Bugün 10 Ocak, Çalışan Gazeteciler Günü. Size öncelikle bugünün neden kutlandığını anlatmak istiyorum…
1961 Anayasası ile birlikte gazetecilerin çalışma haklarında önemli iyileştirmeler yapan 212 sayılı yasa ve Basın İlan Kurumu’nu oluşturan 195 sayılı yasa yürürlüğe girdi. Bu yasanın devreye girmesinin ardından o dönem yayınlanan 9 gazetenin sahibi 10 Ocak 1961 tarihinde gazetelerinde bir ortak bildiri yayınladılar…
O dönem Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Yeni Sabah, Vatan ve Yeni İstanbul gazeteleri “Gazetemizi Üç Gün kapatıyoruz” başlığı ile yayınlandı. Ve gazete sahipleri ortak bildiride “yeni yasaların basını görülmemiş bir tehlike ile baş başa bırakacağını” öne sürerek 11-12-13 Ocak 1961’de gazete yayınlamadılar. Bu bildirinin yayınlandığı gazetelerde ilk tepkiyi gazetelerin yazı işleri müdürleri gösterdi ve isimlerinin o günkü gazetede sorumlu müdür olarak çıkmalarını istemediler…
Bu olay Türk basın tarihine “Dokuz Patron Olayı” olarak geçti. 11-12-13 Ocak’ta gazeteler yayınlanmadı. Bunun üzerine İstanbul’da gazeteciler sendika binasının önünde toplanıp, valiliğe kadar yürüdüler ve sessiz bir protesto gerçekleştirdiler. Ardından çalışanlar sendika önderliğinde İstanbul Valiliği’nden gerekli izinleri alarak 3 gün boyunca “Basın Gazetesi” adlı bir gazete çıkardılar. Basın Gazetesi’nde gazetenin sahibi olarak sendika yönetim kurulu üyesi Selçuk Çandarlı, Genel Yayın Müdürü olarak Abdi İpekçi, Sorumlu Yazı İşleri Müdürü olarak Semih Tuğrul ve Teknik Müşavir olarak da Murat Kayahanlı görülüyordu. Bu gazete 100 bin tiraja ulaştı. Sonra normal düzene dönüldü…
İşte bu nedenle 10 Ocak Günü, “Çalışan Gazeteciler Bayramı” olarak kutlanmaya başlandı. Daha sonra 1971 müdahalesinin ardından gelen kısıtlamalarla bu bayram yerine, “Çalışan Gazeteciler Günü” olarak kutlanmaya başlandı…

SONSÖZ
Ne hikmetse gazeteci kimliği birçok kişinin ulaşmak istediği bir kimlik. Hal böyle olunca, ucundan köşesinden herkes gazeteci olmuş oluyor. Hele hele sosyal medyanın böyle ağırlık kazandığı bir iklimde akıllı cep telefonu olan herkes gazeteci(!). Herkesin ruhunda bir jurnalcilik var. Ben herkesten önce öğrendim, duygusu.
Televizyonlar ise herkesin herşeyi bildiği ve uzman olduğu bir konumda. Askerliğin dışında silah görmemiş, bir çatışmaya girmemiş, kurşun sıkmaması ve kurşun yememiş insanlar savunma alanında uzman ellerine bir çubuk alıp, anlatıyor. Kimisi Halep nerede olduğunu bile bilmiyor, bölgeyi hiç görmemiş.
Bu kaotik durumda ‘kimin gerçek gazeteci, kimin gazeteci değilin’ karıştığı (gazeteci kimliğine sahip bir çok kişinin tüm etik değerleri ve 5N1K’yı yok saydığı, iktidar veya muhalefet sözcüsü kesildiği ve herşeyi bildiğini zannettiği) bir ortamda, bir Çalışan Gazeteciler Günü’nü daha kutluyoruz. Evet, tüm fikir işçilerinin ve gerçek gazete emekçilerinin Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutlu olsun.
Büyük usta Uğur Mumcu’nun sözlerini anımsatıyorum:
“Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz!”