İstanbul’da Four Seasons Otel’de düzenlenen ve seçimli gerçekleştirilen TÜSİAD 55. Olağan Genel Kurul Toplantısı yapıldı. TÜSİAD’ın yeni başkanı TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Yardımcısı Ozan Diren oldu. Diren, Diren Holding Yönetim Kurulu üyesi ve DİMES’in CEO’luğu görevini yapıyor.
Genel kurulda divan başkanlığını Anadolu Endüstri Holding YKB Tuncay Özilhan yaptı. Ozan Diren’in yeni yönetiminde şu isimler var:
“Meltem Akol, Elif Çoban, Fatih Kemal Ebiçlioğlu, Azmi Gümüşoğlu, Aslıhan Güreşciler, Perihan İnci, Şerafettin Karakış, Ömer Mert, İbrahim İzzet Özilhan, Ahu Serter ve Feyyaz Ünal.”
Ayrıca mevcut Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Ömer Aras yeniden seçildi.
Genel kurula katılanlar arasında TÜSİAD eski başkanı ve SÜTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz da vardı. Ayrıca MARSİFED Başkanı Osman Akın da davetliler arasındaydı.

ORHAN TURAN NE DEDİ?
Görevini devreden TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan’ın veda konuşması salonda duygusal anlar yaşattı. Konuşmasını, aynı zamanda bugün doğum günü olan şair Nazım Hikmet’in “Davet” adlı şiirinden alıntıyla tamamlayan Turan, “Bugün bir görevi bırakıyorum, bir sorumluluğu değil” diyerek mesaj verdi. Turan, konuşmasında Atatürk’ün mirasına da vurgu yaparak, “Hiçbir kazanım kalıcı değildir; ancak emek, akıl ve sorumlulukla taşınır” dedi.
Orhan Turan, “TÜSİAD’ın gücü kişilerden değil, taşıdığı fikirlerden gelir. Kurumlar kişilerle başlar ama fikirlerle yaşar ve o fikirler doğru ellerde yaşamaya devam eder. Bu vesileyle görevi devralacak yeni yönetim kuruluna başarılar diliyorum. Bu bayrağı daha da ileri taşıyacaklarına yürekten inanıyorum.” diye konuştu.

ÖMER ARAS’IN ETKİLİ KONUŞMASI
Genel Kuruda Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Ömer Aras da güzel bir konuşma yaptı. Konuşmasında özetle şunları söyledi:
“Değişimin hızla devam ediyor. Teknoloji yarışı, hibrit güvenlik tehditleri, ekonomik yaptırımlar sonucu yavaşlayan global büyüme, iklim değişikliğinin etkileri ve son dönemde ABD’nin öngörülemez dış politikası büyük bir belirsizlik ortamı yaratıyor.
Ekonomik güç gelişmiş batıdan doğuya, özellikle Çin’e kayıyor. Belirsizlik ortamında doğru pozisyon alan ülkeleri büyük fırsatlar bekliyor. Yanlış konumlanan ülkeler de büyük darbeler alıyor, bu belirsizlik içeren dönemin Türkiye için bir fırsat oluşturabileceğini düşünüyorum.
Ülke olarak doğru pozisyon alarak ve ülkemiz içindeki bölgesel avantajlarımızı kullanarak verimliliğe dayalı uygulayacağımız kalkınma modeliyle hedeflerimize ulaşabiliriz. Yeni dünya düzeninde büyümenin kalbi verimlilik olmak zorundadır. Verimlilik artmazsa büyüme kırılgan kalır. Enflasyonla mücadele zorlaşır ve uzar, ücretler reel olarak yükselmez, refah artışı gerçekleşmez. Zamanla gerçekleşen enflasyon ile algılanan enflasyon arasında fark oluşur. Verimliliğe dayalı ekonomik büyümeye geçebilirsek ülke olarak kalkınmayı sağlayabiliriz.
Kalkınma, 2026’nın ana gündeminde “Verimlilik seferberliği” olması gerekiyor. Bugün yaptığımız mal ve hizmet üretiminden daha iyisini yapmak zorundayız. Katma değeri yüksek, daha kaliteli, AB standartlarına uygun, yüksek teknoloji kullanarak daha az kaynakla daha fazla ürün ve hizmet üretmeliyiz
Küresel ekonomi daha seçici ve maliyetli bir düzene geçiyor. Bu geçici bir dalga değil oluşan bu yeni mimari rekabetin ölçüsünü değiştirdi. Şirketler artık sadece fiyat yarışında değil, güvenilir teslimat ve kalite sürekliliği konusunda da rekabet söz konusu. Sanayi politikası ve standartlar rejiminde de değişimler yaşanıyor.
Yeni düzende büyüme ile kalkınma arasındaki ilişki daha belirgin hale geldi ve burada verimlilk açık ara ön plana çıktı.
Verimlilik Türkiye’nin enflasyonsuz refah üretebilmesinin ve dünyada rekabetçi olabilmesinin temel yoludur. Verimlilik artarsa ücretler reel olarak artar, dış açık küçülür, gelir dağılımı düzelir. Türkiye açısından mesele net. Bunu görmeliyiz. Verimliliği artırarak rekabet gücü yaratacak stratejik avantajlarımız var. Bunları akılcı kullanarak verimlilik artırımını sağlamalıyız. Bulunduğumuz coğrafyayı ekonomik güce çevirme avantajımız var. 4 saatlik uçuş mesafesinde 3 milyar nüfus yaşıyor. Avrupa, Orta Doğu, Afrika ve Orta Asya. Böyle bir coğrafi avantaj başka hiçbir ülkede yok. Kısaca eşsiz bir pazar erişimine sahibiz.
Türkiye’nin sahip olduğu diğer avantajlar üretim çeşitliliği sunan sanayi, savunma sanayisinde atılan adımlar, tarım alanı ve sulama imkanları, Avrupa başta olmak üzere tüm çevre ülkelere üstün sağlık hizmeti sunma potansiyeli, güneş ve kültür turizmi gibi başka ülkelerde olmayan zenginlikler ile potansiyeli yüksek gençlerdir.”

SON SÖZ
Ozan Diren’in başkanlığı, TÜSİAD’da daha genç ve katılımcı bir yönetim anlayışının işaretleri gibi görünüyor. Özellikle dijitalleşme, inovasyon ve çevre konularında daha etkin politikaların önünü açabileceği düşüncesindeyim. Bu dönemde, genç girişimcilere destek, kadın liderliğinin artırılması ve küresel iş birliklerinin güçlendirilmesi gibi başlıkların da ön planda olacağı gözleniyor. TÜSİAD’ın yeni yönetimine başarılar diliyorum.