Erdal Bahçıvan, İstanbul Sanayi Odası başkanı ve Bahçıvan Gıda’nın yönetim kurulu başkanı. Türk iş dünyasının yakından tanıdığı bir isim.
İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, İSO Odakule’de düzenlenen basın toplantısında 13 yıldır aralıksız yürüttüğü başkanlık görevine yeni dönemde aday olmayacağını duyurdu.
Size önce kısaca Erdal Bahçıvan’ı tanıtmak isterim. Erdal Bahçıvan, 1963 yılında İstanbul’da doğdu. Alman Lisesi’ni bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nden 1986 yılında mezun oldu. Öğrencilik yıllarından itibaren aile şirketi olan Bahçıvan Gıda’da çalıştı. Halen Bahçıvan Gıda Yönetim Kurulu Başkanıdır.
1987 yılından bu yana İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclis Üyesi olan Erdal Bahçıvan, İSO Yönetim Kurulu Üyesi (1989-1997), İSO Yönetim Kurulu Başkan Vekili (1993 -1997), İSO Meclis Başkan Yardımcısı (2001-2005) ve İSO Meclis Başkanı (2009 – 2013) görevlerinde bulundu.
Erdal Bahçıvan, 2013-2018 ve 2018-2022 çalışma dönemleri için yapılan seçimlerde İSO Yönetim Kurulu Başkanlığına seçildi. Yine 2013-2018 ve 2018-2022 çalışma dönemlerinde TOBB Sanayi Odaları Konseyi Başkanlığı görevini yürüttü. 2004-2010 yılları arasında SETBİR (Türkiye Süt, Et, Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Birliği) Yönetim Kurulu Başkanlığı ve TOBB Gıda Sanayi Meclisi Başkanlığı görevlerini üstlendi. Almanca ve İngilizce bilen Erdal Bahçıvan evli ve iki çocuk babasıdır.

Değerli akademisyen kardeşim İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Akansel Yalçınkaya’nın uyarısıyla, Erdal Bahçıvan’ın yazmış olduğu “Doğruları Söylemeye Devam /Sanayiye Sahip Çıkmak, Türkiye’ye Sahip Çıkmaktır” isimli kitapla tanıştım.
Kitap 6 bölümden oluşuyor. İlk bölüm sanayi, ikinci bölüm finansman, üçüncü bölüm Eğitim ve İnsan Kaynağı, dördüncü bölüm Teknoloji ve Sürdürülebilirlik, beşinci bölüm X Platformundan Sanayi ile ilgili görüş ve tespitler, altıncı bölüm ise Medya Yansımaları.
Erdal Bahçıvan İSO Başkanı sıfatıyla yapmış olduğu Türkiye ekonomisi ve üretim hayatımızla ilgili bazı konuşmalarının titiz bir derlemesini yapmış. Ve bu kitap onun 13 yıldır sürdürdüğü İSO Başkanlığına bir biçimde vedası.
ERDAL BAHÇIVAN’IN ÖNSÖZÜ
Erdal Bahçıvan, kitabının önsözüne “Güçlü Sanayi için Doğruya Doğru, Yanlışa Yanlış” başlığıyla başlıyor ve önsözüne şöyle devam ediyor:
“Dünya sistemi, hiç kimsenin tahmin edemeyeceği bir hızda, adeta gözlerimizin önünde gerçekleşen köklü bir altüst oluş ve yeniden yapılanma sürecinden geçiyor.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan dengelerin sarsıldığı; ‘iktisadi milliyetçiliğin’ korumacılığın ve gümrük duvarlarının yeniden yükseldiği kaotik bir küresel düzene tanıklık ediyoruz. Büyük güçlerin hegemonya savaşları, ticaret yolları üzerindeki jeopolitik gerilimler ve nadir elementler üzerindeki kıyasıya rekabet, artık yüksek belirsizliğin ve öngörülemezliğin ‘yeni normal’ haline geldiğini açıkça ortaya koyuyor. Risk ve belirsizliklerin hiç olmadığı kadar yüksek seyrettiği, yarınlara dair öngörü yapmakta zorlandığımız sarsıcı bir süreçle karşı karşıyayız. Bilgi, yaklaşım ve yönetim tarzlarımızın derinden sarsıldığı bu ‘çoklu kriz’ çağında, ezber bilgilerle veya kalıplaşmış bakış açılarıyla yön bulmak artık imkânsızdır.
İşte bu sert küresel iklimde, Türkiye’nin önünde tek bir çıkış yolu uzanmaktadır:
Üretimin nefes alması, Türkiye’nin nefes almasıdır; sanayicinin güçlenmesi, ülkemizin güçlenmesidir. Gerçek ve kalıcı refah ancak; üretime, istihdama, teknolojiye ve yüksek katma değere dayalı, rasyonel bir ekonomi hikâyesi yazarak inşa edilebilir. Nitekim, yazacağımız bu yeni ekonomi hikayesinin ve hedeflediğimiz nitelikli dönüşümün başarısı, üretim yapımızı küresel sürdürülebilirlik kriterleri ve ileri teknolojilerle ne ölçüde bütünlestirebileceğimize bağlıdır.

Yeşil Mutabakat ve sınırda karbon düzenlemeleriyle finansmanın yönü tamamen değişmektedir. Rekabetin yeni kuralı artık doğrudan sürdürülebilirlik ile yapay zekâ, otomasyon ve dijital liderliğe dayalı yeni nesil teknolojik yetkinliklerin birleşimidir.
Ancak bu devasa teknolojik ve çevresel dönüşümün sadece özel sektörün kısıtlı finansal
imkânlarıyla başarılmasını beklemek hayalcilik olur. Kamunun riskleri paylaştığı uzun vadeli finansman mekanizmalarına, gücünü sadece para politikalarından değil, köklü yapısal reformlardan alan yenilikçi bir finans vizyonuna şiddetle ihtiyacımız var. Çünkü esas sorunun sadece para politikalarıyla çözülemeyecek kadar yapısal olduğu bugün artık herkesin kabul ettiği çıplak bir gerçektir.
Elinizde tuttuğunuz bu kitap; Türkiye ekonomisi ve üretim hayatımızla ilgili bazı konuşmalarımın titiz bir derlemesidir. Bu sayfalar, sadece geçmişe dönük bir arşiv değil; sanayimiz için tarihi bir seyir defteri ve geleceğe uzanan bir yol haritasıdır. Biz, İstanbul Sanayi Odası olarak, bu çetin mücadele boyunca sorumluluğumuzun bilinciyle hareket ediyoruz. Ekonomi yönetiminde rasyonellikten uzaklaşılan her dönemeçte, faturanın yine en ağır şekilde sanayiye kesileceğini bildiğimiz için sesimizi yükseltiyoruz. Tedavi sürecinin tüm yükünün sadece üreticinin sırtına yüklenmesine rıza göstermiyoruz.
‘Sanayinin sabır taşı ciddi işaret veriyor; yoğun bakımdaki hasta ‘beni artık daha fazla ciddiye alın’ demeye başladı’ uyarısını her alanda ifade etmekten çekinmiyoruz.
Çünkü bizim köklü kurumsal kültürümüzün temelinde, gelişmelere seyirci kalmak değil, olayların tam merkezinde yer almak yatar. İstanbul Sanayi Odası; her zaman global ve bütüncül bir bakış açısıyla akıl ve gerçeği buluşturarak, riskleri ve fırsatları aynı anda gören bir duruş sergilemiştir. Bu duruşun en kıymetli nişanesi ise, şartlar ne olursa olsun, doğruya doğru, yanlışa da yanlış demekten asla kaçınmamış olmamızdır. Zira bizim bu yapıcı duruşumuz sadece eleştiri veya durum tespitlerinden ibaret olmayıp; ülkemizin sanayileşme ve kalkınma politikalarında özel sektörün, finans kesiminin ve akademi dünyasının kamu kurumlarıyla yürüteceği ortak akıl, istişare ve sağlıklı bir eşgüdüm zeminine rehberlik etme kararlılığımızın bir ifadesidir.
Ortak kararlılığımızın bir ürünü olan bu eserin sanayi dünyamız için yol gösterici olmasını temenni ediyor; daha güçlü, daha müreffeh ve üreten bir Türkiye dileğiyle sevgi ve saygılarımı sunuyorum.”

SON SÖZ
Bahçıvan’ın söyleminin özeti “Doğruya Doğru, Yanlışa Yanlış” söylemi. Her alanda hem kurumsal hem kişisel bazda egosu yüksek bir toplumuz. Burnumuzdan kıl aldırmayız. Bu noktada “Doğruya Doğru, Yanlışa Yanlış” demek zordur. Bilindiği gibi özdeyişlerimiz bu alanda çoktur:
“Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.”
“Doğru söz, eğri kulağa ağır gelir. Çünkü hakikati kabul etmeye gönlü yoktur”
“Doğru söz yuları kırıktır.”
“Doğru at başından belli olur / Doğrunun yardımcısı Hak’tır.”
“Doğru söyleyene dağlar aşım, yalan söyleyene düz yoldur.”
Biraz da ülkemiz dışından özdeyişler:
“Doğru söz, demiri de çeliği de deler.” (Azeri Atasözü)
“Doğruluk parlaktır ama yalan gölgelidir.” (Arap Atasözü)
“Doğru söz, kısa sözdür.” (İtalyan Atasözü)
“Doğruluk, sonsuzluğun güneşidir; nasıl olsa doğar.”
Evet, bunları çoğaltmak mümkündür. Burada Erdal Bahçıvan’ın “Doğruya Doğru, Yanlışa Yanlış” söylemini değerli buluyorum.
Bunun dile getirilmesi önemlidir. Doğruları dile getirmek önemli ve değerlidir. Kuşkusuz bedelleri de vardır belki bireyler, belki kurumlar, belki de sektörler bu bedelleri öder ve ödemiştir.
Ama doğruların kayıt altına alınması önemlidir. Bu açıdan Erdal Bahçıvan’ı kutluyorum. O üzerine düşeni yaparak tarihin tozlu sayfalarına kitap olarak da bırakma cesaretini göstermiş.