1978 yılında Doğan Ersöz ve arkadaşları tarafından kurulan ülkemizin ikinci ve Anadolu’nun ilk SİAD’ı olan Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneği’nin (BUSİAD) Doğan Ersöz’ün vefatının (1994) ardından yaptığı toplantılarda hem iş insanlarını motive etmek, hem de Doğan Ersöz’ün anısını yaşatmak için 1995 yılından itibaren Yılın İşadamı Ödülü’nü vermeye başlar.
Süreç içinde Yılın İşinsanı dışında, Meslek Ödülü, Eğitim, Kültür, Spora Destek Ödülü, gibi yeni ödüllerin de katılmasıyla etkinliğin adı Doğan Ersöz ve BUSİAD Başarı Ödülleri olur.
Bu güne kadar 1994’te Rahmi Koç,1995’de Hasan Arat, 1996’daSakıp Sabancı, 1997’de Cavit Çağlar, 1998’de Celal Sönmez, 1999’da Hüseyin Özdilek, 2000’de Kemal Coşkunöz, 2001’de İbrahim Orhan, 2002’de Ahmet Nazif-Zeki Zorlu, 2003’de Muharrem Yılmaz, 2004’de Talat Diniz, 2005’de Hakkı Baykal, 2006’da Şenol Şankaya, 2007’de Celal Gökçen, 2008’de Hüseyin Durmaz, 2009’da Mehmet Erbak, 2010’da Şahap Aktaş, 2011’de Yılmaz-Yaşar Küçükçalık, 2012’de Faik Çelik, 2013’de Murat Orhan, 2014’de BOSCH, 2015’de TOFAŞ, 2016’da Oyak Renault, 2017’de Borçelik,2018’de Karsan, 2022’de Ali İhsan Yeşilova ve 2023’de Oya Coşkunöz Aktaş bu ödüle layık görülür.

BUSİAD’ın marka etkinliklerinden olan ve bu yıl 28.’si gerçekleştirilen 2024 Doğan Ersöz ve BUSİAD Başarı Ödülleri Podyum Davet’te düzenlenen törenle sahiplerini buldu.
Törende 2024 Doğan Ersöz Ödülü’nü Martur Fompak International aldı.
Martur Fompak International adına ödülü İcra Kurulu Başkanı Can Kaya Üstünberk, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Mehmet Aydın Saldız, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, BUSAD Yönetim Kurulu Başkanı Buğra Küçükkayalar ve BUSİAD’ın geçmiş Dönem Başkanlarından Ali İhsan Yeşilova’nın elinden aldı.
Ödülü alan Üstünberk Ailesi’nin üçüncü kuşağı Can Kaya Üstünberk’ti. O şimdi Martur Fompak International İcra Kurulu Başkanı. Kendisi aynı zamanda sporcu bir geçmişe sahip, Darüşşafaka Alt Yapısı’nda basketbol oynadı ve genç milli takım aday kadrosunda yer aldı. Ama eğitimi nedeniyle basketbolu bırakmak zorunda kaldı. New York Üniversitesi’nde eğitim gördü. Sonrasında da aile şirketine katıldı. Ama basketbol tutkusu hiç bitmedi. 2012 yılından beri Bursa düzenlenen ve ulusal düzeyde de şampiyonası yapılan BCB League – Bursa Şirketler Basketbol Ligi’nde sahibi olduğu şirketin takımında oynuyor. Birkaç yıldır da MVP( En değerli oyuncu) seçiliyor. Öncelikle Can Kaya Üstünberk özelinde Martur Fompak International’ı kutluyorum.

Bu arada Can Kaya Üstünberk kürsüde güzel bir konuşma yapıp, babası Hakan Üstünberk ve dedesi Umur Üstünberk’ten söz edince aklımdan eski günler geçti. Biraz o günlerden söz etmek istiyorum.

BEN VE MARTUR
Benim Martur ile tanışıklığım 1980’li yılları n son yarısına gider. Umur Üstüberk, İbrahim Orhan ve Üstün Üründül yollarını ayırmışlardı. Umur Bey, Geçit’te Martur fabrikasını kurmuştu. Bu adın da öyküsü ilginçti. Umur Bey, kızı Sıdıka Hanıma bir turizm içerikli, şirket kurmak istemişti. Ve Marmara Turizm adıyla Martur’u kurdurmuştu. Daha bir iş yapılmadan ayrılma gerçekleşince Umurbey Martur Fompak International’ın temelini oluşturan Martur’u bir otomotiv tedarik şirketi olarak hayata geçirdi.
Ben Umur Üstünberk ile 1988-1989’lu yıllarda tanıştım. Kendisi ile Geçit’teki fabrikasında buluşmuştuk. Bana fabrikayı gezdirmiş ve sonrasında da karavana yemiştik.
Yıllar içerisinde Martur yukarılara doğru tırmanmaya başladı. TOFAŞ Spor Kulübü’nde yöneticilik yaptığım dönemlerde sıkıştığımızda Martur yanımızda olurdu. (Buradan Hakan Üstünberk’e o günlerdeki desteği için teşekkür ediyorum) Sonrasında BUSİAD danışmanlığım döneminde Martur Fompak Türkiye CEO’su Müfit Karademirler ile birlikte aynı gün BUSİAD’a üye olmuştuk.
Bu arada bazı kitap çalışmalarımın nedeniyle Umur Bey ile görüşmem gerekiyordu. Sağ olsun Müfit Karademirler aracılığıyla geçtiğimiz yıllarda Umur Bey ile buluşma imkanı doğdu. Uzun ve çok keyifli bir sohbetimiz oldu. O zaman hep merak ettiğim bir soruyu kendisine sormuştum. “Neden yabancı ortağınız yok?” demiştim. Bakın bu sorumu nasıl yanıtlamıştı:
UMUR ÜSTÜNBERK “YABANCI ORTASIZ DA OLUR”
Bursa otomotiv yan sanayinin büyük kuruluşlarından biri olan, 1985 yılında kalıp sünger üretimi amacı ile kurulan Martur, bugün otomotiv sektörü için koltuk üretiminde dünya çapında ve lider tedarikçilerden biri. Bursa’da üç fabrikada, Kütahya Organize Sanayi Bölgesi’nde bir fabrikada ve çeşitli ülkelerde yatırımları bulunuyor.
Martur binek araçlar ve hafif ticari araçlar için koltuk tasarım ve üretimi yapıyor. Ayrıca, otomotiv sektörü için entegre kumaş ve koltuk iskeletleri tasarım ve üretimi mevcuttur. Ulusal ve uluslararası tanınmış OEM’lere hizmet verir. Üstünberk Holding, bünyesindeki diğer şirketler gibi yabancı ortağı olmayan bir kuruluştur.
Bu kuruluşun kurucusu Umur Üstünberk, otomotiv öyküsünü ve ortaklıklara bakışını şöyle anlatır:
“Bir süre Avrupa’da iş deneyimi yaşayıp Türkiye’ye döndükten sonra da özel sektöre girmeye karar verdim ve kendi şirketimi Bursa’da kurdum. 1962 yılıydı. Şirketin de adı Umur Üstünberk’ti. O zaman apartman inşaatlarına başladık. Yaklaşık 3 yıl yap-sat işi yaptım.
Benim çalışmaya başladığım dönemlerde Türkiye’deki ilk organize sanayi bölgesi olan Bursa Organize Sanayi Bölgesi kurulmaya başlamıştı. Firmayı değiştirdim. İnşaat işleri için Üstün Üründül’le ortak olduk. İNTA şirketini kurdum. Daha sonra İbrahim Orhan’la da bir firma kurduk. Yaptığımız inşaatların mekanik ve ısıtma tesislerini yapsın diye. O şirkete de Teknik Malzeme adını verdik.
Ortaklarımı işi bilenlerden seçtim. Sonra da ortaklarımızdan ayrıldık. Kendimiz devam ediyoruz. Sanayi bölgesi geliştikçe biz de inşaat işinde geliştik. İnşaat işlerinde geliştikten sonra, İnegöl’e kadar olan, İnegöl, Yalova ve Bursa bölgesinde kurulan fabrikaların, 1960-70 ve 80 arasında inşaatlarının nerede ise yüzde 80’ini biz yaptık. Bu arada da Oyak Renault kuruluyor ve onun inşaat işini de biz yapıyoruz. Otomobil fabrikasının inşaatını yaparken otomotiv yan sanayiine girdik. Otomotive giriş öykümüz şöyle oldu. İnşaatlarda bayağı hızlı olarak çalışıyorduk. Hep istenilen zamanlarda teslimatları yapıyorduk. Çünkü, zamanında bitirmemiz gerekiyordu. Renault bölüm, bölüm inşaa halindeydi. İşte mekanik, ambar binaları, montaj binası bunları yaparken bir gün Oyak Renault’un genel müdürü mösyö Leclair Bessonet çağırdı. Dedi ki ‘Ben sıkıştım. Sünger parçaları yok. Git sünger yap, getir bana. Ama hemen yap acele.’ O zamanlar en büyük müşterim Oyak Renault olduğu için inşaat yaparken, sanayiciliğe doğru adım atmış olduk. Oyak Renault’un genel müdürü mösyö Leclair Bessonet, fabrika müdürü de Mösyö Lanier idi. Biri İstanbul’da genel müdür, biri de Bursa’da fabrika müdürü idi. Otomotiv yeni başlamıştı. Otomotiv başladığı zaman biz 20 bin araba ile başladık. 15 bin TOFAŞ, 20 bin araba Renault üretime başladı. Çok düşük rakamlardı. Türkiye’de de alım kapasitesi ancak bunları karşılayabiliyordu. Fakat o zaman otomobil fiyatlarını devlet tespit ediyordu. Ve yerli parça mecburiyeti koymuştu. Her sene muayyen nispette yerli parçayı arttırmanız gerekiyordu. Bu devam ettikçe, otomobil fabrikaları büyüdükçe parça ihtiyacını yan sanayi karşılamaya ve yan sanayiler de gelişmeye başladı. Yan sanayi kuruluşunda hep ortaklıklarla başladı. Çünkü bizde teknoloji yoktu. Biz ama ortaklığı tercih etmedik. Kendi çabalarımızla teknolojiyi transfer ettik. Nasıl ettik? Bir işi yapmasını bilen adamları Avrupa’da bulduk. Transfer ettik yanlarına genç Türk mühendislerini koyduk. Ve öyle öğrendik, işin doğrusu budur.

Yabancı ortaksız işe girmek çok zordur. Çünkü teknolojileri bilmiyorsunuz, kendi gayretinizle bunları transfer etmeniz gerekiyor. Ama bunun ileride faydasını gördük. Yabancılarla ortak olmamanın yararlarını gördük. Çünkü yabancıyla ortak olduğun zaman seni Türkiye’nin içinde kalmaya zorluyor, dışarı çıkarmıyor. Sen ancak bu bölgede üretim yapabilirsin, diyor. İşçilikler ucuz olduğu zaman ya da size ‘x’ parçasını üretirseniz, bir ortakla; eğer o ucuzsa, o zaman, o malzemenin yurt dışına exportuna müsaade ediyorlar. O da bazen oluyor, her zaman olmuyor. Bazen de olmadığı için ortaklıklarda benim görüşüme göre bir büyüme olmadı ve olamayacaktır. Hiçbirimiz başladığımız zaman, hiçbir şey bilmiyorduk. Bu bir gerçektir. Yurt dışında bu işi yapanları emsal aldık. Teknoloji transfer ettik. Ve transferler çok zordur. Çünkü biz yurt dışından bu işi daha iyi bilen mühendisleri getirdik. Bilmediğimiz konularda onların ilk başta bize faydası oldu. Ondan sonra onların yanında Türk mühendisleri yetiştirdik. Adamları geri yolladık. Ve şunu gördük ki bizim öz ırkımızla bu işe devam etmek, yabancılarla devam etmekten çok daha mühim. Bu bir gerçek.
Bizde mesela çok yabancı çalışmıştır. Bir kişi kalmıştır, 30 sene içinde oda İtalya’da müdürdür. Çünkü her gelen kendi memleketine dönme peşinde. Bizden alabildiği kadar fazla ücret alabilme peşinde ve bu bir gerçek. Bizim de yapmamız gereken en kısa zamanda adamlardan öğrenebildiğimiz kadar bilgiyi transfer etmekti. İlk başlardaki en büyük zorluğumuz bilgi ve teknoloji transferi idi.
Muayyen bir seviyeye geldikten sonra Süleyman Demirel’in bir lafı vardır:
‘Nehir olduğunuz zaman dereler size akıyor.’ derdi. İsim yaptıktan sonra bu işleri yapmanız yurt dışında daha kolay. Şöyle tarif edeyim. Bir takımda futbolcusun, İstanbul liglerinde oynuyorsun. Ama İstanbul’dan, Avrupa veya dünya piyasalarına çıktığın zaman ligler farklı. Hiç birbiriyle mukayese edilecek durumda değil. Benim tavsiyem Türk firmalarının yurt dışına açılmaları ve orada başlamaları lazım. İlk başlarda sıkıntı çekeceklerdir ama zamanla öğreneceklerdir. Biz de öğrendik.
Düşünebiliyor musunuz? Romanya’da bir fabrika kuracaksınız, Romanya’yı tanımazsınız. Onları bilmezsiniz. Yani orada tesis kuracaksınız, malı üreteceksiniz ve ürettiğiniz mal dünya piyasalarında rekabet edecek. Otomotivde bugün rekabet var. 2 liralık malı, 5 liraya satamazsınız.
Yabancı neye mal ediyorsa, siz de ona mal etmek mecburiyetindesiniz. Rekabet var. Dünyada her işte rekabet var. Ama bu işte en büyük şey yılmadan koşturacaksınız. Bu işin anayasası bu, yılmadan koşturacaksınız. Ekiple beraber çalışmanız lazım. Başka türlü muvaffak olamazsınız. Ama bunu hissetmeniz lazım.

Yanlış anlamayın Türkiye’de bir zihniyet vardır. Ben büyüğüm bu kadar kişiye ekmek veriyorum. Tamam da o kadar kişi olmasa, nasıl fırından ekmek çıkaracaksın. Bu zihniyetin değişik olması lazım. Benim Türk otomotiv sanayiinde gördüğüm en büyük boşluk, biz Türk firmaları bir araya gelip bir sinerji yaratamıyoruz. O kültürümüz yok. O kafa yapısı yok. Yani yurt dışında bir araya geliyorlar ve beraber bir şeyler üretiyorlar. Bizde o kültür yok.
Ne rekabet öncesinde, ne de kümelenmede yeterli kültürümüz yok. Türkiye’deki şartları biliyorlar. Bize bir işi verirken nazlanırlar. Ufak verelim de bunu yapıyorsa bakalım. Ucuz işçiliğimiz olduğu için alıyoruz. Şimdi biz nasıl rekabet edeceğiz bu adamlarla?
Şimdi girdik pazara artık rekabet etmemiz lazım yurt dışında. Neyle burada muvaffak olabiliriz? Eğer yönetimimiz iyiyse, genel masraflarımız azsa, fleksibilitemiz varsa, karar vermede hızlıysak ancak aradaki farkı kapatabiliriz.”
SON SÖZ
Martur Fompak’ın ödülünü bir kez daha kutluyorum. 40 yıl önce kurucusu Umur Üstünberk ile tanıştığım şirketin perşembe günü BUSİAD Ödül töreninde üçüncü kuşağı Umur Üstünberk’in torunu, Hakan Üstünberk’in oğlu Can Kaya Üstünberk ile tanıştım.
Yolu açık olsun diyorum. Ne mutlu işlerini üçüncü kuşaklara devretmeye başlayanlara.

(PS: BUSİAD Ödül töreni ile ilgili diğer yazımı önümüzdeki günlerde paylaşacağım.)