Defalarca önünden geçtiğimiz Galatasaray Lisesi’ne ilk kez giriyorum. Tarih 27 Kasım 2008. Orada Galatasaray Eğitim Vakfı’nın ofisinde o dönem vakfın başkanlığını yapan, TOFAŞ kurucu Genel Müdür Yardımcısı Erdoğan Karakoyunlu ile bir araya geliyorum.
TOFAŞ Spor Kulübü’nün 35 yılını anlattığım kitap için görüşeceğim. Yalçın İpbüken aracılığıyla aldığım randevuda Erdoğan Bey ile TOFAŞ’ı, TOFAŞ Spor Kulübü’nü konuşuyoruz.
Sizlere önce o söyleşiden bazı pasajları tarihe not düşme adına aktarmak istiyorum:
“Ben TOFAŞ’ın kuruluşuyla ilgili bilgiler vererek başlamak istiyorum. TOFAŞ 6224 Sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu’na göre, otomobil imal etmek üzere hükümet kararıyla kurulmuş bir şirkettir. Şirketin kuruluş mukavelesi 1968 yılının Ekim ayında Ticaret Sicil Gazetesi’nde yayınlanmıştır.
Şirket kurulduktan sonra Bursa civarından 300 muhtelif kişiden arsa aldı. Bu arsaların tevhiti (birleştirilmesi) gerekiyordu. O zamanlar Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nda Avukat Mehmet Üreten vardı. Tevhit işlemini Mehmet Üreten büyük bir maharetle ve kısa bir zamanda yaptı. Bu konuda ona en çok yardımcı olan da o zamanın Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Abdi Biçen Bey’di. Kuruluş sırasında bizler bütün dikkatimizi bir an evvel fabrikanın yapılmasına, üretime geçilmesine veriyoruz. Var gücümüzle bunun için çalışıyoruz.
Fabrika kuruldu. Binbir güçlük içerisinde imalata geçti. Bir sürü zorluk var. Yan sanayi problemleri var. O zamanlar burada yapılamayan parçalar İtalya’da dünya kadar sıkıntıyla yaptırılıyor ve getirtiliyor. Çünkü o zamanlar Türkiye’nin hemen hemen hiç dövizi yok. Zamanın Başbakanı Süleyman Demirel’in deyişiyle ‘Ülke 70 Cent’e muhtaçtı’
Büyük bir sıkıntıyla, özveriyle üretim yapılıyor. Biz buraya bir personel müdürü öngördük. TOFAŞ büyük bir şirket olacaktı. Kalabalık sayıda işçi çalıştıracaktı. Bu bakımdan personel konularında tecrübe sahibi birisini almak istedik. Yönetim Kurulu Başkanımız Vehbi Bey, Koç Grubu Şirketleri’nden birinde başarılı olmuş bir personel müdürünü buraya aktarmayı önerdi.
Fakat Mösyö Bernar Nahum, ’Buraya yeni bir arkadaş alalım’ dedi. Vehbi Bey uygun gördü. Gazetelere ilan verdi. 7-8 cevap geldi. Gelenlerin içerisinde Yalçın İpbüken Bey’in formu hemen dikkatimizi çekti. Çünkü formunda, ‘Hukuk fakültesini dışarıdan bitirdim’ diyordu. Hukuk fakültesine hiç gitmemiş. Dışarıdan bitirmiş… Müracaat ettiğinde Sinop’ta Amerikan üssünde Amerikalılarla çalışıyordu.
Ben müracaat sahipleriyle mülakat yaptım. Yalçın Bey, yapısıyla, cesaretiyle, geniş görüşlülüğüyle orada da dikkatimi çekti. Öbürleri klasik personel müdürü tipleriydi. Netice itibariyle ben 6-7 kişiyi ikiye indirdim ve Mösyö Bernar Nahum ile görüştüm. ‘Ne oldu? Seçtin mi bir personel müdürü?’ dedi. ‘Müracaatları inceledim. Teker teker mülakat yaptım. Fakat bunların içerisinden 2’sini ayırdım. Bir tereddüdüm var. Onun için size danışıyorum’ dedim.
Mösyö Bernar, ‘Tereddüdün nedir?’ dedi. ‘Müracaat edenlerden biri genç, dinamik, hukuk fakültesini dışarıdan bitirmiş. Şu anda çok küçük bir iş tecrübesi var. Sinop gibi küçük bir kentte Amerikalılarla Amerikan üssünde çalışıyor. Öbürü hukuk fakültesini bitirmiş. Bir iki yerde daha büyük kuruluşlarda tecrübesi var’ dedim. Allah rahmet eylesin Mösyö Bernar ‘Ben buraya klasik tiplerin dışında yepyeni bir insanı arıyorum. Hukuk fakültesini gitmeden bitirmiş delikanlıyı seç. Daha başarılı olacağına inanıyorum’ dedi. Biz Yalçın Bey’i personel müdürü yaptık.
Yalçın Bey, personel müdürü olarak çalışkan, hırslı… Kendi işleriyle uğraştığı gibi kafası başka şeylere de çalışan biri. O zaman TOFAŞ SAS yeni kurulmuştu. Basketbolla uğraşıyorlardı. Yalçın Bey bir gün bana geldi. Heyecanlıydı. ‘Bir zamanlar Türkiye güreşte çok ileriydi. Güreş sonradan kendi haline bırakıldı. Dünyada nam salmışken şöhretliyken bugün kimse sahip çıkmadığı için güreş ölüyor. TOFAŞ güreşe sahip çıkabilir mi?’ dedi. Kendisine ‘Yalçın Bey, biz otomobil fabrikasıyız bizim güreşle ne alakamız var’ dedim. Pes etmeye niyeti yoktu. ‘Güreş bizim milli sporumuz. Bizim ilave bir şey yapmamıza fazla lüzum yok. Mevcut insanlar bugün ortalıklarda ama sahipsiz başıboş dolaşıyorlar. Bunları içerisinde Muharrem Atik vardır. Onu işin başına getirirsek hepsini kolayca toparlar ve böylece biz Türk Güreşini tekrar canlandırırız. Bu da TOFAŞ’ın büyük başarısı olur’ dedi. Bir kez daha üsteledim ve ‘Biz fabrikayı daha yeni yapıyoruz. Bizim Yönetim Kurulu Başkanımız Vehbi Bey… Vehbi Bey böyle durumlarda hani sporla falan bir ilişkisi yok.’ Ben tabii şirketin umum müdür muavini olarak, güçlüklerle boğuşuyorum. Para sıkıntımız, üretim sıkıntımız gibi bir sürü sıkıntı var. ‘Bütün bunlar içerisinde kalkıp da güreş takımı filan kurmamız fevkalade isabetsiz olur. Ben bunları kime anlatırım. Bunun için gereken parayı nereden tedarik ederim?’ dedim.
Yalçın Bey ısrarcı. Benim her söylediğime bir cevap yetiştiriyor. Netice itibariyle benim de aklım yattı bu işe… Yani zorla, buna biz Yalçın Bey’in ikna kudreti de diyebiliriz.
TOFAŞ SAS’ın güreşle uğraşmasına fikir olarak ’peki’ dedim ama ne yapacağız, nasıl yapacağız, içinde bulunduğumuz şartlarda nasıl gerçekleştireceğiz? Ben de tereddüt içerisindeyim. Bir gün baktım bana Muharrem (Atik) Bey’i getirdi. Ben Muharrem Bey’i gazetelerden tanıyorum ama görmüşlüğüm filan yok! Oturduk. Konuşmaya başladık. Muharrem Bey bana güreşten, yapabileceklerinden bahsetti. Güzel pembe tablolar çizdi. Şimdi ben de tabii Yalçın Bey’e yarım dahi olsa söz vermiş olduğum için yola çıktık. Artık devam durumundayım.
Yani bütün bunları söylerken ifade etmek istediğim şey TOFAŞ’ın o zaman yöneticisi olarak, spor kulübünün kurulmasında ne benim ne de diğer başka arkadaşlarımızın aslında bir yürütücülük rolü yoktur. Bu rolü o zaman personel müdürümüz olan Yalçın Bey düşünmüştür, önermiştir, bizleri de ikna etmiştir. Bu noktanın özellikle altını çizmek istiyorum. Yani burada önemli olan kişilik Yalçın Bey’dir. Yalçın Bey olmasaydı, başka bir personel müdürü olsaydı, kendi klasik sınırları içinde kalacaktı. İşte üretim şu bu, işe girdi, işten çıktı falan filan işleriyle uğraşacaktı.
Ne spor kulübümüz olacaktı, ne güreşe girecektik, ne de basketle işimiz olacaktı. Tabii başlangıçta TOFAŞ işin o kadar başında ki… İşte efendim her fabrikanın bir reklamı vardır, bir spor kulübü olursa onun reklamı olur gibi gerekçeler bizim için gerekçe değil. O zaman bizim otomobilimizin tanınması gibi bir problemimiz yok. Az bir üretim yapıyoruz. Herkes almak için kuyrukta. Satış, tanıtma derdimiz yok. Gazeteler yazıyor. Bizim ilave bir tanıtıma, bugün olduğu gibi reklamlarla, ilanlarla tanıtmaya ihtiyacımız yok. Ama ona rağmen bu gerekçeyi Yalçın Bey kullanıyor. Yani söylemek istediğim, TOFAŞ Spor Kulübü’nün kuruluşu aslında bir spor sevgisinden doğmuştur. Yoksa TOFAŞ’ın pazarlamasına katkı yapacak bir şeye aracı olacağından dolayı değil. Benim bu söylediklerim işin başlangıcındaki hareket noktasındaki durumu belirtmek içindir. Sonradan tanıtıma, reklama hizmet eden şeyler de olmuştur. Ama işin başlangıcında durum böyleydi…
Fabrikada da spor kulübünde de işler yürüyor. İmalatta güçlükler var. Zorlukları aşmaya çalışıyoruz. Sadece imalat güçlükleri değil. İşin tabiatı icabı TOFAŞ hep zarar ediyor! Çünkü çok küçük seviyelerde imalat yapıyor. Seneler geçtikçe artacaktır ama çok tabii olarak da zarar edecektir. Şimdi zararlı bir durumda bizim kaynaklarımızı spor gibi daha henüz TOFAŞ ile irtibatı görülemeyecek şeylere aktarmamızın sakıncaları da haşmetiyle ortada duruyor. Biz spor kulübünden ve yaptığımız harcamalardan Vehbi Bey’in bilgisi olmasını istemiyoruz. Olduğu takdirde bizi haşlayacağından endişe ediyoruz. Bu arada sporun yürütülmesinde o zaman benim yardımcım olan Bülent Sayar Bey’in de önemli katkılarını bu vesileyle belirtmek istiyorum. Bülent Bey, sporu seven birisiydi ve sporla ilgili hususların düzenlenmesinde, kaynakların bulunmasında bana çok yardımı olmuştur.
Güreş kuruldu. Müsabakalara başlandı. Müsabakalarda hep galibiyetler alındı. Galibiyetler alınınca TOFAŞ hep gazetelere çıkıyor, böyle olunca da Vehbi Bey boyuna bana yazılar yazıyor. ‘Bu ne? Nereden çıktı? Buna kaç para sarf ediyoruz? Bunları kim yapıyor? Biz
otomobil fabrikasıyız. Ne işimiz var sporla? Şimdiye kadar kaç para verildi, ne kadar ödeme yapıldı? Para nereden bulundu?‘ sorularını soruyor. Biz de durumu Vehbi Bey’in endişesini giderecek tarzda idare ediyoruz. Müsabakalar Türkiye içinden dışarıya çıkıyor. Oradaki galibiyetler geliyor. Başarılar parlak olunca hesap sormada fazla ileriye gidilmiyor ama Vehbi Bey’in sorularına artık yetişemez durumda kaldığımızda TOFAŞ Oto Ticaret aklımıza geldi.
TOFAŞ Oto Ticaret’in Umum Müdürü İnan Kıraç Bey’di. Onun da yardımcısı yani şirketin iki numarası Gökçe Bayındır’dı. O zaman TOFAŞ arabaları iyice tutulmuş. Pazarlamada bir sıkıntımız yok. Otomobil almak için kuyruk var. İlan vermemize gerek yok ama spor faaliyetlerinin tanıtıma yardımcı olabileceği gerekçeleri o zaman başladı. İnan Bey’e, Vehbi Bey’in mektuplarına cevap vermekte artık çok zorlandığımı, dolayısıyla işe TOFAŞ Oto Ticaret’in karışmasını, bu masrafların bir kısmının orası tarafından karşılanmasını, pazarlama şirketi olunduğu için de kolayca izah edilebileceğini söyledim. Bu arada Yalçın Bey de İnan Bey’e ulaşmaya çalıştı.
Tofaş Oto Ticaret devreye girdi. Güreşte büyük başarılar elde etmeye başladık. Önemli güreş müsabakalarına Lozan’a, bize yakın Avrupa ülkelerine gider olduk. Bu maçlarda milli takım gibiydik. Çok heyecanlanırdık, mağlubiyetlerde üzülürdük. Bütün TOFAŞ bir tek vücut olmuştu. Özellikle güreş TOFAŞ’ın tabii bir parçası haline gelmişti. Yurtiçinde, yurtdışında hepimizin çok anıları var.
Bir gün yine Yalçın Bey beni ziyaret etti. ‘Erdoğan Bey biliyorsunuz Uluslararası Güreş Şampiyonası Bursa’da. Bu bizim için çok büyük bir fırsat. Ben sizden bir şey istiyorum. Vehbi Bey’i acaba Bursa’ya getirebilir miyiz?’ dedi. Kafamda birden olumsuzluklar dolandı. Vehbi Bey’in spor ile hiçbir ilişkisi yoktu. Vehbi Bey’i, hiçbir spor müsabakasında, ne futbolda ne basketbolda görmedim, bilmem… Vehbi Bey akşamları belirli bir saatte yatma alışkanlığı olan bir kimseydi. Hepimiz Vehbi Bey’in belirli bir saatte yatacağını bilirdik. Halbuki güreşler Vehbi Bey’in yatma saati ve ondan sonrasına geliyor, gece yarılarına kadar devam eden müsabakalar. Böyle bir durumda biz Vehbi Bey’in sağlığını ilgilendiren böyle bir ihlali kendisinden isteyebilir miydik? Dolayısıyla ben bunları ileri sürerek Vehbi Bey’in böyle bir şeye geleceğini kesinlikle tahmin etmediğimi söyledim. Yalçın Bey ısrar etti. Ben tekrarladım gerekçeleri. Bunlar o kadar açık ki bizim böyle bir teklifi götürmemiz dahi doğru olmaz dedim. Fakat Yalçın Bey’i siz de biliyorsunuz, ısrarcı, bir şeyi tuttuğu zaman sonuna kadar götüren bir karakteri vardır.
O kadar ısrar etti, o kadar ısrar etti ki kendisine ‘Vehbi Bey ile konuşurum, davet ederim Bursa’ya gelmesini isterim’ dedim. Ve bir vesile ile karşılaştığımızda da laf denk geldi ben kendisine bu daveti yaptım. Önemini anlattım. Bana bir şeyler söyledi. Söylediklerini gidermek için ‘Bütün Bursa, mebuslar, vali orada olacak. Uluslararası bir hadisedir. Siz yönetim kurulu başkanısınız.’ gibi aklımıza gelen bir sürü şeyi söyledik. Ben ısrar ettim o ‘olmaz’ dedi.
Netice itibariyle sonunda ‘peki’ dedi. Hiç beklemediğim bir cevaptı. Bu cevabı Yalçın Bey’e ilettim, Yalçın Bey de çok sevindi. Biz bu sefer Vehbi Bey’i rahat ettirecek imkânları hazırlamaya giriştik. Kısacası müsabaka saatinden 3-4 saat önce Bursa’ya gittik, Çelik Palas’ta kalıyoruz.
Müsabaka saati yaklaştı. Otomobille Bursa’daki salona geldik. Fakat salon inliyor, müthiş bir kalabalık. Bursa değişmiş. Yani bütün Bursalılar sahip çıkıyor. Artık TOFAŞ Türkiye oldu. Türkiye TOFAŞ… Herkeste büyük bir heyecan, şehir bayraklarla süslenmiş. Davul zurna çalıyor. Bir bayram havası var. Normal maçtan farklı bir atmosfer hakim. Biz salona polis yardımı olmasına rağmen zorlukla girebildik. Vali Mehmet Karasarlıoğlu vardı. Mebuslar, Bursa’nın bütün ileri gelenleri oradaydı. Vehbi Bey’e yer verdiler. Hiç susmayan müthiş bir tezahürat var. Futbol maçlarında hani bir gol atılır tezahürat yapılır ardından susulur sonra başka bir hareket olunca tekrar başlar. Burada böyle değildi. Sürekli tempolu. TOFAŞ… TOFAŞ… TOFAŞ…TÜRKİYE… TÜRKİYE…TÜRKİYE… TÜRKİYE-TOFAŞ, TOFAŞ-TÜRKİYE hepsi birbirine karışmış durumda. Bu olay Vehbi Bey’in ilk spor müsabakasına katılışı… Yan yana bulunuyoruz. Bana hiçbir şey sormadı. 3-5 cümleden başka bir şey konuştuğumuzu hatırlamıyorum. O sadece izliyor. Gözlerinden çok memnun olduğunu anlıyorum. Çünkü bir güreş başlıyor, hemen bizimki tuş yapıyor. Yer yerinden oynuyor. Vehbi Bey’e de tezahürat yapıyorlar. Böyle bir atmosfere Vehbi Bey de şaşırdı kaldı. Neyse o gün bütün müsabakaları bizimkiler kazandı. Şampiyon oldu TOFAŞ takımı.
(Bendeniz de o maçları genç bir spor muhabiri olarak elimde fotoğraf makinası ile izliyorum.)
Müsabakaların bitişi gece yarısını bulmuştu. Gece yarısından sonra otele gittik. Halbuki Vehbi Bey normal saati dışında gece yarısı oteline getirdiğimiz zaman biraz rahatsızlık duyduğunu belirtebilirdi. Öyle bir şey yoktu. Sabah erkenden kalktık. Gazeteleri istettik. İstanbul gazeteleri daha gelmemişti. Onlar sonra geliyordu. Bursa gazetelerine baktık. Baştan aşağıya resimler, yorumlar, kutlamalar. Sanki Türkiye’de başka bir olay yokmuş gibi. Vehbi Bey de bunları okudu. ‘Memnun kaldınız mı?’
diye sordum. Çok memnun olduğunu söyledi. Yüzünden, gözünden memnuniyeti okunuyordu. Bana, ’Ya ben bu yaşıma kadar çeşitli toplantılara katıldım, büyük kongrelere katıldım, ticari iktisadi şeylere ama ben böyle bir şey görmedim. Şimdi sporun önemini anlıyorum’ dedi. Bu çok önemli bir tespittir. Sporun birlik bütünlük sağlama, tanıtım açısından önemini Vehbi Bey kendi gözleriyle görüp, kulaklarıyla duymuş oldu. Ondan sonra da herhalde bizim spor
masraflarımıza bakış açısı muhakkak ki biraz farklılaştı.”
ERDOĞAN KARAKOYUNLU KİMDİR?
Erdoğan Karakoyunlu 28 Mayıs 1933’te Fethiye’de doğdu. Orta ve lise tahsilini Galatasaray Lisesi’nde yaptı ve 1953 yılında mezun oldu. Yüksek tahsilini Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yaparak 1957’de Fakültenin Maliye ve İktisat bölümünü bitirdi. Maliye Bakanlığınca açılan sınavları kazanarak 1957 – 1969 yılları arasında Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanı olarak görev yaptı. 1969 yılında Bakanlıktan ayrılıp kuruluş halinde olan “TOFAŞ Türk Otomobil Fabrikası A.Ş.’ne “Mali ve İdari İşler Müdürü’ olarak girdi. TOFAŞ‘ta 13 yıl üst yönetici olarak görev yaptı. 1982’de Koç Holding A.Ş. “Başkan Yardımcılığı’na atandı. (1982-1984) yılları arasında “Planlama ve Araştırma Geliştirmeden Sorumlu Başkan Yardımcısı; (1984-1994) yılları arasında da “Personel ve Endüstri İlişkilerinden sorumlu Başkan Yardımcısı” olarak Koç Holding‘te görev yaptı. Bu görevden 1994’te emeklilik nedeni ile ayrıldı.
MESS (Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası), TAP (Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı) yönetim kurulları üyesiydi. Karakoyunlu OSD, YASED, Maliye Hesap Uzmanları Vakfı, Galatasaray Eğitim Vakfı gibi kuruluşların kuruculuğunu yaptı ve yöneticiliklerinde bulundu. Erdoğan Karakoyunlu‘nun telif kitaplarının yanında, Maliye, İktisat ve Yöneticilik konularında muhtelif mesleki dergi ve gazetelerde yayınlanmış çok sayıda çeşitli makaleleri mevcuttur.
SON SÖZ
Türk iş dünyası ve Koç Holding önemli bir değerini kaybetti. Erdoğan Karakoyunlu, 7 Ağustos 2026 Cuma günü Emirgan Hamid-i Evvel Camii‘nde kılınan öğle namazını takiben Kilyos Aile Mezarlığı‘na defnedildi.Özellikle Türk otomotiv sektörünün gelişiminde, Türk endüstriyel ilişkiler tarihinde iz bırakmış bir isimdi. Kendisini tanıma birkaç saatte olsa kendisiyle söyleşme imkanım oldu.
Başta Karakoyunlu Ailesi olmak üzere, Koç Holding’e TOFAŞ’a, MESS’e ve Galatasaray Eğitim Vakfı’na başsağlığı diliyorum.
Değerli büyüğüm saygı ve rahmetle…

