15 Eylül 1914′te Adana‘nın Ceyhan ilçesinde, Çanakkale cephesinde Dardanos’ta topçu teğmeni olan avukat Abdülkadir Kemali Bey ve rüştiye mezunu, iki yıl kadar memleketinde ilkokul öğretmenliği yapmış Adanalı Azime Hanım‘ın bir oğlu olur. Adını Mehmet Raşit (Öğütçü) koyarlar.
Mehmet Raşit’in çocukluk yılları Adana‘da geçer. I. Dünya Savaşı sonrası Adana‘nın Fransız işgaline uğraması üzerine ailesi ile önce Niğde’ye, sonra Konya‘ya taşınır. Konya‘da bulunduğu dönemde Kuvay-ı Milliye hareketine karşı Delibaş isyanına (2 Mayıs 1920’de Delibaş Mehmet’in liderliğinde başlatılan bir hareket) tanıklık eder. Kuvay-ı Milliye güçlerine katılmış olan babası, isyanın bastırılmasından sonra TBMM’ye Kastamonu milletvekili olarak girer. Aile Ankara’ya taşınır ve 1923’te Adana‘ya döner. Ceyhan‘da çiftçilikle uğraşmaya başlayan babası Toksöz gazetesini çıkarır. Takrir-i Sükun Kanunu’nun (4 Mart 1925 Huzurun Sağlanması Yasası) ardından pek çok gazete ile birlikte Toksöz de kapatılır ve babası Abdülkadir Kemali Bey 11 ay tutuklu kalır. Abdülkadir Bey, 1930‘da Adana’da Ahali Cumhuriyet Fırkası’nı (Parti) kurar ve Ahali adlı gazeteyi çıkarır. Abdülkadir Bey, Serbest Cumhuriyet Fırkası (Partisi)‘nın kendini feshetmesinden sonra partisini kapatıp Suriye’ye kaçar. 1931’de bütün aile Beyrut’a yerleşir.

ORHAN KEMAL DOĞUYOR
Mehmet Raşit Suriye‘deki babasının yanına gidince orta öğrenimini kendi isteğiyle bırakır. Beyrut’ta bulaşıkçılık ve matbaa işçiliği yapar. Bir yıl sonra tek başına Türkiye‘ye dönerek babaannesinin yanına yerleşir. Adana’da çırçır fabrikalarında işçilik ve kâtiplik yapar.1937‘de çırçır fabrikasında (Milli Mensucat) bir işçi olan Nuriye ile evlenir.
1938′de askerliğini yapmak üzere Niğde’ye gider ve askerliğini yaparken Maksim Gorki ve Nazım Hikmet kitapları okuduğu için “yabancı rejimler lehinde propaganda ve isyana muharrik” suçundan 5 yıl hapis cezasına mahkûm edilir. Kayseri Hapishanesi’nde 1939’da ilk şiiri olan Duvarlar’ı yazar ve Yedigün dergisinde Reşat Kemal imzası ile yayımlanır.
Daha sonra “Bacaksız Orhan”, “Orhan Raşit”, “Hayrullah Güçlü” gibi çeşitli isimlerle de yazı ve öyküleri yayımlanır. Öykülerinin dergilerde (örneğin “Yürüyüş”, “Yeni Edebiyat”) yayımlanması sürecinde, dönemin editörlerinin tercihiyle “Orhan Kemal” ismi kalıcı hale gelir ve yazar bu isimle ünlenir.

OSMANGAZİ BELEDİYESİ VE ORHAN KEMAL
Osmangazi Belediyesi, 2024’de Erkan Aydın başkan seçildikten sonra 2024 yılının sonunda (Aralık 2024’te) yaptığı duyurular ve düzenlediği “Yılın Aydını Hasan Ali Yücel Öykü Yarışması” ile Hasan Ali Yücel‘i anar. 2024’ün sonu/2025’in başı itibarıyla bu kapsamdaki çalışmaları ön plana çıkarır. Ancak, Osmangazi Belediyesi 2025 yılını doğrudan Yaşar Kemal yılı ilan eder ve yılın aydını olarak Yaşar Kemal‘i seçtiğini Mart 2025′te duyurur.
Osmangazi Belediyesi, 2026 yılını Orhan Kemal’e ithaf ederek edebiyat dolu bir yılın kapılarını aralar.
BURSA’DA ORHAN KEMAL-NAZIM HİKMET BULUŞMASI
Orhan Kemal, (Mehmet Raşit Öğütçü, 1914-1970) 1940 yılı kışında Bursa Cezaevi’nde Nâzım Hikmet’le tanışır. Aşağıdaki metinde kendi sesinden Orhan Kemal’in Nâzım Hikmet ile ilk karşılaşmasının hikayesinin metnini bulacaksınız. TÜSTAV- Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı kayıtlarından bu bilgiyi size aktarıyorum. Balkanton (Müzik Şirketi) tarafından Bulgaristan’da yayınlanan plak bilgisayar ortamına aktarılarak erişime açılır.
Orhan Kemal, Nazım ile tanışmasını şöyle anlatır:
“1940 senesi kışı idi. Dikkat edin 1940 dedim. O zaman harp çıktı, devam ediyordu. Fakat henüz yalnız batıda. Ben hapishane kaleminde evraklar ile uğraşıyordum. Amirim olan hapishane kâtibi postadan yeni gelmiş resmi evraka bakıyordu. “Ooo” dedi “gözün aydın üstadın geliyormuş.”

“Üstad da kim?” Hiçbir üstadım falan yoktu
“Hadi hadi numara yapma, canım Nâzım Hikmet işte. Senin üstadın sayılmaz mı?”
İnanamadım. Elinde tuttuğu müzekkereyi uzattı; “14 Mayıs 1966 tarihinde bitecek olan ceza süresini doldurmak üzere tutuklu Nâzım Hikmet idarenizde bulunan cezaevine naklen gönderiliyor.”
Bana hapishane bahçesinde dikilmiş zambakların yeşil yaprakları üzerindeki karlar erimiş gibi, umumi afla serbest bırakılmışım cezamın bitmesine kadar olan yıllar birden tükenmiş gibi geldi. Herkes gibi ben de ona gıyaben hayrandım. Herkes gibi kendimi bilmeden onu seviyordum. Muazzam koca şair…
İdareden usulcacık çıktım. Hapishanede şiir yazan kendilerini şair sanan bizler üç kişiydik; Necati, İzzet ve ben. Fakat birincilik bende idi. Ne de olsa yazdıklarım basılıyordu. Koşmamak için kendimi zor tutuyordum. Necati’nin koğuşuna gittim. Necati Nâzım’ı İstanbul Tevkifhanesinden tanıyordu.
Nâzım’ın geleceğini duyar duymaz Necati bir çocuk gibi ellerini çırpmaya sıçrayıp hoplamağa başladı.
“Yaşasın!”
Sonra da “Aman!” dedi, “Sakın ha şiirmiş soruymuş canını sıkmayın. Bundan hiç hoşlanmaz, pılısını pırtısını toplar başka koğuşa gider. İzzete de tembih et.”
İki saat geçmeden bütün hapishane öğrenmişti; Nâzım’ı getiriyorlar.
Aradan birkaç hafta geçti, yine böyle kurşuni sisli bir sabah evrak karıştırıp pencereden karla örtülü yeşil zambak yapraklarına yine bakarken Necati nefes nefese kaleme geldi: “Nâzım Hikmet’i az önce getirdiler!”
İyice hatırlıyorum, kalemimi elimden düşürdüm.
“Müdürün yanına soktular, ona senden bahsettim gel şimdi neredeyse avluya çıkaracaklar.”
Bunları nefesi kesilerek bağırıyordu. Elimi kaparak beni neredeyse çekmeğe başladı. O kadar heyecanlıydım ki başım dönüyordu. Onu; Benerci, Jökond, Bedrettin destanlarını yazan insanı, şimdi görecektim demek!
Kapı açıldı, gülümseyerek çıktı. Göz göze geldik. Mavi gözlerinde, gülümsemesinde tertemiz apaçık çocuksu bir şey vardı. Nereye gitsem, ne yapsam diye düşünürmüş gibi durakladı sonra Necati’yi gördü. Ona doğru gitmek istedi fakat Necati Nâzım’a doğru koşarak beni takdim etti. Nâzım askerce topuklarını birleştirerek ve yüzüne ciddi bir ifade vermeye çalışarak kendini takdim etti:
“Ben Nâzım Hikmet!”
İşte karşılaşmamız böyle oldu, böylece talebesi oldum.
Ben de ona kendimden fazla inanıyordum.”
***.
Evet, Orhan Kemal bu tanışıklığın ardından sürekli şiirlerini Nazım’a okur ve Nazım bunları bir türlü beğenmez. Sonuçta nesirlerini okumaya başlayınca Nazım ona nesire/düzyazıya devam etmesini önerir.
Orhan Kemal bize 13 öykü kitabı, 28 roman, 5 oyun, 1 inceleme ve 1 röportaj bıraktı.

ORHAN KEMAL MÜZESİ’NE ZİYARET
Osmangazi Belediyesi tarafından Orhan Kemal’i gelecek kuşaklara tanıtmak ve yaşatmak için 2026 yılını Orhan Kemal’e ithaf edilmesinin ardından Osmangazi Belediyesi, Cihangir’deki Orhan Kemal Müzesi’ne bir gezi programı düzenledi. Katılımcılara müzenin 2000 yılında kurucusu, yazar ve aynı zamanda Orhan Kemal’in oğlu olan Işık Öğütçü rehberlik etti. Müzeyi gezdirerek burada sergilenen eserler ve babası Orhan Kemal hakkında detaylı bilgiler paylaştı.
Orhan Kemal’in Ara Güler tarafından çekilmiş 70 fotoğrafını, eşi Nuriye Öğütçü‘nün sakladığı aile fotoğraflarını, kitaplarının orijinal ilk baskılarını, özel mektupları, hakkında yazılan tez ve makaleleri, ünlü fötr şapkasını, Orhan Kemal‘in babası Abdülkadir Kemali Bey‘e ait İstiklal Madalyası’nı, Nazım Hikmet‘in Bursa Cezaevi‘nden Orhan Kemal‘e yazdığı mektupları, çalışma odasını birebir yansıtan bir odada yer alan daktilosunu katılımcılar görme fırsatı buldu. Işık Öğütçü, müzede bulunan eserleri tek tek tanıtarak, her birinin hikayesini ayrıntılı şekilde aktardı.
SON SÖZ
Osmangazi Belediyesi’nin bu tür anma etkinliklerini çok değerli buluyorum. Özellikle Bursa basını için düzenlemiş olduğu Orhan Kemal Müzesi gezisine özel bir mazaretim nedeniyle katılamadım. Bu nedenle Orhan Kemal’in oğlu, aynı zamanda doğumdaşım olan (ayı yıl doğmuşuz) Işık Öğütçü’nün beni müze gezdirme hakkımı saklı tutuyorum.
Ayrıca Işık Öğütçü’den Bizans’ın/Constantin’in kedi büyüklüğündeki farelerini özel olarak dinlemek isterim.
Diğer Orhan Kemal etkinliklerinde görüşmek ve buluşmak dileğiyle.
*Bu arada Nazım Hikmet ve Orhan Kemal’in 1943’de Bursa cezaevinde çekilen fotoğrafları Murat Germen ve Cafer Türkmen arşivinden.