir.
Kuşkusuz her meslek grubunun içinde olduğu gibi bu meslek grubunda da deforme olmuş insanlar da vardır.
Ama geneli insanlığa hizmet eder. Ve temel felsefeleri Primum non nocere/ Önce, zarar verme! üzerine kuruludur.
Bir doktor babası olarak tüm hekimlerimizin, tüm hekim büyüklerimin, dostlarımın ve kardeşlerimin Tıp Bayramı’nı kutluyorum.