Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, 2025 yılı Yılın Aydını olarak Yaşar Kemal’i yılın başında ilan etmişti. Bu kapsamda ilk etkinlik Osmangazi Belediyesi 1326 Panaroma Fetih Müzesi’nde Dr. Figen Gürsoy’un açtığı “İnsan Dünyadır. Minyatürlerle Yaşar Kemal’in Tüm Kitapları Minyatür Sergisi” olmuştu.
Sergi akşamı BUSİAD ev sahipliğinde Selçuk Restaurant’taydık. Misafirlerimiz Ayşe Semiha Baban, Dr. Figen Gürsoy, Prof. Dr. Kenan Mortan ile BUSİAD ve TÜRKONFED eski başkanı Celal Beysel, BUSİAD eski başkanı Ali İhsan Yeşilova, BUSİAD Başkanı Buğra Küçükkayalar, Osmangazi Belediye Başkan Yardımcısı Mutlu Esendemir, Osmangazi Belediyesi Kültür Müdürlüğü Projeler Sorumlusu Meliha Atagenç, Eser Ceyhan, BUSİAD Genel Sekreteri Erol Alakoç ve eşlerimizle birlikte güzel bir sohbetin eşliğinde yemek yemiştik.
Aradan nerede ise bir yıl geçti. Osmangazi Belediyesi Yılın Aydını Yaşar Kemal etkinlikleri kapsamında çeşitli organizasyonlar yaptı. Cumartesi günü de bu etkinlikler dizisinin son etkinliğinde beraberdik.
Kısa bir kahve molası ardından Sevda Kurul’un moderatörlüğünde gerçekleştirilen panelde; Osmangazi Belediye Başkan Yardımcısı Mutlu Esendemir, Yaşar Kemal Vakfı Başkanı Ayşe Semiha Baban Gökçeli, İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever, yazar Feridun Andaç, gazeteci Faruk Şüyun ve Prof. Dr. Kenan Mortan, Yaşar Kemal’i anlattı. Çok keyifli bir söyleşiydi.
Panelde Yaşar Kemal’in eserlerinde öne çıkan Anadolu vurgusu, aydınlanma fikri ve umut dili üzerinde duruldu. Yaşar Kemal Vakfı Başkanı Ayşe Semiha Baban Gökçeli, Yaşar Kemal’in kitaplarından pasajlarla derlediği bir konuşma yaptı. Yazar Feridun Andaç bir çoğunu ilk kez duyduğum Yaşar Kemal ile ilgili anekdotlar paylaştı. Gazeteci Faruk Şüyun onunla yürüyerek yaptığı söyleşisini anlatırken Yaşar Kemal’in kitaplarını yürüyerek yazdığına değindi. İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever, Yaşar Kemal’in ölmez eserlerinden Ağrı Dağı Efsanesi’nin oyunlaştırılma öyküsünde dikkat çeken noktalara değindi. Prof. Dr. Kenan Mortan da bir Yaşar Kemal profili çizdi. Osmangazi Belediye Başkan Yardımcısı Mutlu Esendemir ise etkinliği izleyen kalabalığın umut demek olduğunu belirterek demek ki yalnız değiliz, hala hep birlikteyiz, mesajını verdi. Panelin ardından konuşmacılara teşekkür plaketleri takdim edildi.
Merinos Atatürk Kongre Kültür Merkezi‘nde Osmangazi Salonu’nun fuayesinde “Yılın Aydını 2025 Yaşar Kemal” sergisi, yazarın hayatına ve edebiyat tarihine damga vuran eserlerine ilişkin notları ve anekdotları bir araya getirdi.

AĞRI DAĞI EFSANESİ
Bu güzel gecenin finalinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları tarafından sahnelenen ‘Ağrı Dağı Efsanesini’ izledik. Oyunda İBB Şehir Tiyatrosu orkestrası da yer aldı. Orkestrayı Burçak Çöllü yönetti.
Yiğit Sertdemir’in uyarlayıp yönettiği oyunda müzikleri Bursa’nın yakından tanıdığı bir isim olan Oğuzhan Balcı yaptı. Dramaturg Sinem Özlek, dekor tasarım Barış Dinçel, kostüm ve kukla tasarımı Candan Seda Balaban, ışık tasarımı Osman Aktan, koreografi Senem Oluz ve Özge Midilli, müzik direktörü Burçak Çöllü ve ses tasarım da Gökhan Suna’ya aitti.
Kuşkusuz 165 dakika süren bu iki perdelik oyunda daha emeği geçen çok sayıda isim ve çok değerli oyuncular vardı. Onları burada anamadığım için affola.
Son dönemlerde izlediğim en iyi tiyatro oyunuydu diyebilirim. Her şeyi ile mükemmeldi. Ayrıca bu oyun ilk kez İstanbul dışına çıktı. Bursa’da sergilendi.
Oyun sonrası sahneye çıkan Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, oyuncuları tebrik ederek teşekkür etti. Yıl boyunca film gösterimleri, atölyeler ve farklı etkinliklerle Yaşar Kemal’in yeni kuşaklarla buluşturulduğunu hatırlatan Aydın, yeni yıl için de önemli bir adımı duyurdu:
“Önümüzdeki süreçte açacağımız müze ve kütüphaneye Yaşar Kemal Medeniyetler Müzesi ve Kütüphanesi adını vereceğiz. Bu ismi Osmangazi’de yaşatmayı sürdüreceğiz.”
Program sonunda Başkan Aydın, İBB Şehir Tiyatroları ekibine çiçek takdim etti.

DARÜLBEDAYİ-İ OSMANİ2DEN İSTANBUL ŞEHİR TİYATROSUNA
1914 yılında Belediye Başkanı Cemil (Topuzlu) Paşa, Belediye Meclisi’nden çıkarttığı kararla, bugünkü Şehir Tiyatroları’nın temeli olan, Osmanlı Güzellikler Evi anlamına gelen Darülbedayi-i Osmani’nin kurulmasını sağlar. Eğitim amaçlı bu kurumun yöneticiliğine de, ünlü Fransız tiyatro adamı Andre Antoine atanır. Ancak, Birinci Dünya Savaşı’nın çıkması, Fransa ve Osmanlı Devleti’nin karşı saflarda yer alması nedeniyle kısa bir süre sonra Andre Antoine Fransa’ya döner. Bir süre bocalayan kurum Raşit Rıza’nın (Samako) çabalarıyla yeniden toparlanır. Bu gelişmeler olurken Osmanlı yöneticilerinin ve eğitimcilerin görev aldığı Darülbedayi’ye sınavla öğrenciler alınır.
Bu sınavı kazananlar daha sonraki yıllarda tiyatromuzun ve sanat dünyamızın önemli isimleri olurlar. Muhsin Ertuğrul, Halit Fahri Ozansoy, Behzat Butak, Ali Naci Karacan, Peyami Safa, Emin Beliğ Belli, Celal Sahir, Eliza Binemeciyan, Ahmet Muvahhit, İ. Galip Arcan, Raşit Rıza, Fikret Şadi, Sârâ Mannik, Adriyen Binemeciyan ve Mari Mineyan bu öğrencilerden bazılarıdır.
Şehzadebaşı’nda kiralanan Letafet Apartmanı’nda “Tatbikat Sahnesi” adı altında yapılan çalışmalar daha sonra, tiyatronun simgesine dönüşen ve 1970 yılında teknik nedenlerden ötürü törenle terk edilen Tepebaşı Tiyatrosu’nda devam eder. Tepebaşı Tiyatrosu uzun yıllar yönetim merkezi olarak da hizmet verir.
Ocak 1916’da sahnelenen “Çürük Temel” oyunuyla okul olmaktan çıkıp profesyonel bir tiyatro topluluğu durumuna gelen Darülbedayi, Tepebaşı Tiyatrosu’ndan başka, değişik nedenler ya da kent içinde yaygınlaşmak için yeni sahnelerde perdelerini açar. Şehzadebaşı Ferah Tiyatrosu, Kadıköy Apollon Tiyatrosu, Süreyya Sineması ve Kadıköy Halk Eğitim Merkezi Salonu, Beyoğlu Odeon, Fransız ve Yeni Komedi Tiyatroları, Aksaray Türk Ocağı, Rumeli Hisarı Şehir Tiyatroları’nın oyunlarının sahnelendiği bazı tiyatro yapılarıdır.
Birçok oyun yazarının ilk çalışması, ilk kez Şehir Tiyatroları’nda sahnelenir. Türk tiyatrosuna yeni oyun yazarları kazandırılır.

1931 yılında resmen İstanbul Belediyesi’ne bağlanan kurum, 1934 yılından sonra İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları adını aldı. Yine aynı dönem Şehir Tiyatroları’nın çocuk oyunlarının düzenli ve sürekli sahnelenmeye başladığı yıllar olur. Özellikle Ferihi Egemen’in ve Kemal Küçük’ün 1935 yılında başlattığı Çocuk Tiyatrosu alanındaki uygulamaları ülkemiz çocuk tiyatrosu adına tarihsel özellikler taşır.
Darülbedayi, ardından Şehir Tiyatroları, ülkemizdeki tiyatro dergisi geleneğini başlatır. 1918-1920 yılları arasında Temaşa adlı tiyatro dergisini 25 sayı yayınlayan Şehir Tiyatroları, dünyanın en uzun süreli tiyatro dergilerinden olan ve 1930’dan bugüne Darülbedayi, Türk Tiyatrosu ve Şehir Tiyatrosu adlarını alan dergi yayımını bugün de sürdürür.
Son yıllarda Türk tiyatrosundaki değişim ve seyirci yönelişini göz önüne alan Şehir Tiyatroları, yerli ve yabancı yazarlardan oluşan geniş bir repertuarla İstanbul seyircisine ve turneler yoluyla da diğer kentlerdeki tiyatro severlere perdelerini açmakta. Ayrıca, yabancı yönetmenleri ve tiyatro adamlarını davet ederek, sahneye koydukları oyunları Türk seyircisine ulaştırmaktadır.
Bugün Şehir Tiyatroları, oyun günleri 3500 civarında İstanbul seyircisine perdelerini açıyor. Sahneleri: Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Kadıköy Müze Gazhane Prof.Dr. Sevda Şener Sahnesi, Kadıköy Müze Gazhane Meydan Sahnesi, Fatih Reşat Nuri Sahnesi, Gaziosmanpaşa Sahnesi, Gaziosmanpaşa Ferih Egemen Çocuk Sahnesi, Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi, Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi, Kağıthane Sadabad Sahnesi, Kağıthane Küçük Kemal Çocuk Sahnesi, Beylikdüzü Fatih Sultan Mehmet Kültür Sanat Merkezi Rasim Öztekin Sahnesi, Ümraniye Sahnesi’dir.

BİR ANEKDOT
Yapı Kredi Yayınlarında yayınlanan “Yaşar Kemal kendini Anlatıyor”, Alain Bosquet ile görüşmeler isimli kitapta Yaşar Kemal çocukluğunda 7 – 8 yaşlarında unutamadığı eşyalar sorulduğunda, şunları anlatır:
“Sorduğunuz eşyalara gelince, bizim evde bol bol kilim vardı. Hele bir tanesi çok tuhaftı. Biçimleri, renkleri görülmüş değildi. Ben o kilime vurulmuş gibiydim. Kilim duvara asılıydı. Ben o duvarın dibine oturuyor, gözümü de kilime dikiyor, durmadan, usanmadan bıkmadan kilimi seyreyliyordum. Her gün yeni bir biçimin, yeni bir rengin tadıyla kendimden geçiyordum. Sonra kilim dokuyanlara merak sardım.
Çoğunlukla kilimleri genç kızlar dokuyordu. Ben de sabahlardan akşamlara kadar tezgahların önünde evdeki kilimi seyreder gibi kilim dokuyanları seyrediyordum.
Ben yedisindeydim, kilim dokuyan komşu kızı da on dokuz yaşındaydı. Kilime mi, kıza mı aşığım birbirine karıştırdım. Artık hiç kimse beni kilim tezgahının yanından bir saniye için olsa da ayıramıyordu. Kız da içten bir sevgiyle, sevecenlikle hep gülümsüyordu bana yanakları çukurlaşarak. O bana gülümsedikçe bedenimden ürpertiler, çımgışmalar geçiyordu.
Bir de evimizde su içtiğimiz çam bardaklar vardı. Bunlar iri çam gövdelerinden oyularak yapılmıştı. Üstlerinde çok güzel nakışlar vardı. Aylarca belki de yıllarca bu bardaklardan içtiğimiz sular çam kokardı. Aklımda kalan eşyalar bunlar.
Bir de çok nakışlı bir yük arabamız vardı. BURSALI FERHAT USTA markalı. Yeni almıştı amcam. Tekerlekleri çok güzel ötüyordu. Renkleri yeşil üstüne türlü renklerdeki nakışları…
Ferhat Usta bütün bir dünyayı işlemişti arabanın üstüne. Kilim aşkıma, kilim dokuyan kız aşkıma üstün geldi, araba aşkım. Boyalarının kokusu daha burnumda.
Bir de çok güzel bir çakım vardı. Onunla hayıt dallarından arabalar, develer, türlü oyuncaklar yapardım. Çok şey yitirdim ömrümde, ama bu çakıyı ortaokul son sınıfa kadar yanımda taşıdım.”
Bursalı Ferhat Usta kimdir derseniz SKT’nin kurucusu Talat Diniz’in babası derim.

Evet, Bursa’ya da bir pay çıkarmam gerekiyordu. Onu da yaptım. Ben Yaşar Kemal ile kitaplarının dışında bir kez karşı karşıya geldim. Uzun yıllar önce İstiklal Caddesi’nde Yapı Kredi Sanatta alt katta bir esim sergisi geziyordum. Orada Yaşar Kemal ile karşılaştım. En azından bir merhabalaştık.
Kütüphanemde özel bir yeri olan eserlerden biri de Yaşar Kemal’in Deniz Küstü’süne Abidin Dino’nun çizgileriyle eşlik ettiği eseridir. Bilindiği gibi Deniz Küstü, Yaşar Kemal’in İstanbul‘u anlatan romanıdır. Bu romanda yazar insanları, ağaçları, suları, balıkları, otomobilleri, minareleri, kuşları, camileri ile bütün bir şehrin dokusunu ve bu dokunun çürüyüşünü anlatır.
Bu Yaşar Kemal’in Deniz Küstü’süne Abidin Dino’nun çizgileriyle eşlik ettiği eser doğarken bir Milliyet Yazı Dizisi olarak doğar. Ama Yaşar Kemal bir koşul koyar. Çizimleri Abidin Dino yapacak, der. Kabul edilir. Eser Fransa’ya Abidin Dino’ya gönderilir. O bunun üzerine Yaşar Kemal’e sitem ederek bir mektup yazar. “Burada anlattığı böcekleri, çiçekleri ben tanımıyorum” der. Ve Yaşar Kemal bunu üzerine eserde geçen her böcek ve çiçeği anlatır ve kara kalemle görselini çizer. Bunun üzerine bu eser doğar.

SON SÖZ
Burada Osmangazi Belediyesi ve onun başkanı Erkan Aydın’a teşekkür ediyorum. Okuma oranlarının azaldığı, gençlerin tercihi olmadığı, yeni kuşağın tam anlamı ile dijitalleştiği bir iklim içinde genç kuşaklara görsel sanatların her alanını kullanarak ülkemiz aydınlanmasına katkı koyan herkesi anlatmaya ve tanıtmak çalışmak çok değerlidir.