Skip to main content

Nezaket diyalogun başlangıcıdır. Nezaketin artık hayatımızın her alanda somut örnekleri ile görmek istiyoruz. Özellikle de siyasette ve siyasette kullanılan dilde.

Gerilere gittiğimizde 1999’daki DSP, ANAP ve MHP koalisyon hükümeti döneminde koalisyonu oluşturan partilerin Bursa il başkanları 15 günde bir, bir araya gelirlerdi. Çok uzun sürmese de böyle bir diyalog yolu açılmıştı.

Ayrıca, 2007 yılında da dönemin AK Parti İl Başkanı Sedat Yalçın (kendisi AK Parti tarihi boyunca Bursa özelinde en uzun süre il başkanlığı yapan kişiydi), CHP İl Başkanı Gürhan Akdoğan ve MHP İl Başkanı Arif Demirören bir araya gelmeye başlamıştı. (Arif Demirören’den sonra Tevfik Topçu da devam etti)

Bildiğiniz gibi AK Parti kurulduğundan beri televizyonlardaki tartışma programlarında yer almazdı ve almadı. Çünkü bunun için genel merkez izin vermiyordu. Ama Bursa’da bir ilk yaşanmıştı. Dönemin AK Parti İl Başkanı Sedat Yalçın, CHP İl Başkanı Gürhan Akdoğan ve MHP İl Başkanı Arif Demirören öncelikle sevgili dostum Ahmet Emin Yılmaz’ın başlattığı televizyon programlarında, sonrasında diğer televizyon programlarında yer almışlardı. Bu programlar periyodik değildi ama zaman zaman değişik kanallarda da yaklaşık 3 yıl devam etmişti. Ta ki bu başkanlar değişene kadar.

Burada üç il başkanı televizyonda kıyasıya birbirlerinin politikalarını eleştirdikten sonra, çıkışta bir mekanda buluşup, birlikte çay içip dostluklarını sürdürme becerisini göstermişlerdi.

(Hatta bir program sonrasında Sedat Yalçın, Faruk Çelik’in babasının evine gider. Çelik’in annesinin elini öptükten sonra Faruk Çelik’in babası Hacı Yaşar Çelik’in de elini öper. Oturulduğunda rahmetli Hacı Yaşar Çelik “Sedat oğlum ne güzel program yapıyorsun. Hep seni seyrediyoruz.” deyince Faruk Çelik de “Sedat Başkan bu evde senin taraftarların var.” esprisini yapar.)

O programlarda Bursa’nın sorunları masaya yatırılır ve onlara her parti kendine göre çözüm önerisini ortaya koyar, doğru ve Bursa çıkarlarına olan bir konu söz konusuysa, onun kimin ortaya attığına bakılmaksızın o görüş desteklenirdi.

Bu yaklaşım, bu nezaket ve bu tavır özünde Amerika’nın yeniden keşfi değildi, aklıselim bunu söylüyordu.

Sonuçta bir uzlaşı olsa da olmasa da bu bir Bursa diyaloguydu ve diyaloglar her zaman diyalogsuzluktan, kutuplaşmaktan, küskünlükten çok daha değerlidir.

2012 yılında CHP Bursa Milletvekili Sena Kaleli ve İlhan Demiröz kentimizde ilk kez bir başka partinin merkezini ziyaret etmişlerdi. 
Cumhuriyet Halk Partisi Bursa Örgütü, AK Parti Bursa İl Başkanı Sedat Yalçın’a makamında iade ziyaretinde (Metin Çelik seçildiğinde, Sedat Yalçın onu ziyaret etmişti) bulunmuştu. Bu ziyarette AK Parti Bursa Milletvekili İsmail Aydın, CHP Bursa Milletvekili Sena Kaleli, İlhan Demiröz,  CHP Bursa İl Başkanı Metin Çelik ile AK Parti Bursa Teşkilat Başkanı İsmail Hakkı Edebali, İl Başkanvekili Cemalettin Torun, Dış İlişkiler Başkanı Ömer Demir ve Tanıtım ve Medya Başkanı Abdullah Duman da yer almıştı.

SON SÖZ

Anayasanın başlangıcında maddelerden önce “Başlangıç” başlığı altında yazılanlardan bir bölüm aktarmak istiyorum:

Topluca Türk vatandaşlarının milli gurur ve iftiharlarda, milli sevinç ve kederlerde, milli varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu;

Fikir, inanç ve kararıyla anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere.”

Bu metin bir bağlamda bir uzlaşmadan söz ediyor. Uzlaşma da diyalog ile başlar. Diyalogsuz uzlaşmaya varamazsınız.

Temelde toplumun ihtiyacı iyiliğe uzanacak bir uzlaşıdır. Buradan hareketle; kişilerin sözleşmelerinden, hukukundan ve gerçeklerinden makullük ölçüsünün de siyasette uzlaşı alanına yansıması beraberinde bir iyilik bilincini getirir.

Sanatsal bağlamda eklektisizm, farklı felsefî veya sanat sistemlerinden alınan unsurların yeni bir sistem içinde yeniden kullanılmasıdır. Özünde bu yaklaşım uzlaşıya ciddi bir referans oluşturur.

İsviçreli yazar ve filozof Jean-Jacques Rousseau (1712-1778),  herkesin eşit ve özgür olduğu bir toplum düzenini amaçlar. İngiliz filozof John Locke (1632-1704) ise çoğulcu anlayıştan ve toplumsal sözleşme kavramından ilerleyerek sosyal diyaloğun önemine işaret eder.

Ne tuhaf değil mi? Verdiğimiz referanslar yüzyıllarca öncesinde dile getirilmiş ve toplumları yönlendirmiş (sadece kendi ülkelerinde değil, tüm dünyada) kişiler. Bu kadar uzun bir zaman dilimi içerisinde ülkemizde Atatürk’ün dışında kimseden (bilim dünyamızdan, düşün dünyamızdan, siyaset dünyamızdan)  ulusal bazda veya uluslararası bazda saygı görecek bir mesaj, bir teori ortaya konulmamıştır.

Bu da çok uzunca yıllar ülkemizi ve siyasetimizi yöneten insanların oportünist (fırsatçı) yaklaşımlarla ve ortadaki sorunlara stratejik çözümler ortaya koymadan palyatif (geçici) çözümlerle adeta deyim yerindeyse günü veya dönemi kurtararak siyaset yapma ve yönetme anlayışlarından kaynaklanmaktadır.

Siyasetimizin ortaya bir bakış açısı koyma, bir toplumsal mutabakat sağlama, diyalog başlatıp, uzlaşma arayışına gitme gibi bir anlayışı, bir çabası ve de bunu hayata geçirecek birikimi ne yazık ki yok gibi görünmektedir.

Siyasetin arayışı sadece kaldırılacak el sayılarına endekslidir.

Evet, bu konuda geçmişte örneklerini vermeye çalıştığım eser miktardaki çabalara saygıyla diyorum. Bu arada geçtiğimiz günlerde AK Partili yönetim kadrosu ve milletvekillerinin, CHP’li Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’e yapmış oldukları nezaket ziyaretinin, uzun süredir kapalı olan diyalog ve uzlaşılar için Bursa özelinde bir başlangıç olmasını da diliyorum.