Teknolojinin daha gelişmediği dönemlerde marketlerin, süpermarketlerin, hipermarketlerin olmadığı dönemlerde çocukluğumuzda şu seslere alışkındık:

“Bohçacı geldi, hanım.”

“Yoğurtçuuuu.”

“Sütçüüü.”

“Booozaaaa.”

“Sakaaa.”

Artık bu seslere hasret kaldık. Teknoloji gelişti. Televizyon başköşemizde, ceplerde internet, bugünün zor hayta koşullarında herkesin tek eğlencesi televizyon.

TRT ile başladığımız yolculuğumuz, günümüzde sayısız kanal ile devam ediyor. Artık insanların “Bu kanal kimin?” sorusuna yanıt veremiyoruz.

Hal böyle olduğunda her gün televizyon izlerken rahmetli Uğur Mumcu’nun “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi bir toplumuz” sözü aklıma geliyor. Bir de  bu ülkede eğitim düzeyi ne olursa olsun herkesin üç şeyi bildiğini– bildiğini zannettiğini- anımsıyorum.

“Futbol, ekonomi ve siyaset.”

AKADEMİ DÜNYASI VE MEDYA

Klasik tartışma vardır. Veya uzlaşmaz çelişki -antagonizma- diyebileceğimiz bir kaç tartışma:

“Sanat sanat için midir, sanat toplum için midir?”

“Bilim bilim için midir, bilim toplum için midir?”

Uzunca bir süredir gazete sütunlarında ve televizyon ekranlarında akademi dünyasından insanlar görüyoruz. Eskiden bu insanlar çok sınırlı sayıdaydı. Ağırlıklı olarak eskiden sağlık konuları ile ilgili uzmanları gazete sütunlarında sonra da ekranlarda izledik.

Ben Bursa özelinde akademi dünyası ve medya birlikteliğine ilk kez Bursa Hakimiyet’te tanık oldum. Prof. Dr. Necmi Gürsakal ve Prof. Dr. Erol İyibozkurt büyüklerimle uzun süre aynı gazetede yazma onuru yaşadım. Onlarla dostluklarımız oldu. Hele hele Necmi Hocam’ın benim akademik çalışmalarım sırasında zorlandığım istatistik değerlendirmelere büyük katkısı oldu.

Yaklaşık 40 yıldır akademi dünyasının içindeyim. Ulusal ve uluslararası bazda çok değerli hocalarım oldu. Çok değerli hocalar da tanıdım.

Hepsinin ortak noktası mütevazilikleri, karşısındaki insan kaç yaşında olursa olsun ona değer vermeleri, dinlemeleri ve kurdukları her cümlede “Bence/bana göre” gibi belirteçleri kullanmayı ihmal etmemeleriydi.

Süreç içinde hep nicelik ve büyüklüklere takıntılı bir toplum olduğumuz için birden bire her ile ve ilçeye -siyasi ve diğer gerekçelerle- üniversite kurmaya başladık. Bunlara yetecek hoca var mıdır? konusuna bakmadan. Hoca olsun düşüncesiyle akademik unvan alma sürekli yıllar içinde kolaylaştırıldı. Akademi dünyasında bir çok insan sadece akademik yükselmeleri (bilim bilim içindir mantığı) için araştırmalar yapmaya başladılar.

Sonra ne oldu? Akademi dünyasındaki bazı insanlar popülerlik uğruna kendilerini ekranların önüne attı. Çocukluğumuzdaki o sesler gibi “Uzmanın geldi, haanıım”lar türedi. Ne uzmanı? Bunlar her konunun uzmanı. Önündeki akademik ünvan sanki ona her konuyu bilme ve fikir yürütme hakkı veriyor. Hele hele kurdukları cümlelerdeki hüküm cümleleri beni çıldırtıyor. Televizyonlar program yaptırıp, büyük maliyetler altına girme ve rating korkularını, bu televizyonlardaki tartışma programları ile geçiştirdiler.

Bakın öncelikle o ekranlarda izlediğimiz çok çok değerli-az sayıda- bilim insanlarımızı tenzih ediyorum. Ama büyük çoğunluğunu bilimle uğraşan bir insan olarak utanarak izliyorum.

Bilmediğine bilmiyorum demek erdemdir. Bu insana bir şey kaybettirmez. Ama demagoji yapmak bilim insanının işi değildir. Siyasetçinin işidir. Demagojiyi, retorik (Retorik ya da eski ismiyle Belâgat, etkileyici ve ikna edici konuşma sanatı.) sanmak görgüsüzlüğün ve bilgisizliğin üst seviyesidir.

SON SÖZ

Bu bir ucuzlaştırma ve değersizleştirme projesi sanki. Ve buna takılan herkes bu projenin istemeden veya isteyerek parçası olmakta.

Bir dönemler hekimlerin değersizleştirildiği gibi şimdi de bilim dünyası değersizleştirilme yolculuğunda.

Bu bize bir şey kazandırmaz. 100.000 kişinin sıfır çektiği üniversite sınavında verilen eğitimin ne oranda değerli olduğu, bir inat uğruna her okulu İmam Hatip’e çevirmenin ne kadar yanlış olduğunu anlamak için bunu denemeye gerek yoktur. Çünkü bilim zaten bunu bize gösterir.

Bakın eğitim, bilim, sağlık ve güvenlik deneme tahtası değildir. Bunlar sosyal devletin ana unsurlarıdır.

Değerli televizyonun vazgeçilmezi her konunun uzmanı olan akademisyenlerimize yolları açık olsun diyorum. Bir gün çocuklarınız ve torunlarınız o kayıtları izlediğinde size nasıl anacaklarını düşünüyorsunuz?

İktidar veya muhalefete yaranmak için onların sözcüsü gibi davranmak akademi dünyası için utanç vericidir.

O çok az sayıdaki değerli bilim insanımıza buradan sesleniyorum. Lütfen ömrünüzün  son gününe kadar anlatmaya, yazmaya, eğitmeye ve yön göstererek insan yetiştirmeye devam edin.

VALİ CANBOLAT’A ÖZÜR

Meslek kıdemi 47 yıl olunca insan benzer/yakın, bazı isimleri/soyadları karıştırıyor. Geçenlerde Bal Göç ile yazdığım yazıda Bursa Valisi Yakup Canbolat’ın adını eski Bursa Valisi Nihat Canbolat olarak yazmışım. Sağolsun bir okurum uyardı. Nihat Valimizin de soyadını orada Canpolat yerine, Canbolat yazmışım.

Bu hatam yüzünden başta Bursa Valisi Yakup Canbolat olmak üzere, eski valimiz Nihat Canpolat’tan ve siz okurlarımdan da özür diliyorum.