KalDer Bursa Şubesi ve BUSİAD iş birliğiyle, Bursa Büyükşehir destekleriyle düzenlenen 2. Bursa Sürdürülebilirlik Konferansı ve Bursa Sürdürülebilirlik Ödül Töreni Atatürk Kültür Merkezi Merinos Yerleşkesi’nde geniş bir katılımla gerçekleştirildi.
Sürdürülebilir kalkınmayı güçlendirmek ve başarılı uygulamaların yaygınlaşmasını sağlamak amacıyla düzenlenen konferans, kentin ortak gelecek vizyonuna katkı sundu.
Toplantıya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Kal Der Bursa Şubesi Başkanı Serkan Ürkmez, BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Buğra Küçükkayalar, Kal Der Bursa Şubesi geçmiş dönem başkanları Sami Erol, Emin Direkçi, Erdal Elbay, belediye yöneticileri, akademisyenler, özel sektör temsilcileri, sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumlarından uzmanlar katıldı.
Sürdürülebilirlik özünde kaynakların sömürülmesi, yatırımların yönü, teknolojik gelişmenin yönlendirilmesi ve kurumsal değişimin uyum içinde olduğu ve insan ihtiyaçlarını ve isteklerini karşılayabilme potansiyelinin hem günümüzde hem de gelecek için korunduğu dengeli bir ortamda değişimin sağlanmasıdır.
Özetle sürdürülebilirlik daimi olabilme yeteneğidir. Kuşkusuz bu yetenek birbirine bağlı bir çok alanı içine alır.
SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİN TARİHSEL GEÇMİŞİNE BAKIŞ
Önce biraz sürdürülebilirlik kavramının tarihsel gelişimine göz atalım. Kavram doğrudan olmasa da Yunan mitolojisinde Gaia’ya (Tanrıdoğum mitlerinin ilk tanrıçası) kadar uzanır. Gaia, Yunan mitolojisinde yeryüzünün kozmik bir varlık olarak kişileştirilmiş halidir. Tanrıdoğum mitlerinin ilk tanrıçası, tüm yaşamın ata-anasıdır, engin göğüslü, doğurgan Toprak Ana‘dır. Özetle dünyanın vücut bulmuş halidir.
Carolyn Merchant‘a(1936-ABD) göre üç tip çevre etiğinden söz edilir. Bunlar: bireyi merkeze alan Egosentrik etik; toplumu merkeze alan Homosentrik etik ve evreni merkeze alan Ekosentrik çevre etikleridir.
Temsilcileri arasında Thomas Hobbes (1588-1679 İngiltere), John Locke (1632-1704 İngiltere), Thomas Robert Malthus (1766-1834 İngiltere) gibi isimlerin bulunduğu egosentrikler, temel olarak, bireysel faydanın maksimizasyonu savunur. Bu düşünceye göre, birey için iyi olan toplum için de iyidir.
Toplumun merkeze alındığı Homosentrik etiğin temsilcilerine göre, en iyinin ölçüsü en fazla insan için iyi olandır. Bu etiğin temsilcileri arasında Stuart Mill (1806-1873 İngiltere), Jeremy Bentham (1748-1832 İngiltere), Barry Commoner (1917- 2012 ABD) ve Murray Bookchin (1921-2006 ABD) sayılabilir.
Evrenin temel etik değer olarak merkeze alındığı Ekosentrik etik anlayışı, ekolojinin kurallarına dayalı bir sistemden yanadır. Buna göre ekosistemin birliği, istikrarı, çeşitliliği ve ahengi korunmalıdır. Ekosentrik görüşün Fritjof Capra(1939 Avusturya) dışındaki diğer temsilcileri, Leopold, Carlson, Biyolojik kontrol yanlıları ve derin ekolojistlerdir.
Ekosentrik etiğin önemli temsilcilerinden olan Capra’ya göre, yeni bir dünya görüşüne geçilmesi gerekir. Yeni bir dünya görüşüne geçilmesi, rasyonel ve sezgisel; indirgemeci ve holistik, analitik ve sentetik görüşler arasındaki dengeyi kuracak olan bir değer dönüşümüyle olacaktır. Bu etki alanları çevre, ekonomik ve sosyaldir. Bunlar Fritjof Capra‘ya göre Sistemsel Düşüncenin prensiplerine dayanmaktadır. Sürdürülebilir gelişmenin alt etki alanları kültürel, teknolojik ve politik olarak kabul edilir.
1950’li yıllarda H. S. Gordon, A. D. Scott ve M. D. Schaefer, ‘’azami sürdürülebilir ürün’’ kavramı ile balıkçılık sektörünün azami faaliyet düzeyini daima koruyacak biçimde planlı ve düzenli bir biçimde faaliyette bulunması gerektiğini dile getirir.
Global boyutta ilk toplantıda 5-16 Haziran 1972 tarihleri arasında, Stockholm‘de gerçekleştirilen BM İnsan Çevresi Konferansında (Stockholm Konferansı), sosyo-ekonomik yapıları ve gelişme düzeyleri farklı olan birçok ülke, “çevre” konusunda ilk defa bir araya gelir. Konferans sonunda, BM İnsan Çevresi Bildirisi kabul edilir.
Bunun ardından Brundtland Raporu olarak da bilinen Ortak Geleceğimiz/Our Common Future, Ekim 1987‘de Birleşmiş Milletler tarafından Oxford University Press aracılığıyla yayınlanır. Bu yayın, eski Norveç Başbakanı Gro Harlem Brundtland‘ın Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu (WCED) Başkanı rolünün tanınması adına düzenlenir.
Brundtland Komisyonu‘nun misyonu şudur:
“Kritik çevre ve kalkınma sorunlarını yeniden gözden geçirmek ve bunlarla başa çıkmak için yenilikçi, somut ve gerçekçi eylem önerileri formüle etmek;
Çevre ve kalkınma konusunda uluslararası işbirliğini güçlendirmek ve mevcut kalıplardan kopabilecek politika ve olayları gerekli değişim yönünde etkileyebilecek yeni işbirliği biçimlerini değerlendirmek ve önermek;
Bireyler, gönüllü kuruluşlar, işletmeler, enstitüler ve hükümetler tarafında eylemle ilgili anlayış ve bağlılık düzeyini artırmak.”
***
Süreç adım adım gelişir. Uluslararası İklim Zirveleri ile global ısınma, ozon deliği, kutupların erimesi, hava kirliliği, temiz su sorunu gibi çeşitli sorunlar arka arkaya gündeme geldiğinde, sürdürülebilirlik kavramı günümüzde bir Sine qua non/Olmazsa olmaza dönüşür.
2.BURSA SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK KONFERANSI VE KONUŞMALAR
Kal Der Bursa Şubesi ve BUSİAD bilindiği gibi 22 yıldır beraber Bursa Kalite ve Başarı Sempozyumunu ve Mükemmellik Ödülü’nü gerçekleştiriyor.
Son iki yıl da bunun yanında Bursa Sürdürülebilirlik Konferansı yapılıyor. Bu yıl bu konferansa Bursa Sürdürülebilirlik Ödülü de dahil edildi.
Merinos AKKM’de düzenlenen konferansta konuşan Başkan Mustafa Bozbey, sürdürülebilirliğin yalnızca bir yönetim anlayışı değil, aynı zamanda bir kültür meselesi olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:
“Kalite yolculuğuyla 2000’li yıllarda Nilüfer’de elde edilen deneyim şimdi Büyükşehir Belediyesi’nde daha geniş kapsamda sürdürülüyor.
Güvenli, dirençli ve yaşam kalitesi yüksek bir gelecek; ancak hep birlikte uygulayacağımız sürdürülebilir adımlarla mümkün olabilir. Sürdürülebilirlik bir tercih değil, nitelikli bir yaşamın ön koşuludur.
Bursa Büyükşehir Belediyesi, BUSKİ ve KalDer Bursa Şubesi ile birlikte ‘Ulusal Kalite Hareketi İyi Niyet Bildirgesi’ni imzaladı. Bu adım kurumsal kalite, şeffaflık ve sürdürülebilirlik vizyonunun önemli bir göstergesidir. Bu yolculuğa tüm iştiraklerimizle birlikte çıktık. Hedefimiz; daha dirençli, daha yaşanabilir ve gülümseyen bir Bursa. Sürdürülebilirlik çalışmalarını ortak akıl ve dayanışmayla büyütüyoruz.”
BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Buğra Küçükkayalar, sürdürülebilirliği “sosyal sorumluluk sahibi bir kuruluş olma yolunda bitmeyen bir süreç” olarak nitelendirdi. Aşırı tüketim yerine ihtiyaçların doğru belirlenmesinin önemine dikkat çekti.
KalDer Bursa Şube Başkanı Serkan Ürkmez ise Bursa’da sürdürülebilirlik bilincinin hızla geliştiğini belirterek, EFQM Mükemmellik Modeli’nin Büyükşehir Belediyesi’nde yaygınlaştırılmasının önemli bir dönüşüm sağladığını söyledi.
KONFERANSTAN NOTLAR
Konuşmaların ardından ana sponsor firmaların temsilcilerine plaket verildi. Program, alanında uzman konuşmacıların yer aldığı oturumlarla devam etti.
SEMTRIO Ceo‘su İlker Turan ‘Stratejik İş Modeli Sürdürülebilirlik’, konusunda bir sunum yaptı.
TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç ‘Sürdürülebilirlik, iklim değişikliği ve iş dünyasına etkileri’ konularında bilgiler verdi.
Öğleden sonraki ‘Özel sektör deneyim paylaşımı’ oturumlarının ilkinde SÜTAŞ Ar Ge ve İş Geliştirme Müdürü ve Sürdürülebilirlik Komitesi Üyesi Melis Tezel ve Arçelik Pazarlama Kıdemli Pazarlama Direktörü Mehmet Tüfekçi konuşmalarını yaptı.
İkinci oturumda ise Kastamonu Entegre Global Ar-Ge ve İnovasyon Direktörü Dr. Hüseyin Güler ve Polisan Holding ve Grup Şirketleri Yönetim Sistemleri ve Sürdürülebilirlik Müdürü Dilek Sarıaslan deneyimlerini paylaştı.
BURSA SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ÖDÜLLERİ
Bursa Sürdürülebilirlik Konferansı kapsamında bu yıl ilk kez Bursa Sürdürülebilirlik Ödülleri verildi. Bu ödüllerde 4 firma finale kalmıştı. Bu firmalar UEDAŞ, Vanelli, Seger ve Penguen Gıda’ydı.
Ödül töreninde UEDAŞ Büyük ödüle layık görülürken; Vanelli, Penguen Gıda ve Seger de Başarı Ödülü aldı.
Ödül alan firmalarımızı kutluyorum.
SON SÖZ
1963‘te Leon C. Megginson, Charles Darwin‘in fikirlerini yorumlayan bir pasaj içeren bir konuşma yaptı.
Megginson, Darwin‘in sözlerini aktardığını iddia etmedi. Yine de, zaman içinde, bu aşamalı süreçte bu pasaj basitleştirildi, kısaltıldı, değiştirildi ve doğrudan Darwin‘e atfedildi.
Bu sözün Darwin tarafından söylenip, söylenmediği tartışması konumuz değil. Ama sözün anlamı konumuz.
“Ne en güçlü olan tür hayatta kalır, ne de en zeki olan… Değişime en çok adapte olabilendir, hayatta kalan!”
Yani doğaya uyum sağlayan türünü devam ettirir, sağlayamayan yok olup gider.
İnsanoğlunun doğayla savaşı, ona hükmetme arzusu ve kibiri tarihsel süreç içinde bize mevcut durumu getirdi. Doğaya uyum sağlamak yerine hep biz doğayı kendimize uydurmaya çalıştık. Sonucu ortada.


